--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İki olay; başkan-türbanlı sekreter.. İmam-kaymakam!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
114

Gerçekleri anlatmaktan korkan bir toplum haline nasıl geldik.

Daha vahimini söyleyeyim, gerçeklerin bir kısmını anlatarak, olayları bambaşka bir şekle büründürmeyi başarabilen bir toplum haline nasıl geldik.

Lehimize de olsa, aleyhimize de olsa; gerçekleri yalın haliyle ve hiçbir unsurunu eksik bırakmaksızın niçin anlatmıyoruz.

Gerçeklerin içerisindeki bazı bölümleri atlayarak kendi menfaatimize sonuçlar çıkartmayı, niçin planlıyoruz.

Bir hafta içerisinde iki somut örnek.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan ile ilgili, başörtülü bir çalışanın ortaya attığı iddialar.

Merkez Bankası başkanının, faizi yükseltmesi operasyonlarında aleyhine yorumlar yapan bir gazeteci olarak söylüyorum. Hafize hanımı suçlayan başörtülü sekreter olayında, başörtü hakkının bu ülkede mücadelesini vermiş bir gazeteci olarak söylüyorum.

Başörtülü çalışan haksız.

En azından şunu söyleyeyim başörtülü çalışan, başörtüsünün hakkını verecek ölçüde haklı değil. 

Anlaşıldığı kadarıyla, başörtülü sekretere, başarısı sebebiyle daha iyi bir makam öneriliyor.

Milyonlarca çalışana sorun. Anket yapın. Şu ya da bu kurumda demeden istediğiniz her yerde araştırmanızı tekrarlayın.

Daha iyi bir konumda çalışma teklif edilen kaç kişi bu öneriyi reddeder?

Ama maalesef ki, ev hanımı olma değil, küçük yaşta çocuğu olmasına rağmen çalışmayı tercih eden bir kişi olarak o başörtülü hanımefendi, kendisine daha iyi şartlarda bir makam teklif edildiğini söyleyip, bunu reddettiğini, sonrasında da işine son verildiğini iddia ediyor.

Ama kendisine daha iyi bir makam teklif edenlerin birdenbire niye işine son verdiğini, burada kendisinin haksız bir durumda olup olmadığını anlatmıyor, yorumda bulunmuyor.

Yorumda bulunmuyor ama, hakkını yemeyelim kendisinin aktardığı bazı verilerden hatanın kendisinde olduğu da ortaya çıkıyor.

Daha iyi bir makama getirilmek istenen ve sonrasında işine hepten son verilen hanımefendi diyor ki: “Benim okula giden 7 yaşında bir çocuğum var. Onu her gün okuldan almak zorundayım. Evli bir kadınım, bu saatlere kadar çalışmak bana zor gelebilir, dedim!” 

Tartışmaya bakın.

Evlisiniz. Çocuğunuzu, babası yerine siz, her gün okuldan alıyorsunuz. Servise bile emanet edemiyorsunuz. Ama “illa da illa ben çalışacağım” diyorsunuz, “maaş alacağım” diyorsunuz. Büyük ihtimalle de mesai saatleri dahilinde çocuğunuzu okuldan almak için işinizi zaman zaman da olsa terk ediyorsunuz. Özel işyerlerinde buna imkan tanınmayacağını düşünerek “devletin işveren olduğu bir iş alanında çalışacağım” diyorsunuz.

Söyler misiniz, türbanlı da olsa, bu hanımefendi şimdi haklı mı?

Dindar görünümlerine rağmen hem olayı gerçek yönüyle net olarak açıklamayan, hem de kendilerini haksız gördüğüm ikinci somut örnek de, Diyarbakır Kulp ilçesindeki bir cami imamının şikayeti.

Peşinen söyleyeyim kaymakam da olsa başka bir yetkisi de olsa, kimsenin kimseyi dövmeye hakkı yok.

Ama kimse de kusura bakmasın.

Görevini hakkıyla yapmayan ve başından geçen olayları da kendi haksızlığını gizleyecek şekilde kamuoyuna aktaranlara da eyvallah etmememiz gerekir.

Kulp ilçesindeki imamın olayı neymiş?

İmamın penceresinden olayı aktaran bir açıklamadan aktarıyorum:

“Cuma namazında hocamız hutbeyi okurken sehven bir iki satırı atlıyor. Bunun üzerine camide bulunan Kaymakam bey imama ‘Hocaaa! Hutbeyi tam ve doğru oku’ şeklinde bağırarak uyarıyor. İmam kardeşimiz o paragrafı atladığını farkederek tekrar paragrafı okuyor. Namaz kılındıktan sonra Kaymakam beyin korumaları camiyi tamamen boşaltarak hocamızı imam odasına götürüyorlar. Odaya giren Kaymakam bey hocamıza ağır küfürler ederek hakarette bulunuyor ve üzerine yürüyor.”

İmamımızı savunan açıklamada okunmayan bölümün sehven olduğu belirtiliyor ise de, öyle olmadığı çok net.

Bölgedeki PKK terörü sebebiyle, korkusundan olabilir, başka başka gerekçeleri olabilir, imamımız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gönderdiği hutbedeki şehitlerimizin anılması ile ilgili bölümü atlıyor.

Bir grup laikçinin iddia ettiği ettiğinin tam aksine, cumasız oldukları halde hutbede okunacak şeyleri dikte etmek isteyenlerin tam aksine, Diyanet İşleri Başkanlığımız tüm Türkiye’deki camilere bir hutbe hazırlıyor. O hutbede PKK’lı teröristlerin şehit ettiği askerlerimizle ilgili rahmet dileniyor cennetlik oldukları belirtiliyor. 

Yine o hutbede, Gazze’deki katliama da değiniliyor. 

Ama imamımız, ne hikmetse binlerce camimizde okunan hutbe metnindeki PKK’lı teröristlerin şehit ettiği askerlerimizle ilgili bölümü atlıyor.

Biz de imamımıza haksızlık etmeyelim; imamımız da kaymakama atladığı bölümle ilgili aslında şu izahatı yapmış.

Kaymakam, hutbeyi eksik okuduğu belirtilen imama çıkışmış: “Sen terörist misin?”

İmamımız ise şu cevabı vermiş:

‘Kaymakam bey benim babam geçici köy korucusu, abim de polis, lütfen yapmayın”

Bu cevaptan benim anladığım, imamımızın bir art niyeti olmadığı.

Ama art niyet olmasa bile, söyler misiniz, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gönderdiği Hutbedeki tam da PKK’lı teröristlerle ilgili cümle niye atlanır.

Eğer kendisine bir tehdit varsa, kaymakama karşı gösterdiği cesareti, o PKK’lı teröristlere karşı gösterip onlardan niye şikayetçi olmaz.

PKK’lı teröristlerden şikayetçi olmayan imamımız, velev ki kaymakamımız biraz yetkisini aşıp, hakkı olmadığı halde fiziki bir şiddet gösterdiyse, “Sayın kaymakamım, zor durumdayız, ben gelip size durumu makamınızda anlatmak isterim. Öyle zor durumdayız ki şikayetçi bile olamıyoruz” şeklinde çözüm odaklı bir tercihte bulunacağına, sanki kaymakam, durup dururken imamı keyfi bir gerekçeyle azarlamış gibi gösterecek anlatımda niye bulunuyor.

Hutbede okunmadığı iki tarafça da kabul edilen cümle şu:

“Geçen hafta hain bir terör saldırısı nedeniyle vatan evlatlarımız şehadet makamına ulaştı. İnanıyoruz ki, Rabbimizin rahmeti şehitlerimizin üzerinedir. Onlar, kendilerine müjdelenen cennet nimetleriyle sevinmektedirler. Şehitlerimizi ve gazilerimizi yetiştiren anne babalar başımızın tacıdır. Onların eş ve çocukları en değerli emanetimizdir.”

İşin ilginç yanı, düne kadar Diyaneti hedef tahtasına koyan ahlaksızlar, “şehitlerimizi anmıyorlar Gazze’den bahsediyorlar” diyerek alçakça iftira edenler.

Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı hutbede, şehitlerimiz anılmış olduğu ortaya çıktığı halde..

Özür dilemiyorlar.

İşin daha da ahlaksız boyutu şu:

Laikçi, seküler, ulusalcı takım; imam ile kaymakam arasındaki tartışmada şehitlerimizin anıldığı cümleyi okumayan imamdan yana tavır alıyorlar. 

Ben de onların hepsine alçaksınız, hainsiniz, sahtekarsınız diyorum.

Diyanet şehitlerimizi anmış.

İmam velevki tehdit altında olduğu için, o cümleyi okumadığı anda, kaymakamımız tepki vermiş.

Bırakın imamı biz savunalım.

Biz dahi imama,  “yanlış yapmış” dediğimiz noktada, ulusalcı geçinen takım imamı savunuyor gibi yapıp, kaymakama saldırıyorlar.

Sahtekarsınız laikçiler..

Her olayda sahtekarlığınızı ifşa ediyorsunuz, cumasız olduğunuz halde hutbe dikte etmek isteyen zorbalar.

Her gün imamlara küfür ederken, şimdi üeröristleri lanetlemeyen bir imam buldunuz, ona sahip çıkıp teröristlere lanet okuyan kaymakama küfür ediyorsunuz!

Yorumlar

(114)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

kosovalı

23 Ocak 2024 11:03

Çok ilginç bir yazı Ali Bey... "Maliki yevmiddin" diyorum

Sinan altuntaş

22 Ocak 2024 01:08

Bu olay olmasa böyle yapılmadığı anlamına gelmez önce niçin buna tevessül etti onu bulmak lazım kamera önünde tehdit edilen güvenlik güçlerimiz var gerek PKK li vekiller gerek ünluler gerek mafyalar bunlar oluyor ama gündem olmuyor vede niceleri

Karamanlı

21 Ocak 2024 23:47

"Erol Bey yanımdan geçerken, ‘bana bir uğrayabilir misin?’ dedi. Uğradım, ‘Başkanın odasına güvenilir ve sabit insanların giriş çıkış yapmalarını istiyorum. Siz de güvendiğimiz bir çalışansınız’ dedi. Sonra İnsan Kaynakları’nı arayarak benim artık kendilerine hizmet vereceğimi söyledi" Ali bey kardeşim: bu ifadeden terfi etmeyi çıkartıyorsun da, Erol beyin terfi işlerinden sorumlu mb çalışanı olduğunu da mı çıkarttın. 

Ali bey

21 Ocak 2024 23:39

Ilk cümlelerde kendini çok güzel anlatmışın.

Faysal ÜNSAL

21 Ocak 2024 23:17

İmam da kaymakam da suç istemişler Ali bey...Devlet gerekeni yapmalı...

Siyasi Analist

21 Ocak 2024 23:13

Turkiye'de %11.3, Filistin'de bile %35 destegi olan hamasin 3 ay vadesi var. Zaten Tunus, Sudan ve Misir'daki hamaslar yillar once bitmisti, geriye sadece icimizdeki %11.3 kaliyor ki evcillesmezlerse vadeleri en cok 3 yil! İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın esir takası önerisini reddettiğini belirterek, "Savaşı tüm cephe ve sektörde sürdürüyoruz." dedi.

İbrahim Atalay

21 Ocak 2024 23:05

Ali Bey, her yanlışı yazdığınızda, öldükten sonra dirilip mezardan kalkan birisine sormuşlar. Öbür dünyada ne var ne yok? Adam şöyle cevap vermiş: Katır sürüsünü ürkütürseniz bolca sopa var, ürkütmezseniz bir şey yok. Tabi adam mezardan kalkarken hemen yanından geçen eşya taşıyan katırlar ürkmüş, sağa sola koşarak yüklerini düşürmüşler, sahipleri de adama sopa atmışlar. Benim kulup rakılı yorumum da tarafınızdan aynı işleme tabi tutularak değerlendirilmedi. Doğruyu yazmak ve doğrunun geçerli olmasını sağlamak kolay değil. 6284 ile evli kadınları süresiz nafaka ile FUHUŞ sektörüne gönderme konusunu takriben 10 senedir dile getiriyorum. İKTİDARDA tıs yok. MHP ve Sn ERBAKAN nafakada 5 yıllık süre olmasını teklif etmişler. Takriben 20 yaş üzeri erkeklerin 5 yıl cinsel ilişki kurmadan sadece çalışıp nafaka ödemesi imkansız. Hiçbir iş yeri nafaka ödyene fazla ücret ödemez. Hakimlerin nafakaya karar verirken ilgilinin gelirine göre vermediklerini yaşayarak öğrendim. Oğlumun nafaka ödeyecek geliri olmadığı, nafaka miktarını öğrenen genç kızların evlenmeden vazgeçtikleri, 10 yıldır baba tarafından nafaka ödendiği gibi ele alınmayacak, ne hukuki, ne insani bir adliye sistemi bulunmadığından YARGIÇLARIN ZULMÜ sürüyor. İKTİDAR bunu bildiği halde Allah'ın emrine, insanlığa aykırı, ahlaksızlığı destekleyen bu sistemi koruyorlar. Oysa nafaka alan or… kadınlar AKP'ye oy vermez. Sadece İKTİDAR tarafından kalıcı hale getirilen ZİNAYI sürdürürler. Laiklerin cami ile din ile ilişkisi olmadığından kaymakam - imam münasebeti bunları ilgilendirmez. Bunların Müslüman olup olmadıkları da tartışılır. Medine'deki münafıklar gibi. Oturduğum bölgede bir belediye başkanı vardı. En büyük hizmeti, bölgesinde cami yapımına izin vermeyişiydi. Diğer taraftan o günkü Anayasa Mahkemesi Başkanı olan kimse Anayasa Mahkemesinin karşısında bulunan boş araziye halk tarafından cami yapımını engellemişti. Müftülüğün kabulüne rağmen. Hakimlerin öyle halk arasında görülen saygınlığı, mahkemeyi gören kimseler tarafından yanlış olduğu görülmektedir. Yargıçların ADALETE dayanmayan kararları sadece zulüm üretmeye yaramaktadır.

Kerem

21 Ocak 2024 22:17

Birşey daha, milyonlarca saçmalıkla bu milletin, ülkenin enerjisini tüketiyorlar. 5 para etmeyecek kişileri ve düşüncelerini konuşmak zorunda kalıyoruz . Yani dün yaptıkları yetmedi bugün de her daim kötülük ve ihanet içindeler. Gerçekten milli güvenlik sorunudur DEMCİLER VE ORTAKLARI.

Bir Dost

21 Ocak 2024 23:03

12 sene once DEM'in ortagi bizdik kanka, o zaman olmayan milli güvenlik sorunu bugun niye oluyor?

Kerem

21 Ocak 2024 22:12

Çok güzel bir yazı. Yahudiler gibiler, onlara göre biz gohim iz. Böyle bir yapı yıllarca bu ülkeyi yönetmiş, düşünebiliyor, inanabiliyor musunuz? Bugün Allah Korusun bunlar memleketi yönetse, hayali dahi KORKUNÇ. ALLAH (C.C.) bu cahillerden Korusun cümle insanlığı. Amin.

Ahmet Tunç

21 Ocak 2024 21:51

Islan, Müslüman ve devlet düşmanlığı şizofrenik bir ruh hastalığıdır

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle