• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
TÜM YAZILARI

Ya kafa yok, ya ahlak...

09 Ağustos 2026
A


Halil Kışlacık İletişim: [email protected]

Ya kafa yok, ya ahlak...

HALİL KIŞLACIK 

Bu ülkede ne geç ve güç olduysa, bazılarının kifayetsiz muhterisliği yüzünden geç ve güç oldu.

“Ne olmuş bir bakalım” yok...

“Oturalım da konuşalım” yok...

“Bir bilene danışalım” yok...

Onların ağzından bir şey çıktı ya, daha neyi niye düşünüyorsun, kabul edeceksin.


Onlar ne hüküm verirse, ona razı olacaksın.

Yoksa?

Eline ayağına dolaşmak için ne yapmadık bozgunculuk, ne söylenmedik hakaret bırakırlar...


Malum, bir süreç yürüyor.

PKK’nın zaten eylem kapasitesi kalmamıştı, istendi ki bu defter tümüyle kapansın.

Madem ki PKK bir adım attı, Türkiye için artık bir tehdit olmadığını ilan etti, “Silahları bıraktım” dedi, bu işi suhuletle bitirmek için devletin de adım atması gerekir.

Dün TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen çerçeve yasa da bu adımın somutlaştırılmasıdır.

Peki, bizim köşe kadıları ile klavye kazaskerleri ne hüküm verdi bu yasaya?



Hani kimisi var, “Teröristle hiçbir şart altında pazarlık olmaz. Çatışmaysa çatışma” diyor.

O adamı yine anlarım.

Ama PKK’nın ülkenin güneydoğusunda askerimizi ve polisimizi şehit ettiği dönemlerde dahi “birliktelik”ten gocunmayan ekibin, bugün terörü zaten fiilen bitirmiş olan AK Parti hükümetine ve sürece destek verenlere “terör destekçisi” muamelesi yapmaya kalkması, ya zihinsel bir arazın, ya ahlaki bir tefessühün sonucu olabilir.

Bir parantez açayım, bazılarını, bu “Ya kafa yok, ya ahlak” halinden ayrı değerlendirmek lazım.

Onların teşhisi nasıl konulabilir ya da konulmalı mıdır, bilmiyorum.

Onlardan, zaten yapmakta oldukları dışında hiçbir şey beklemiyoruz.

Mesela, İyi Parti cephesinden biri, “Terörsüz Türkiye” konusunda olumlu ne söyleyebilir?

Hatırlayanlar olacaktır, daha ortada hiçbir şey yokken, sürecin tarafları sadece bir “barış temennisi”nde bulunmuşken, “Süreç başlarsa baltalarız” açıklaması yapmışlardı...

Yapabileceği başka bir şey de yoktur bu partinin, Kürt ve mülteci düşmanlığı üzerine bina edilmiştir, bu tartışma bitince o da bitecek. 

O yüzden, “dükkandaki yangını söndürmeye çalışan ticaret erbabı”nı ayrı tutalım bu halden...

Bizim köşe kadılarıyla klavye kazaskerleri, son birkaç yılda çok yıprandı.

“Allah, insanı iddiasından vurur” lafını ispatlamak istercesine, hangi silaha sarıldılarsa, en öldürücü kurşunu o silahtan yediler.


Bir tek yolsuzluk örneği göstermeden yolsuzluk iftiraları atıyorlardı, “Hepimiz görüyoruz” veya “Artık bilmeyen kalmadı” laflarıyla. Kimse onların gösterdiği yerde yolsuzluk falan göremiyordu oysa... Sonra gerçekler ortaya çıktı, gerçekte kimin yolsuzluk yaptığı faş oldu. Bu sefer bu utanmazlar, “Bu yolsuzlukların soruşturulması siyasi olarak AK Parti’ye yarıyor, yoksa soruşturulmazdı” demeye başladı. 

Biz de yolsuzluğun dedikodusuna hassas, vukuuna apatik, omurgasız bir tür tanımış olduk böylece.

Ama bir iki yerden değil, komple döküldüler.

Ne kanaat önderi kisvesine büründürdükleri sosyal medya meşhurları kaldı maskesi düşmeyen, ne hayırseverleri, ne sanatçıları, ne aktivistleri, ne mütefekkirleri, ne bilim adamları...

Bunların rezillikleri yüzünden, benzer dünya görüşüne sahip olan ama davasında samimi, gerçekten bir idealin peşinde koşan, temayüz etmiş insanlar elini ayağını siyaset, medya, sanat, sivil toplum gibi alanlardan çekmeye başladı, farkında mısınız?

Fakat durmaları mümkün değil.

“Kifayetsiz muhteris” dedik ya, kifayetsizlikleri neyse de, başlarındaki asıl afet muhterislikleridir bunların.

Uğraşıyorlar, sürekli uğraşıyorlar ama olmuyor. Ne yapsalar, ne etseler kendileri istedikleri noktaya çıkamıyorlar, düşman gördüklerini istedikleri noktaya indiremiyorlar. Gerçeğin hilafına hareket ederek sonuç almak mümkün değildir çünkü. Anca, geciktirdikleriyle kalıyorlar.


Bugün sadece kişisel nefretle hareket edip “Terörsüz Türkiye” sürecini karalamaya kalkanlar, ne hedefe koydukları insanları karalamakta başarılı olabilirler, ne de kendileri bu süreç üzerinden ihtiraslarını tatmin edebilirler.

CHP’deki İmamoğlu örneğini gördük, Makyavelizm kısa vadede sonuç veriyor gibi görünse de uzun vadede muhakkak kaybettiriyor. Hele ki toplumun bu hızla dönüştüğü zamanlarda, o uzun vadeye artık birkaç on yılda değil birkaç yılda ulaşılıyor.

O zaman, toplumun ayarlarıyla bu kadar oynamanın, birbirimizi bunca yormanın alemi var mı?

Bırakın su aksın, yatağını bulsun.

Bırakın, millet kendisiyle barışsın.

Siz de bir zahmet kendinizle barışın.

Değilse, bu bataktan biraz zor çıkarsınız...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Dertli

Sayın yazar, barış süreci tamam da bunlara gerçekten güveniyor musunuz..içinizde kuşku yok mu..kimlerin kullandığını biliyorsunuz..Bu yüzden eleştirenlere de kulak verilmeli.. Emin olun sessiz çoğunluk kuşkulu, bekle gör diyor.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23