“Kissinger” dediğiniz bu muydu?
“Kissinger” dediğiniz bu muydu?
HALİL KIŞLACIK
Bir toparlayalım...
Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük teveccüh gösterdiği iki-üç isimden biriydi Ahmet Davutoğlu.
Bu Erdoğan’ın en kritik hatalarından biridir aynı zamanda...
Davutoğlu partiyi devraldıktan sonra Erdoğan’ın yıllarca emek verip oturttuğu teşkilatı dağıtmakla kalmadı, gitti iki tane sosyal medya trolüyle kavgaya tutuştu, üstüne o kavgayı nasıl becerdiyse kaybetti, sonra da “Erdoğan niye beni korumadı” diye istifa etti.
Koskoca Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, adamlarına sorarsan Henry Kissinger ayarında bir teorisyen, “uygulamada çuvallamış” olabilir mi? Tabii Erdoğan’ın suçuydu (!) hepsi...
Davutoğlu, 2019’a kadar kinini nispeten içinde tuttu, açıktan düşmanlık etmedi, AK Parti’den ayrılmadı. Hatta ayrılmasını “Ben ayrılmadım, onlar kovdu” kılıfına soktu...
Partisini kurduğunda yeri de rolü de hazırdı ama o farkında değildi. Önemi yoktu, bir yıl geçmeden farkettirdiler... Joe Biden’ın kurguladığı altılı masa ittifakı sayesinde, 2023 yılına kadar muhalif medyada kendine epey bir yer buldu...
Ama Gelecek Partisi 2023 seçimlerine CHP listelerinden hepi topu 19 adayla girebildi, 10 milletvekili çıkardı. Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybetmesiyle de Davutoğlu’nun kerhen razı geldiği cumhurbaşkanı yardımcılığı bile suya düştü.
Masada figüran olarak kalmaktan gocunduğu belliydi. Hele Kılıçdaroğlu tasfiye edilip de partinin yönetimi İmamoğlu’na geçince, işin tadı bütün bütün kaçmıştı. Özellikle “beklenen performansı gösteremediği” her durumda Saraçhane Bülbülleri’nin, “Bizim oylarımızla Meclis’e girdiniz” diye başına kakılması çekilir dert değildi. O zaten Meclis’e girmemişti ki. Elinde uğraş olarak sadece partinin genel başkanlığı kalmıştı, o da iyi gitmiyordu. 2024 yerel seçimlerinde aday bulamadı. 2025’te partisinin 10 vekilinden 6’sı istifa etti. İstifa eden 6 vekilden 5’i AK Parti’ye geçti. Erdoğan “Herkese kapımız açık” deyince, bir ara o da heveslendi, “Acaba dönebilir miyim” diye...
O hevesi de kursağında kaldı. Erdoğan’ın kesinlikle affetmeyeceği, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki insandan biri olduğu ortaya çıktı.
Bir süredir zaten sesi soluğu pek çıkmıyordu, sonunda partinin kapısına kilit vurdu.
Ona sorarsanız, siyaset çok kirlenmiş de onun için bırakma kararı almış.
Eh, zaten ne zaman “Beceremedim, elime yüzüme bulaştırdım” dedi ki?
Yine tertemiz çıktı işin içinden!
•
Bu hikayenin dikkat çekici kısmı, sonu... Yani, Davutoğlu’nun dükkanı kapatması...
Normalde bir hikayede baş kahraman için “Yapabileceği bir şey kalmadı” dedikten sonra en dikkat çekici kısım “vazgeçmesi” olmaz, ama bu durum farklı...
Bir düşünün, son 10 yılda kaç defa “yapacak bir şey kalmadı” Davutoğlu için?
En çok umutlanır gibi göründüğü altılı masa zamanı bile yapacak bir şeyi kalmadığını biliyordu... “Az daha seçimi kazanıyorlardı” demeyin, o, kayıplarının en büyüğü olurdu... Kazansalardı Kılıçdaroğlu’nun 6 ayrı partiye mensup 7 yardımcısından biri olacaktı Davutoğlu. Üstelik biliyordu ki Erdoğan kaybettikten sonra kimin kazandığının önemi yoktu, birkaç ay içinde Ekrem İmamoğlu Kılıçdaroğlu’nu devirip cumhurbaşkanı olmak için her yolu deneyecekti, büyük ihtimalle ilk deneyeceği yol da küçük ortakları harcamak olacaktı...
Bütün bunları görüp, yaşayıp vazgeçmedi de bugün niye vazgeçti?
•
Benim aklıma iki ihtimal geliyor...
2002’den beri en kötü günlerini geçiriyor muhalefet, üstelik bu sefer suçu AK Parti’ye ve Erdoğan’a atmak da mümkün değil. Aynı günlerde hem muhalefetin merkez üssü CHP dağıldı hem de muhalif seçmenin nasıl dolandırıldığı ortaya çıktı. Az zamanda çok ve büyük (!) işler başardılar. Mahalle toz duman, göz gözü görmüyor.
Ya Davutoğlu manzaraya baktı da “Bu saatten sonra mümkün değil millet bize oy vermez” dedi...
Ya da “Çoktan kapatacaktım da ardımdan teneke çalarlar diye korkuyordum, bu hengamede beni kimse konuşmaz” diye düşünüyor...