Pişmanım diyene ceza, pişman olmayana beraat istiyorlar
Fon yolsuzluğuna bulaşanların edindikleri kazanımları iade etmeleri halinde cezalarında indirim olacağına yönelik çağrılar karşılık buluyor.
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin haksız edindikleri parayı iade ettikleri belirtildi. Astor Enerji’nin ana hissedarları Feridun Geçgel ve Enver Geçgel’in de 5 milyar TL iade ettikleri açıklandı.
Şarkıcı Mustafa Sandal’ın eşi ve kayınpederinin de haksız edindikleri parayı iade etmek için başvuruda bulundukları ifade ediliyor.
Şu ana kadar 25 kişiden 10 milyar TL iade paranın kasaya girdiği belirtiliyor.
AK Parti iktidarı öncesindeki bankalar üzerinden yapılan yolsuzluklarda, ben hiç kimsenin haksız edindiği parayı gönüllü olarak iade ettiğine şahit olmadım.
Cem Uzan’ın toplam hortumladığı paranın 20 milyar dolar olduğu ortaya çıktı. O da gönüllü olarak tek kuruş iade etmedi.
Ekrem İmamoğlu’nun bir miktar rüşvet, bir miktar irtikap bir miktar da ihaleye fesat karıştırma şeklindeki haksız kazanımları 1,5 yıldır yargılama konusu. Onların içinden de hiç kimse haksız edindiği kazanımı iade etmedi.
Fon yolsuzluğunda ise, devletin gücünü ve demir yumruğunu gören paragözler edindikleri haksız kazanımların iade edilmesi çağrısına kulak verince kıyamet kopartılıyor: “Ver kurtul.”
Haksız edinilen kazanımlar iade edilince kesin bir cezasızlığı, kurtuluşu kimse garanti etmiyor, edemez. Ama AK Parti öncesindeki banka hortumcularının, Uzan Holding başlığı altında hortumlanan 20 milyar dolarlık hırsızlığı yapanların, İBB yolsuzluğu ile hortumlanan paraların faillerinin iş birliği içindeki sözde gazeteciler ısrar ediyorlar:
“Parayı veren kurtuluyor.”
Bir de ilave ediyorlar:
“Hırsızlığı yapan herkes çaldığı parayı iade ederse cezadan kurtulacak mı?”
Önce şunu belirtelim:
Fon yolsuzluğunda olayları değişik başlıklar altında toplamak mümkün.
Bu yolsuzluk çeşidinde kimisi organizatör. Kimisi organizatörlerle birlikte iş tutup parayı belli tarihte yatırıp belli tarihte çeken. Kimisi şirketlerin değerlendirme aşamasında belgelerde sahtecilik yapan. Kimisi daha sonra küçük yatırımcının kandırılması için bazı şirketlerin hisselerinde suni artış sağlamak amacıyla parasal operasyonlar yapanlar. Kimisi hiçbir şeyden haberi olmaksızın sadece parayı yatırıp bekleyen.
Başka başlıklarla da fon yolsuzluğuna katılanları sıralayabiliriz.
Bunların hepsini tek bir başlık altında, tek bir suç tanımı ile takip etmek mümkün değil. Bunların kimisi Sermaye Piyasası Kanunu mevzuatındaki özel suçlar kapsamında, kimisi dolandırıcılık kapsamında, kimisi sahtecilik kapsamında yargılanacaklardır.
Klasik hırsızlık suçundan çok daha büyük parasal değerler söz konusu olsa bile, sonuçta bu fiillerin ceza kanunundaki, başkasının mülkiyetindeki parayı gizlice alma şeklinde tanımlayabileceğimiz hırsızlık kapsamına girdiğini söylemek mümkün değil.
Herkesin eylemi mahkemelerce değerlendirilecek ve eylemlerine göre cezaları verilecek. Ama bu arada haksız edindiği parayı kendi rızasıyla getirip iade edene de mutlaka bir indirim, belki bazı özel durumlarda cezasızlık söz konusu olabilecek.
Bunu istismar ederek, “Çaldıkları parayı iade edip cezadan kurtuluyorlar” diye algı oluşturanlara sorayım: “Şu ana kadar parayı iade edenlerden hangisine ‘Size hiçbir ceza verilmeyecek’ taahhüdünde bulunuldu?”
Cevabı çok net: Hiçbirisine böyle bir taahhütte bulunulmadı.
Tekrar belirteyim, cezalarında indirim olabilir. Sadece para yatırıp daha sonra çekmiş olanların içinden, yolsuzluğun organizatörleri ile hiçbir bağlantısı tespit edilemeyenler parayı iade etmeleri şartıyla ceza almayabilirler.
Ama parayı iade etti diye fon yolsuzluğunun organizatörü konumundaki hiç kimse cezadan kurtulamayacak. Bir hissenin değerini suni olarak şişirenler, bunun için değişik tarihlerde değer tespitlerinde sahteciliğe varıncaya kadar birçok suça karışmış olanlar, haksız edindikleri parayı iade ederek örneğin sahtecilik suçunu nasıl ceza almadan atlatabilirler ki?
Açık konuşalım; “Ödeyen kurtuluyor” şeklinde oluşturulmak istenen algı, sorunu çözmek değil sorunu çözmeme mantığıdır. Üzüm yemek değil bağcıyı dövmek mantığıdır.
Fon yolsuzluğuna karışan en tepedeki Tera yöneticileri keşke edindikleri haksız kazanımları ödeseler. Ödeyebileceklerini hiç sanmıyorum. Dolayısıyla kurtulmaları da ceza almamaları da mümkün değil.
O zaman niye “Öde, kurtul” algısı yapılıyor?
Somut isimler üzerinden gitmeyeyim, soyut olarak bir örnek vereyim:
Borsadaki grafikleri takip eden bir paragöz, hissesi suni olarak şişirilen şirketlerden alım yaptıysa, ağustos ayında da paraya ihtiyacı olduğu için hisseleri sattıysa, bu kişiye organizatörlerle hiçbir bağlantısı olmadığında ne cezası vereceksiniz?
Bir başkasının malını gizlice almamış, kendisi manipülasyon yapmamış, herhangi bir evrakta sahtecilik yapmamış, ama 100 yatırıp 1500 çekmiş.
İşte bu kişi, haksız edindiği 1400’ü, devleti hiç uğraştırmadan, savcıları, polisi uğraştırmadan hazineye iade ederse... Devlet de bu kişinin fon yolsuzluğunda hileyi yapanlarla iş birliği içinde hareket ettiğini ispat edemiyorsa, haksız edinilen paranın iade edilmesi en tercih edilecek çözüm değil midir?
“Böyle bir kişi yoktur” derseniz, “Böyle bir kişi yoksa zaten parayı iade ederek kurtulan kimse de olmaz” derim. Ama böyle bir kişi varsa, devlet de lüzumsuz yere bunlarla uğraşıp esas faillere ayıracağı vakti harcamış olmaz.
Ama işin temeli şurada: “AK Parti iktidarını kötüleyecek bir fırsat yakaladık; bunun en az kayıpla atlatılması için hangi çözüm metotları varsa, onların hepsini kilitleyemeyiz. Haksız para kazananlar iade etmesinler. Gerçekten yanıltılan küçük yatırımcı sayısı iddia edildiği gibi 400.000 civarında değil ama kaç kişi olursa olsun onlar paralarına kavuşmasınlar; böylece toplumda siyasi iktidara karşı bir nefret ortamı oluşsun” planı kuranlar var.
Bu planı yapanların, yolsuzluğun herhangi bir noktasına dahil olmayanların paralarına kavuşması gibi bir dertleri yok. Tam aksine, onlar paralarını alamasınlar ki siyasi iktidara karşı nefret büyüsün derdindeler.
Keşke tüm hırsızlar çaldıkları ne varsa iade etseler de devlet onlara ceza vermese. Cem Uzan’ın 20 milyar doları kendi isteğiyle iade etmesi halinde devlet ne diyecekti? “20 yıl sonrasında dahi sadece 11-12 milyar dolarını tahsil edebileceğimi bildiğim halde, senin gönüllü olarak çaldığın parayı iade etmeni istemiyorum, sana illa ceza vereceğim” mi diyecekti?
Kaldı ki cezayı verdiler ama, adam Fransa’ya kaçtı, cezaevine bile girmedi.
Hırsızlığı savunmuyorum, makul bulmuyorum. “Çalınan iade edildiğinde, hiçbir hırsıza ceza verilmesin” demiyorum. Ama böylesi bir organizeli yolsuzlukta, zararı azaltmak için, çalınan paraların gönüllü olarak iade edilmesinin, cezalarda indirim sebebi olmasını destekliyorum. Bundan rahatsızlık duyanların ise ahlaksızlıklarını şöyle tescilliyorum:
Bakın, “Veren kurtuluyor, iade eden kurtuluyor” diyenlerin hepsi İBB yolsuzluğunda Ekrem İmamoğlu’nu savunuyorlar.
Yani Ekrem İmamoğlu çaldığını vermiyor. Bu arkadaşlar Ekrem İmamoğlu’nun ceza almamasını istiyorlar.
Ama fon yolsuzluğunda, haksız edinilen para iade edilse bile, cezada hiç indirim olmasın diyorlar.
Adeta pişman olan hırsızın şiddetle üzerine yürüyorlar, pişman olmayan hırsızı ise cezadan kurtarmaya çalışıyorlar.







