Bosna Hersek’in ‘derdi’ ne?
Bosna Hersek’in ‘derdi’ ne?
AYHAN DEMİR
Yazımıza başlık olan sorunun bir değil, birden çok cevabı var. Türkümüz, “Derdim çoktur hangisine yanayım?” diye sitem ediyor. Hem türküyü dinleyelim, hem de dertleri tek tek bildirelim.
Bosna Hersek, savaşın sona ermesinden bu yana, en önemli siyasi ve güvenlik dönüm noktalarından biriyle karşı karşıya bulunuyor. Halkın büyük çoğunluğu daha güçlü kurumları ve ekonomik ilerlemeyi destekliyor. Buna karşılık bazı siyasi aktörler, kurumsal abluka ve suni krizleri; siyasi menfaat, iktidarı muhafaza ve reform süreçlerini tıkama enstrümanı olarak kullanıyor.
Ülkenin istikrarına yönelik temel tehditler arasında anayasal düzeni, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarının yetkinliklerini zayıflatan politikalar yer alıyor. Sırp Entitesi’ndeki-RS siyasi yapının bazı kesimleri bu politikaların öncülüğünü yapıyor. Örneğin, nihai mahkeme kararıyla kamu görevinde bulunması yasaklanan Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifakı-SNSD lideri Milorad DODİK, siyasi etkinliğini ve Sırp Entitesi’ndeki en önemli güç simsarlarından birisi olma gayretini muhafaza ediyor.
Ülke yargısındaki kurumsal kırılganlıklar ve sistemsel riskler sebebiyle, Milorad DODİK örneğinde olduğu gibi, kesinleşen mahkeme kararları tam anlamıyla uygulanamıyor. Bu durum, ülkedeki yargı kurumlarının bağımsızlığının ve etkinliğinin tahkim edilmesi ihtiyacının altını kalın bir şekilde çizmektedir.
Ülkenin toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini zayıflatmaya yönelik politikalar, kurumsal işlevselliği aşındırma, ekonomik krizleri körükleme, yatırımları caydırma ve göçü körükleme gibi iç siyasi endişelerin yanı sıra Dayton Barış Anlaşması ile bölgesel istikrar ve güvenlik açısından da tehdit oluşturmaktadır.
Bosna Hersek’in stratejik çıkarına olan NATO üyeliğinde ülkede siyasi bir uzlaşı olmadığı havası oluşturulmaya çalışılsa da mevcut yasalar, resmi kararlar ve uluslararası taahhütler, bu konuyu devletin tanımlanmış stratejik bir hedefi olarak ifade etmektedir. Örneğin Bosna Hersek Savunma Kanunu 84. maddesi, yetkili kurumların ülkenin NATO’ya katılımı için gereken faaliyetleri üstlenmesini şart koşmaktadır. Dolayısıyla, Bosna Hersek’in stratejik yönelimi kodlanmış olmasına karşılık siyasi aktörler, devletin karar, mevzuat ve yükümlülüklerini yerine getirmekte isteksiz davranmaktadır.
NATO’ya katılım, Bosna Hersek için, bir güvenlik düzenlemesinden çok daha fazlasıdır. Ülkedeki iç istikrarsızlığı azaltıp, ek güvenlik garantileri sağlamanın yanı sıra ülke içinde hukukun üstünlüğünü, kurumların gelişimi ve uluslararası arenadaki itibarını artıracaktır.
Mevcut koşullar altında, Dayton Anlaşmasının kilit garantörü olan, Yüksek Temsilcilik Ofisi-OHR’nin korunması da Bosna Hersek için hayati öneme sahiptir. Devlet düzenine meydan okuma ve kurumları kilitleme girişimlerinin yanı sıra Sırp Entitesi-RS’in ayrılma tehditlerinin havada uçuştuğu bir dönemde, Yüksek Temsilcilik Ofisi’nin zayıflatılması veya lağvedilmesi, ülkedeki ve bölgedeki barış ve güvenliği riske atacaktır. Bosna Hersek’in anayasal düzenini baltalama, devlet mekanizmalarını zayıflatma ve toprak bütünlüğünü bozma gayretleri devam ettikçe, Yüksek Temsilcilik Ofisi üzerinden, barış ve istikrarı koruma kararlılığı da devam ettirilmelidir.
Bosna Hersek’in istikrarı, Balkanlar ve Türkiye’nin istikrar ve güvenliği ile doğrudan bağlantılıdır. Zira Bosna Hersek, Türkiye’nin ön güvenlik bölgelerinden biridir. Saraybosna güvende olmadan, İstanbul güvende olamaz. Elbette, Avrupa için de benzer bir durum söz konusudur.
Bosna Hersek’in yaşadığı tek kriz, siyaset veya güvenlik sahalarında değildir. Ülkede yönetim, kurumsal güven ve hesap verebilirlik konularında da derin bir kriz yaşanmaktadır. Bu krizin ana sebebi kamu kurumlarını bir araç olarak kullanan karmaşık siyasi-ekonomik ağlar ve çıkar gruplarıdır. Bunlar, ayrıcalıklarını korumak ve devlet kaynakları üzerinden kontrolü sürdürmek için ellerinden gelen gayreti sarf etmekteler. Yolsuzluk, kurumsal suiistimal, belli adreslere giden kamu ihaleleri ve kilit sektörlerin parti kontrolünde kalmasının ülkeye maliyeti milyarlarca Euro’dur.
Bosna Hersek halkı ülkeyi, kaynak eksikliğinden değil, sistemin fırsat eşitliği, bilgi, tecrübe ve liyakate dayalı olarak ilerlenmesine olanak tanıyabileceğine olan güvenlerini kaybettikleri için terk ediyor. Temel sorun sadece mevzuatın varlığında değil, uygulanmasında, siyasi iradenin yokluğunda ve kurumsal hesap verilebilirliğin eksikliğindedir. Bu sorun teknik ve finansal hususların çok ötesine uzanmaktadır. Hal böyle olunca yolsuzlukla mücadele artık sadece hukukun üstünlüğü ve adaletin sağlanması meselesi olmaktan ziyade devletin ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir.
Gerçek anlamda yolsuzlukla mücadele, sadece bireyleri değil, aynı zamanda kamu kaynaklarının zimmete geçirilmesini amaçlayan ağları ve mekanizmaları da hedef almalıdır. Mali soruşturma, sermaye akışının izlenmesi ve organize suçla mücadele olmadan bu yapılar ortadan kaldırılamaz. Bu yapılar işlevsiz hale getirilmeden, istikrarlı bir devlet haline gelmek de mümkün olmayacaktır. Bu durum, mevcut mekanizmaların kapsamlı bir reformunu ve güçlü kurumsal bağımsızlığın tesisini zorunlu hale getirmektedir.
Bu nedenle, 4 Ekim 2026’da yapılacak genel seçimler, Bosna Hersek’in gelecekteki stratejik yönü için kritik bir siyasi sınav niteliğindedir. Kurumları zayıflatan ve ülkeyi hedeflerinden uzaklaştıran politikalara geçit vermemek, yapılacak tercihlere en önemli öncelik olmalıdır. Siyasi ataletin ortadan kaldırılması, sadece içerde değil, aynı zamanda uluslararası arenada da güvenli bir ortam teminine imkân sağlayacaktır.