--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kaç gün geçti, “kişisel verilerin gizliliği” diyen yok!

Murat Alan
Murat Alan
0

Türkiye’de siyasetin aynası, işler yolundayken değil, kriz çıktığında kendini gösterir.

Hele ki kriz, kendi mahallenizden birinin kapısını çalmışsa…

İşte o zaman sözlerin değil, reflekslerin konuştuğu yere gelirsiniz.

Son bir haftada yaşananlar, bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken çok çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Bir tarafta AK Parti Genel Başkan Yardımcısı (eski) Fatma Betül Sayan Kaya…

Diğer tarafta CHP’li ya da yeni ismiyle Yeni Partili (bu isimde ne kadar kalırlarsa artık) belediyelerde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan rüşvet, operasyon ve özel hayat tartışmaları…

Önce Fatma Betül Sayan Kaya meselesinden başlayalım.

Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleriyle ilgili iddiaları kamuoyuna taşıyan isim, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre oldu. Emre’nin iddiasına göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan’da yaklaşık 63 milyon 359 bin lira karşılığında 250 bin adet hisse aldı.

Daha sonra bu hisselerin yaklaşık 4 bin 482 lira seviyesinden satıldığı ve yaklaşık 1 milyar 344 milyon liralık bir tahsilat yapıldığı öne sürüldü.

İddiaların odağındaki asıl mesele ise rakamların büyüklüğü kadar zamanlamaydı. Fon krizinin patlak vermesinden hemen önce gerçekleştirilen satışlar…

Önceden bilgi sızdırılmış olabileceği iddiası. Ve bu nedenle ortaya çıkan soru işaretleri…

İddiaları gündeme getiren isim bir muhalefet partisi sözcüsüydü. Yani AK Parti içinden biri değildi. AK Parti’ye yakın bir isim değildi. Muhafazakâr bir medya organının yöneticisi değildi.

Peki AK Parti ne yaptı? 

“Bu, muhalefetin kumpasıdır” dedi mi?

“Bizi hedef alan siyasi bir operasyondur” dedi mi? “Bu bilgileri nereden aldınız?” diye saldırının yönünü iddia sahibine çevirdi mi? “İtibar suikastı yapılıyor” dedi mi? Arkasına “Atatürk portresi” alıp ağlaşan bir AK Partili gördünüz mü? “Kişisel verilerin gizliliği” diyen oldu mu? Ki bu bilgilerin paylaşılması hukuken suç olduğu halde!..

AK Partililer bunu söylemedi ama CHP eskileri bunu söyleyecek…

Ne zaman biliyor musunuz?


Bu şirketin hisselerinden alanların kendi adamları olduğu ortaya çıkınca!..

Neyse, biz detaylara takılmadan devam edelim…

Kaya’nın istifası öncesinde AK Parti cenahı hiçbir siyasi savunma hattı kurmadı. Hemen istifa istendi, daha gün dolmadan Betül Hanım tüm görevlerinden azledildi. Hatta eşi ve kendisinin mal varlığına da tedbir getirildi.

Buraya kadar tamam… Peki ya diğer tarafta ne oldu? İki örnek çekelim kabarık listeden…

Manavgat… Baklava kutusu… 110 bin euro… Makam odası… Kamera görüntüleri… Suçüstü… Ve sonrasında etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadeler… Anladınız işte…

Manavgat Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Engin Tüter’in tutuklandığı rüşvet skandalı.

Ortada sadece “birileri bir şey iddia etti” denilebilecek bir tablo yok. Somut bir operasyon var. Kamera görüntüsü var. Makam odasında ele geçirilen 110 bin euro var.

Ve devamında gelişen adli süreç var. Peki, şimdi dürüstlük satan bu arkadaşların siyasi refleksi ne oldu?

“32 saatlik kayıt var”, “adım adım kurgulandı”, “polis kumpası”, “planlı operasyon”…

Tam olarak bu saçma sapan savunmayla aklamaya çalıştılar kendilerini.. Oysa mesele son derece basit bir soruya indirgenebilirdi…


Ortada bir kumpas varsa, deliller nerede? Gerçekten 32 saatlik kayıt varsa, neden mahkemeye sunulmuyor? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da tam bu noktaya dikkat çekmiş, “Madem elinde 32 saat video kaydı var, versene mahkemeye” demişti.

Şimdi bir de Uşak’a bakalım. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım…

Rüşvet soruşturması kapsamında Ankara’daki bir otel odasında belediye personeli olan 21 yaşındaki kadınla birlikte yakalandı. Yalım’ın ikinci telefonu ise kadının iç çamaşırında bulundu.

Telefonun şifresi verilmedi. Olayın kendisi kadar, bu telefonun nereye ve neden saklandığı da soruşturmanın konusu oldu. İlk savunma, “Başkanımızın yanındayız.”

Bunu söyleyen de CHP Uşak Kadın Kolları. Üstelik açıklamada Yalım’a yönelik operasyon, siyasi bir saldırı olarak nitelendirildi. “Bu milletin feryadını bastırmak isteyen iktidarın, CHP’li belediye başkanlarına saldırdığı” yönünde ifadeler kullanıldı.

Sonra ne oldu? Paylaşım kaldırıldı. Yalım etkin pişmanlıktan yararlandı. İtirafçı oldu.

Ne acıdır ki itirafçı olduğu için ihraç edildi. “Satarsan bizi, böyle olur” mu denildi acaba?..

Şimdi soruyorum… AK Parti’nin gösterdiği refleks, neden CHP eskisi Yeni Partililer tarafından gösterilmedi?

Neden “kumpas”, “siyasi saldırı”, “düşman hukuku”, “itibar suikastı” gibi kavramlar olayın önüne geçti? Daha da önemlisi… Neden bu CHP eskileri hakkında ciddi iddialar ortaya çıktığında ilk refleks, iddianın içeriğini araştırmak yerine iddia sahibinin niyetini sorgulamak olabiliyor?

İşte meselenin düğümlendiği yer burası. Ortada somut bir delil varsa bizler kişinin kimliğine, mensubiyetine bakmadan eleştiriyoruz. Ama onlar ise başlıyorlar kumpas yaygarasına… Ta ki sahip çıktıkları kişi itirafçı olup suç ortaklarını ifşa edene kadar. İşte o dakikadan sonra harekete geçiyorlar.

Olması gereken.. Kendi mahallenizden birine yöneltilen iddiada da, karşı mahalleden birine yöneltilen iddiada da aynı soruyu sorabilmek… Ne olmuş? Delil ne? Soruşturma ne diyor? Mahkeme ne diyor? Selametle…

 

Murat Alan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle