--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Jüri uyuyor, hakim yorumluyor: “Epey de derin uyudu!”

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Habercilik değil, İngiliz uşaklığı yapan, bu ülkede de temsilciliği olan Reuters ısrarla şu mesajı veriyor:

“Türk medyası Zarrab’ı görmüyor!”

Daha neyini görelim?.. Üç gündür.. Ardı ardına Sarraf’ı yazıyoruz..

Daha neyini göreceğiz?

Diyorsanız ki, “Bizim istediğimiz gibi görün..”

Ona da şöyle cevap verelim: “Kusura bakmayın yani.. Biz sizin konu mankeniniz miyiz? Siz bizi, esir aldığınız Akın İpek ile mi karıştırdınız? Siz bizi, FETÖ ile mi karıştırdınız?”

•

ABD’deki tiyatro yargılamayı yakından takip ediyoruz..

Öyle ayrıntılar var ki..

Ancak orada olsaydık, daha net suçüstü yapabilirdik..

Ama olsun..

Gelen küçük küçük bilgiler bile..

Samimi kanaatimi söyleyeyim..

Sergilenen tiyatroyu, çok açık şekilde gözler önüne seriyor..

Ne gibi mesela?

12 kişilik jüriden birisinin duruşma sırasında uyuması..

Öyle kısa süreli kestirme falan da değil..

Resmen uyumuş..

Ben söylüyorum ama..

Biliyorum..

ABD’ye tapanlar..

Ki bunların içinde, şimdi açığa çıktı ki, komünistler de var..

Onlar da Rıza davasında, ABD’den yana açıklamalar yapıyorlar..

Solcusu ile kapitalisti ile, FETÖ’cüsü ile şimdi hepsi tek ağızdan diyecekler ki:

“ABD Büyük devlettir.. Siz ABD’yi, Türkiye mi sandınız? ABD’de her şey ince ince ölçülüp, biçiliyor. Adamlar her şeyi planlı yapıyorlar. Türk yargısı ile ABD yargısını da karıştırmayın.. Türkiye’de olanlar, ABD’de yaşanmaz!” 

O zaman buyrun ABD’deki tiyatronun hakimi Berman’ın, uyuyan jüri için sözlerini aktaralım:

“Çok iyi bir adama benziyordu. Epey de derin uyudu..”

Hakimin dikkat çektiği jüri üyesi, derin uyuyanı..

Bir de jüride olup, derin uyumayanları vardır..

Hatta ayrıca..

Uyuyan ve yakalanmayanları da vardır..

Affedersiniz, bunlar ne yapıyorlardı?

Yüz yıla yakın hapis istemli yargılama..

Yargılamada kararı kim verecekti?

Jüri..

Tuzlayayım da kokmayın, e mi!

Neyse ki, bu konuda hakim Berman da  benimle aynı kanaatte olmalı ki..

Jüriyi değiştirmiş..

Değiştirirken de, “Bence salonda olan bitenleri izleyemeyen bir jüri görevini yerine getiremez” demiş..

Bence hata etmiş..

Kimbilir belki de..

Salonda olan bitenleri izlemeyenler, kendilerine “dikte edilen” kararı daha çabuk verirler..

Salonda olan bitenleri izleyince, olur ya..

Kafaları karışır..

“Savcı delil diye bir telefon konuşması getirdi.. Hakim, ‘Bu çok önemli, davanın seyrini değiştirir’ dedi.. Ama tapeyi dinliyoruz.. Savcının tanık yaptığı Sarraf, sahtekarlığın dik alasını, elli dereden su getirip yapmaya çalışıyor.. Tapedeki anlatımlardan bu apaçık anlaşılıyor. Savcının sanık gösterdiği, cezalandırılmasını istediği Hakan Atilla ise.. ‘O olmaz.. Bu olmaz.. Öyle olmaz..’ diyor.. Her şeyi titizlikle inceliyor.. Bu tapelerle karar verecek olursak, sanığı değil, tanığı cezalandırmamız gerekir” diyebilirler..

Onun için, jürinin uyuması, belki de ABD derin devleti için, daha iyidir..

•

Nasıl bir tanıklık ise bu..

Daha Rıza Sarraf’ın işbirlikçi olduğu bile kesinleşmeden..

Yavaş yavaş medyaya yansımalar olmuştu: “Erdoğan’ı da mahkemeye anlatacak.”

Adam belki Erdoğan ile hayatında yüz yüze gelmemiş..

“Ne olmuş ki, ne anlatacak” diye şaşırsak da..

Duruşmayı bekliyoruz.

Duruşma sürerken..

FETÖ’cüler hemen haberi uçuruyorlar..

“Erdoğan’ın ismi ilk kez geçti..” 

Havalara zıplıyorlar..

Oysa bu kadar sevinilecek ne var ki?

Yolla adama bir şişe şarap..

Değil Erdoğan’ın..

Sezar’ın bile ismini geçirir..

Hemen arkasından..

Daha çok sevinmelerine gerekçe olan bilgi geldi..

Demiş ki, Rıza Sarraf: “Ziraat Bankası ve Vakıfbank, İran’la ticarete dahil olmak istedi.”

Savcı Yardımcısı Sidhardha Kamaraju, hemen atlamış: “O dönemde Türkiye’de başbakan kimdi?”

Sarraf cevap vermiş:

“Recep Erdoğan!”

Veee.. 

Kadehler kalkmış..

Tokuşturulmuş.

“Yaşasın.. ‘Recep Erdoğan’ dedi” diye..

Ardından Siyonist ne kadar medya organı var ise..

Hep birlikte..

Malum başlıklar.. Malum manşetler..

“Asrın davasına, Erdoğan’ın ismi karıştı!”

Oysa ortada Erdoğan ile ilgili hiçbir muhabbet yok..

Adam kendi kendine gelin güvey oluyor..

Halkbank üzerinden altın ticareti yapmış..

Sonra, kendi anlatımını doğru kabul etsek bile, Vakıfbank ile Ziraat Bankası da devreye girecek olmuş..

Hepsi hepsi bu..

Bir bakanın “Altın ticareti mümkün” dediği aktarılırken, birden bire sahneye, Başbakan çıkarılıyor!

Nereden ilgi kuruldu ise?

Vay canına sayın seyirciler..

Vay vay ki, ne vay vay..

•

O zaman aynı çakallıkla..

Bizim savcılarımız da..

Şöyle bir senaryo yazsalar, kim ne diyebilir?

Rıza, cezaevinde tehdit edilmiş ya..

Rıza halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya..

Yurtdışında, Türk vatandaşına yönelik işlenen suçlar, bazı şartlar altında, Türkiye’de de yargılanır ya..

Biz de bu tehdit olayını, Türk yargısına taşısak..

Cezaevinde Rıza’ya yapılan tehdit olayını anlatacak birisini bulsak..

Çıkartsak hakimin önüne..

Sorsak kendisine..

“Rıza tehdit edildikten sonra, ne oldu?”

Cevap verse tanık: “Cezaevinden çıkıp, FBI korumasına girdi. Zaten bu durumu, kendisi de duruşmada itiraf etti..”

Devam etsek sorsak tanığa:

“Dönemin Başkan’ı kimdi?”

“Trump!”

“Hımmm!.. Demek Trump idi haa! Çok ilginç.. Çok..”

Ardından manşetleri atsak: 

“Rıza’yı tehdit davasında Trump’ın ismi geçti!”

İşte oynanan oyun bu..

Siyonist medyanın hali bu..

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle