Sözcü’nün saygısızlığı, Ekrem İmamoğlu’nun Kararı, Ara Tatil, Alihan Kuriş
Sözcü’nün saygısızlığı, Ekrem İmamoğlu’nun Kararı, Ara Tatil, Alihan Kuriş
ALİ KARAHASANOĞLU
Bugün yazımızı bir konuya hasretmeyelim..
Gündemdeki değişik konulara kısa kısa değinelim..
Altınoluk dergisi imtiyaz sahibi Abdullah Sert Hoca, hafta sonu bir trafik kazası geçirdi.. Arkadan gelen bir kamyon, Abdullah Sert Hoca’nın bulunduğu araca arkadan çarptı, hocamızın eşi Zehra Sert vefat etti.
Zehra hanıma Allah’tan rahmet diliyorum. Abdullah Sert Hocamıza sabr-ı cemil niyaz ediyorum..
Sözcü gazetesinin bu üzüntü verici olayı nasıl haberleştirdiğini size aktarayım, siz sorumlularının yüzüne tükürün..
Sözcü’deki ifade şöyle:
“Nakşibendi tarikatının önde gelen ismi otomobiliyle kamyonun altında kaldı.”
Yuh olsun sizin hepinize..
Kazada hiçbir kusuru olmayan araçtaki insana, sırf dindar bir insan olduğu için, böyle kin kusuyorsunuz öyle mi?
Nerede ise, kamyonun şoförü olan katili tebrik etmeye kalkacaksınız, öyle mi?
Aynı tilkiliği Denizli Başsavcısı’nın trafik kazasında vefat etmesi üzerine de, yurtdışına kaçan FETÖ’cüler benzer başlık kullanarak yapmışlardı..
O kişilere ve bunu yayanlara adli soruşturma başlatılmıştı..
Şimdi Sözcü gazetesinin patronunun yurtdışında kaçak yaşaması ve bu tür FETÖ’cü başlıkları tekrarlaması sebebi ile kendilerine eleştiri getirdiğimizde, biz mi haksız oluruz, onlar mı?
Siyasetle meşgul olan kişilerle ilgili haberlerde bile, kendileri “Haberde bu dil kullanılmamalı” diye bizleri linç etmeye kalkarlarken..
Şimdi siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir hocamızın eşi, kendisine atfedilecek hiçbir kusuru olmaksızın trafik kazasında vefat ediyor.
Vicdansızların attığı başlık, “Kamyonun altında kaldı.”
Ben şimdi bir beddua edeceğim ama.
Biliyorum ki, Abdullah Sert Hocamızın gönlü razı gelmez..
“Taş atana, ekmek atan” bir anlayışa sahip insanlara yapılan bu vicdansızlığı not etmekle yetinelim..
Belki utanırlar da, bir helallik isterler..
Ayı kemalist kesimin bir başka algı operasyonu.
Geçen sene, ilk ve orta dereceli okullarda ilk yarı yıl ara dinlenme tatili, 10 Kasım gününü de içerecek döneme denk gelmişti..
Ne kıyametler koparttılar..
Kasten ara tatilin 10 Kasım’a denk getirildiğini, amacın öğrencilere Atatürk’ü andırmamak olduğunu iddia ettiler..
Oysa ara dinlenme dönemine denk gelmesine rağmen, birçok okulda etkinlik düzenlenmiş, tatilde iken öğrenciler okullara getirtilmişti.
Milli Eğitim Bakanlığı, o tarihlerde net olarak açıklamış, böyle küçük işlerle uğraşmadıklarını ilan etmişti.
Onlar sahtekarca söylemlerini dillendirmeye devam ettiler.
Milli Eğitim Bakanlığı ara dinlenme tatilinin, 2026-2027 eğitim döneminde kalkacağını söylediğinde, “Siz yine bir bahane bulur, 10 Kasım’daki anmayı iptal edersiniz” söylemini, utanmadan tekrarladılar..
Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl için ara dinlenme tatilinin kaldırılmadığını açıkladı.
Yine bir tartışma çıkacaktı ki, ara dinlenmenin 16 Kasım’da başlayacağı belirtilmesi ile birlikte, kemalist zorbaların hevesleri kursaklarında kaldı.
Kemalist zihniyetin aylarca yaptığı yaygaranın hiçbir haklılığı olmadığı böylece ortaya çıktı.
10 Kasım, bu sene ara dinlenme tatiline denk getirilmedi. Muhataplarımız geçen seneki söylemlerinden özür dilerler mi?
Hiç sanmıyorum..
Bir başka konuya geçiyorum..
Ahmet Davutoğlu’nun siyaseti bıraktığını açıklaması ile birlikte, Ekrem İmamoğlu’nun finanse ettiği ortaya çıkan Karar gazetesi, 17 Ağustos depreminin yıldönümünde, “En ciddi önlem, deprem çantası” manşetini atmış.
Depremden en çok etkilenmesi muhtemel illerimizin hemen tamamında belediye başkanlarının CHP’li olduğunu, hatta İstanbul’daki belediye başkanının, şu an görevden alınmış olsa bile Ekrem İmamoğlu olduğunu bilmezden gelen Karar, “toplanma alanı kalmadı” diyerek, yan başlık kullanmış.
“Toplanma alanı” kalmadı ise, bunu gazetenizin patronu Ekrem İmamoğlu’ndan sorsanıza, Karar’cılar..
Toplanma alanları iddia ettiğiniz üzere AVM oldu ise, CHP’li başkanlardan hesabını sorsanıza..
10 milyon bina stokunun en az 6 milyonunun sorunlu olduğunu iddia eden Karar, sadece 2023-2025 arasında 455 bin konutu yeniden yaparak depremzedelere dağıtan Çevre Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un bu depreme dayanıksız bina stokunu azaltmak için kaydettiği başarıdaki hakkı teslim edip, CHP’li belediyelerin son 7 yıldır hemen tüm büyükşehirlerde görevde olmalarına rağmen, bir arpa boyu yol alamadıklarını anlatmıyor.
Sanki toplanma alanının kalmamasının sorumlusu AK Parti imiş gibi algı yapıyor..
Sormuyorlar Ekrem’lerine, “Sarıyer’deki ailene ait üç villanın önündeki manzara güzelleşsin diye, komşu arsayı 200 milyona yakın bedel ödeyerek istimlak ettin.. İstanbullunun hizmetine verilecek olan toplanma alanları için, ne harcama yaptın, açıklasana?”
Geçelim, Alihan Kuriş’e..
Alihan Kuriş, nezarette iken bir solcu sendikacı da gözaltına alınmış. Nezarette dost olmuşlar. Alihan Kuriş, sendikacıdan etkilenmiş, “Artık solcuyum” demiş.
Doğrudur, yanlıştır bilmem..
Sol sendikacı böyle anlatmış, kemalist solcular da, gazetelerinde bunu ballandıra ballandıra haber yapmışlar.
Yanındaki sahtekarların, “İki peygamber yetkisi Alihan’a verildi” diye şişirdikleri Alihan Kuriş’in, bu kadar kof olduğunu üç günde solculuğa terfi edecek kadar çapsız birisi olduğunu iddia edenlere karşı, istedim ki, avukatları bir açıklama yapsınlar..
“Alihan Kuriş, hayatında ilk defa bir solcu ile sohbet etmiş değildir. Kendisi mimardır. Üniversitede onlarca solcu kişi ile sohbet etmiş, ama hiçbir tarihde solcu olmaya karar vermemiştir” demelerini bekledim.
Bir açıklama göremedim.
Sessizlik, ikrar şeklinde yorumlanır.
Solcu sendikacıya şirin görünmek için böyle bir söz sarfedildi ise bu bir sorun.. Gerçekten samimi şekilde böyle bir söz söylendi ise, daha büyük bir sorun. Aslında böyle bir şey söylenmediği halde, birileri uyduruyor da, yalanlanmıyorsa, çok daha büyük bir sorun..
Neresinden bakarsanız bakınız, sorunlu bu durumu, Alihan Kuriş’in yakınları açıklığa kavuşturmalıdırlar..
Alihan Kuriş’in Almanya’da yaptırdığı, 70 milyon avroya mal olan genel merkez kompleksi için de bir değerlendirme yapalım..
Benzerini Fetullah Gülen, Ankara’da yaptırmaya başlamış, ama 17-25 Aralık darbe girişiminden hemen sonra bitirilip, yerleşmeye hazırlandığı dönemde, işler tersine dönmüş, ne FETÖ’nün başı Türkiye’ye gelebilmiş, ne de o komplekse yerleşebilmişti..
Şimdi görüyoruz ki, Alihan Kuriş’in merkez binası Almanya’da yapılmış.
Bir cemaatin, Almanya’daki merkez binası için harcanan 70 milyon avro ile, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın 2010’lu yılların başında Ankara’da inşa edilen külliyesinin maliyeti ile karşılaştırıp, insaflı muhaliflerden bir yorum bekleyeceğim.
86 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın tüm devlet işlerini yöneteceği Külliye için 600 milyon doları çok görenler..
% 1 oyu bile olup olmadığı şüpheli Süleymanlı kardeşlerimizin, tamamını da temsil etmeyen Alihan Kuriş için yapılan 70 milyon avroluk kompleks, niçin medyada itiraza konu edilmiyor?
“Birisi devletin cebinden çıkıyor, diğeri cemaatin cebinden çıkıyor” demeyiniz.
O cemaatin içinden de bu miktardaki harcamaya itiraz yok.
O harcamayı kendisine hak gören cemaatin oy verdiği siyasi partilerden, açık açık yazalım CHP’den de bir itiraz yok..
O zaman, bunların Cumhurbaşkanı Külliyesi’ne itirazları, israftan kaynaklı değilmiş..
Gereksiz olduğu varsayımına dayalı değilmiş.
Maksat, yalanlar, iftiralar eşliğinde saldırmakmış..