CHP’de dert bir değil, elvan elvan!...
CHP’de dert bir değil, elvan elvan!...
HALİL KIŞLACIK
Enver Aysever, aslen CHP medyasının klasik bir karakteridir.
Tanıyorsunuz işte, “kayığı yürürken” CHP’li olmayanlara, ara bozulunca da dönüp CHP’lilere küfreden, Yılmaz Özdil veya Uğur Dündar gibi, alışılagelmiş, necip Türk matbuatının mümtaz bir esnafı...
Bu esnaf takımının ara ara “tehdit babından” CHP yönetimine birden salvoya başlaması ve hemen ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi mahviline dönmesi, dışarıdan bakanlar için artık vakayı adiyeden.
Normal şartlar altında ne kadar bozuşsalar, tartışsalar, hatta küfürleşseler ve kavga etseler bile yine “dümeni açık etmez”lerdi. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğunu kaybetme ihtimali ufukta belirdiğinde bu ekibe yönelik “Ben kimin nereden ne kadar maaş aldığını iyi biliyorum” tehdidini hatırlayın. Başka bir ülkede olsa yer yerinden oynardı, bunlar kendi aralarında çözdü, iki günde boğuntuya getirip unutturdular...
•
Biz “Beraber haşrolacaklar herhalde” derken, Ekrem İmamoğlu’nun her konuda gösterdiği “pervasızlık” bir bela daha açtı başlarına...
Kılıçdaroğlu’na açılan savaşın “İzmir cephesi”nde, kavganın bir tarafı olmaya hiç niyeti olmayan Enver Aysever isabet aldı. Hatırlayın, şu “yazarlık atölyesi ihalesi” meselesi hani. O ihalenin faş edilmesi yüzünden Aysever, Cumhuriyet’ten kovuldu, ihale de iptal edildi, Aysever ise “Sessiz kaldı” diye gitti Soyer’e önce dava açtı, sonra davadan vazgeçti vesair...
Aysever işinde gücünde, ekmeğinin peşinde dolaşırken, ağır hasar aldı yani...
•
Tahminim o ki Aysever filler tepişirken ezilen çim olmaya çok içerlemiş.
İçerlemiş olacak ki, Sabah gazetesinden Mahmut Övür’ün yazdığına göre, önce, gözünü kırpmadan harcadığı adama sırnaşmaya kalkan İmamoğlu’nu, “Çek kirli elini, ben hırsızların elini sıkmam” diye tersledi.
Sonra, mevzu büyümesin diye elçi olarak gönderilen Özgür Özel’e de “Mesele parti meselesi değil, ülke ve vatan meselesi... Sen ülke gündeminden kopup siyasetini sadece hırsızları cezaevinden kurtarmaya yönelik olarak yapamazsın, bu kafayla gidersen korkarım ki senle yer değiştireceğiz...” diye ayar çekti.
Tabii bu arada CHP tarafı önce İmamoğlu Suç Örgütü’nün iki numaralı adamı olmakla suçlanan Murat Ongun’un avukatı Yiğit Akalın’ı sürdü sahaya... Akalın böyle bir olayın yaşanmadığını öne sürdü, “Ben olaya dair haberi okuyunca kendimden şüphe ettim. Ama o an oradaydım ben” dedi hatta...
Bir başka tanıklık da Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Hüseyin Ersöz’den geldi. O da, Enver Aysever’le görüştüğünü belirterek, “Görüşmemizin bir anında bu konu da (İmamoğlu ile yaşanan diyalog) gündeme geldi ve Enver Aysever ‘Böyle bir olayın yaşanmadığını’ ifade etti” dedi.
Aysever, bu açıklamalar sonrası olayları ne doğruladı, ne yalanladı.
En son Özgür Özel Çekmeköy mitinginde çıktı, iddiaları gündeme getiren Mahmut Övür’ü hedef alıp, “Yok efendim Silivri’de Ekrem Başkan gazeteciyi görmüş. Doğrusunu herkesten dinledik, zaten mümkün değil. Metrelerce öteden, ‘Geçmiş olsun’, ‘Sağ ol başkanım.’ Bir karış yalan yazdı. Ben gittim. İçeriye girmiş gazeteci kardeşim. ‘Geçmiş olsun’ dedim, ziyaret ettim. Bir karış yalan yazdı. Bir kelimesi doğru değil” ifadelerini kullandı.
•
Diyorum ya, tahminim, Aysever filler tepişirken ezilen çim olmaya çok içerlemiş.
Yine “İmamoğlu’nun ikbaline malzeme edildiğini” görünce, avukatı Mikayil Dilbaz’a bir açıklama yaptırdı.
Hem içerik açısından, hem de Özgür Özel’i ve daha önce “tanıklık” eden avukatları boşa düşürdüğü için çok ağır mahiyette bir açıklama: “Bugün kürsüden bu beyanların inkâr edilmesi, bir kişi tartışması değil; siyasette doğruluk, tanıklık ve etik sorunudur. Müvekkilim, içeride de dışarıda da hayatı boyunca hırsızlıkla mücadele ettiğini özellikle vurgulamaktadır. Çünkü bugün mesele artık kişiler ya da partiler değil; ülkesini soyanlarla, ülkesini sevenlerin kavgasıdır. Müvekkilime göre; hırsızın partisi olmaz. Hırsızlık bir ideoloji değil, bir suçtur. Ve hırsızlık, bu ülke için açık bir beka sorunudur. Bu nedenle bu mücadele bir tercih değil, bir zorunluluktur. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı makamı, Atatürk’ün mirasıdır. Bu makam; gerçeği inkâr ederek, tanıkları yok sayarak, ‘olmamış’ diyerek korunamaz. Müvekkilim, söylediği sözlerin arkasındadır. Bugün yapılan, bir kişiyi değil; siyasette dürüstlük ilkesini yalanlamaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
Allah kimseyi bu hale düşürmesin...
İmamoğlu’nu bir defa sırtlandılar, indirseler bir dert, indirmeseler bir dert...
Ne yapsınlar, hangisine yansınlar?
Hapishanede bile, üstelik kendi adamlarından ayar yediklerine mi?
O ayarı saklamak için kırk yalan söylemek zorunda kalmalarına mı?
Üstüne yalan söyledikleri yüzlerine vurulup, rezilliği katmerlediklerine mi?