Allah ruha yerleştirilen bir çip midir?
İnsan bilgisayar çağında yaşayınca Allah’ı çip sanır, enerji çağında yaşayanlar da Allah bir enerjidir demişlerdi. Eğer Allah dünyada yaşayanlara kendini gösterse idi o zaman başka şey diyeceklerdi. Müşrikler de Allah’ın kızları olduğunu söylemişlerdi. İsrailoğulları da Allah’ı bir babaya benzetmişlerdi.
Aklından zoru olan bir zatı meçhul, Allah’ı ruha yerleştiren bir çip olarak tavsif etmiş. Yakındır kendisini tanrı ilan ederse şaşmayın. Bir de “benim inandığım Allah namazla abdestle uğraşmaz” demiş. Tabi Allah’ı kendin tanımlarsan aklın yatmayan emirleri bir bir atarsın. Sen yeni değilsin. Müseylimetül kezzap da beş vakti üçe indirmişti. Ama Kezzap olarak anılıyor. Abdesti onunla irtibatlandırmaz, güya basit bir şey olarak görürsün. Sanki basit gördüğün için senden kalktı! Bir vakit namazın, abdestin var mı? Hiç kılıyor musun? O kadar basit madem neden kıla kıla başın şişmiyor?
Senin izahın felsefi bir tanımlama. Filozofi bir tanım. İlahiyatçılığı hafızlığı beğenmedin filozofluğa soyundun demek? Eğer Allah bir çip olsa idi bu çipi sadece sana mı yerleştirirdi? Eğer öyle olsa idi, insanların bir kısmına yerleştirip bir kısmına yerleştirmese idi adaletsiz olmaz mıydı? Allah sana bir çok evlilik yazmış , “bir ara sekiz olduğunu duydum” çoğu insanı bir eşe razı kılacak!... Satın alınsaydı o çip, herkes ondan alırdı ama kadınlar ne olurdu bilmem?
Burada Montaigne’nin “Denemeler” kitabından ilginç bir yazıyı kaleme alıyorum. Filozoflar ve Tanrılar… “Thalese göre tanrı her şeyi sudan yaratan bir güçtü. Anaximendorosa göre tanrılar değişik mevsimlerde doğup ölüyorlardı ve sayıları sonsuz dünyalardı. Anaximenese göreyse hava tanrıydı. Yaratılmış uçsuz bucaksız ve hep hareket durumundaydı. Anaxagoras ilk kez her şeyin düzen ve davranışını sonsuz bir ruhun gücü ve aklı yönettiğini ileri sürdü. Alkmeon tanrılığı güneşe aya yıldızlara ve ruha veriyordu. Pythagorasın tanrısı bütün nesnelerin yaratılışına dağılan bir ruh oluyor. Bizim ruhlarımız da ondan kopuyordu. Parmanides tanrıyı, göğü çevreleyen ve dünyayı ışığın kızgınlığıyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu. Empedoxlese göre tanrılar dört unsurdu ve her şeyi bunlar yapıyordu. Pratagoras tanrıların varlığı yokluğu ve nitelikleri üstüne bir diyeceği olmadığını söylüyordu. Demokritos’a göre tanrı olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir. Kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonsuz zekamızdır. Platon inancını değişik yönlere dağıtır. Timaiosta dünyayı yaratanın adı olmayacağını söyler. Yasalarda tanrı varlığının araştırılmasını ister. Aynı kitapların başka yerlerinde dünyayı, göğü, yıldızları, toprağı ve ruhlarımızı tanrılaştırır. Ayrıca her devletin eski düzeninde benimsenmiş tanrıları da benimser. Xenophenes Sokratesi aynı karışık öğretiler içinde gösterir. Kimi zaman tanrının biçimi araştırılmamalıdır, kimi zaman tanrı güneştir, kimi zaman ruhtur; hem bir tektir hem de bir sürüdür. Platonun yeğeni Speussippos tanrıyı her şeyi yöneten bir çeşit hayvansı güç olarak düşünür. Aristotelese göre göğün tanrısı kah evren, kah ruhtur. Kimi zaman evrene başka bir baş bulur, kimi zaman da tanrıyı ateşliği olarak da görür. Zenokrate sekiz olur tanrı. Beşi gezegenlerin beşlisi, altıncısı duran yıldızların tümü, yedincisi ve sekizincisi ayla güneştir. Herakleitos değişik görüşler arasında gider gelir, bir sonra tanrıyı duygudan yoksun eder, biçimden biçime geçiştirir sonra yerle gök olduğunu söyler. Theophrastes aynı kararsızlık içinde türlü fantazyalardan geçer, dünyanın yönetimini kah zekaya kah yıldızlara bağlar. Stratoya sorarsanız tanrı üretme, çoğaltma ve azaltma gücü olan doğadır, biçim ve duygusu yoktur. Zenonun tanrısı iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan doğal yasadır, yaratıklara o can verir. Zeus, Hera, Vesta gibi geleneksel tanrılara yer vermez Zenon. Diogenes, Apollononiatesin tanrısı havadır. Xenophanesin tanrısı yuvarlaktır, görür, işitir ama soluk almaz; insan yaratılışıyla hiçbir ortak yanı yoktur. (..) Diagoras ve Theodorus tanrı adına ne varsa hepsini yadsıyorlardı. Epikurosda tanrılar ışıklı ve saydamdırlar, içlerinden hava geçebilir. İki kale arasındaymış gibi iki dünya arasında otururlar; kaza bela semtlerine uğramaz, yüzleri insan yüzü, uzuvları insan uzuvlarıdır. Ama hiçbir işte kullanılmaz bu uzuvlar.
Kitabın yazarı bir filozof olan Montaigne, filozofların bu birbirine zıt, birbiriyle çelişen tanrı tanımlarından sonra şöyle diyor “Bunca filozof beyninin curcunasını gördükten sonra, gelin de güvenin felsefenize, buldum diye övünün çörekteki baklayı!”
Sen de “buldum diye övün çörekteki çiple” vesselam.







