Ah ah, biz ne kötü insanlarmışız. Öyle mi?
Ah biz ne kötü insanlarmışız!
Ah ah, biz ne paragöz insanlarmışız...
Ah ah, biz ne menfaat düşkünü insanlarmışız...
AK Parti’nin 24. iktidar yılında, dindar insanlara bunlar söylettiriliyor.
Hep kötü örnekler üzerinden, sanki bütün devlet kadroları bunlarla doluymuş gibi gösterip bir saniye durmaksızın çakıyorlar. Vuruyorlar ha vuruyorlar.
“Sizin tamamınıza yakınınız böyle; solcuların, kemalistlerin, laikçilerin hemen hemen tamamı yolsuz, tamamı gayrimeşru ilişki peşinde koşan, yat-yalı peşinde koşan insanlar” diyoruz; sesimizi duyuramıyoruz.
Sizin iktidar dönemlerinizde, kimlerin hangi bankayı, göz göre göre soyduğunu, kimlerin devlet malına çöktüğünü, kimlerin yetimin malına el uzattığını anlatsak, ömrümüz yetmez..
Bizim mahallemizdeki yanlış yapanları savunmak için yazmıyorum.
Bugünkü Türkiye’de, tek tük yolsuz insanlar çıksa da..
Eski yıllarda hiç karşılaşmadığımız şekilde; pırlanta gibi insanların, dört dörtlük ehil insanların bu iktidar döneminde etkili makamlara geldiklerini hatırlatmak için söylüyorum.
Eğer bu iktidar; ehliyetsiz insanlara, menfaatperest insanlara ön açma politikasını genel kural haline getirmiş olsa, bu güzel insanlar o etkin makamlara nasıl gelebilirdi?
Somut örnek: Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya.
Başkanlığa bir defa daha seçilmeyecek ki beklenti karşısında bu konuşmaları yapsın.
Görev süresinin uzatılması diye bir ihtimal, bir seçenek yok ki, “pratikte karşılığı olmayan bu güzel cümleleri ediyor” diyesiniz...
Fon yolsuzluğunda, evet, bazı dindar görünümlü insanlar da, solcuların-kemalistlerin-laikçilerin her dönem içinde yüzdüğü yanlışların içine girmişler...
Ama hiçbirisi yaptıklarını savunmadılar. Savunabilecek bir desteği mahallelerinde bulamadılar..
İktidar, bir dönem birlikte yol arkadaşlığı yaptığı bu yanlış isimlere asla sahip çıkmadı, anında yollarını ayırdı.
O yolsuzluğu yapanların belli bir kısmı da, çok konuşulmuyor da olsa, farklı siyasi partilerden. Ama onların hiçbirisinden “Yollarımızı ayırıyoruz” açıklaması gelmedi. Hiçbirisinden “İstifa et” çağrısı gelmedi...
Her kadroda olmasa da birçok makamda dürüst insanlara ön açan, bu noktada mevzuattaki ayrımcılıkları kaldıran siyasi iktidara vuranlar, bir saniye nefes almaksızın saldırılarını sürdürürken...
Vicdan sahiplerine seslenmek istiyorum:
“Bir insan uzun ömürlü olmak isterse adaletli olsun. Bu durum devletler için de geçerlidir. Adaletli olmak ömrü uzatır” diyen, tarihte bir Anayasa Mahkemesi Başkanı bana gösterebilir misiniz?
Klasik söylem olarak değil; içselleştirerek...
Zaman zaman bizim de eleştirilerde bulunduğumuz kararları alırken dahi, kendi duygu ve düşüncesindeki, kendi vicdanındaki “adalet” terazisinden hiç taviz vermeyen bir bakış açısı ile “adalet”i önemseyen kaç yüksek mahkeme başkanımız oldu?
Biz Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ile, bir-iki olayda farklı pencereden konulara yaklaşmış olabiliriz...
Ama yüksek mahkemenin başındaki isim; şu veya bu gruba yakınlık sebebiyle değil, eziklik sebebiyle hiç değil, menfaat gözeterek hiç hiç değil; salt adalet duygusu ile bizim de “Farklı karar alınması gerekirdi” diye eleştirdiğimiz kararlara imza atmışsa...
Bir anlamda... Solcuların, laikçilerin, kemalistlerin daha “Dürüst bir yüksek hâkim” övgüsüne muhatap olduysa...
Haklarını alma konusunda, güvenmelerini boşverin..
Hakketmedikleri “Hak”ları bile alacaklarına inandıkları bir örneklik sergilenmişse..
Niye günümüz Türkiye’sinden bu güzel örneği konuşmuyoruz da..
Hep kötü örnekler üzerinden bugünkü hukuk sistemini eleştiriyoruz, kadroları linç ediyoruz?
Kimse bana “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını yerel mahkemeler dinlemiyor” demesin.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, önceki konuşmalarında, o ihtilaf yaşanan kararların ne kadar istisnanın istisnası olduğunu (gönlünden tüm kararların uygulanması geçse de) açıklamıştı...
“Ben her haberi yaparım. Haberde kimin eleştirildiğine bakmam, sorgulamam” diyen hokkabazların kendi mahallelerindeki sahtekârları nasıl koruduklarını, o korumaları yapanların kendi çalıştıkları gazetelerde nasıl savunulduğunu görüyoruz...
Ama bakın, askeri vesayetten kurtarılan Anayasa Mahkemesi Başkanlığı koltuğuna oturmuş, şimdi o koltuktan ayrılmak üzere olan Kadir Özkaya hepimize, hepinize dün Atatürk Üniversitesi’nden, Erzurum’dan neler söylüyor:
“64 yaşını bitirmiş bir insan olarak 11-12 yaşından itibaren anasından babasından ayrı yatılı okullarda geçirmiş birisi olarak şunu söylemek istiyorum; hayat size her konuda bir seçenek sunacak. Bunlardan bir tanesi etikliği, meşruluğu tartışmalı ama çok yakın, çok kolay, çok büyük bir menfaat sunacak. Öbür tarafta neredeyse hiç menfaat yok, çok emek ve birtakım riskler var. Burada vicdanlarınız karar verecek. Kişiliğiniz ortaya çıkacak. Siz oradaki tercihlerle kendinizi geliştireceksiniz.”
Bir dönemler aynı makamı işgal eden Yekta Güngör Özden gibi “Laik olmayan insan bile değildir” demiyor bu başkan...
İnsanları düşüncelerine göre ayırmıyor. İnsanları kıyafetlerine göre ötekileştirmiyor. İnsanları inançlarına göre dışlamıyor...
Tüm insanlarımıza hitaben diyor ki Kadir Özkaya:
“Sevgili gençler, hayatınız boyunca hangi mesleği seçerseniz seçin, hangi görevi üstlenirseniz üstlenin asla adaletten ayrılmayın. Başarılı olmak elbette önemli. Bilgi sahibi olmak, iyi bir meslek edinmek ve ülkemize hizmet etmek de son derece değerli. Ancak bütün bunları gerçekten anlamlı kılan; sahip olduğumuz bilgi ve imkânları doğru ve adil biçimde kullanabilmemizdir. Unutmayalım ki adaletli insan, kendi hakkını koruduğu kadar başkasının hakkına da saygı gösteren insandır.”
Evet, bilgili olmak önemli...
Şu makama gelmek, bu makamda bulunmak hedef olabilir.
Ama sahip olduğunuz bilgi ve imkânları “doğru” ve “adil” kullanmak, ne kadar önemli....
Gazeteci olmuşsunuz; “adalet”le değil, aleyhinde haber yapılacak kişiler ve haber yapılmayacak kişiler kriterlerine göre mesleğinizi ifa ediyorsanız... Farklı siyasi çizgide diye fon yolsuzluğu ile hiç ilgisi olmayan insanlara “400 yatırdı, 800 çekti” iftiraları atıyorsanız...
Hâkim olmuşsunuz; menfaat karşılığında kişilerin lehinde veya aleyhinde karar verilmesine imza atıyorsanız...
Avukat olmuşsunuz; yeri geliyor teröristi, yeri geliyor hırsızı, yeri geliyor fon hortumcularını savunuyorsanız... “Profesyonellik” mazereti ile adalet kavramına ihanet ediyorsanız...
Doktor olmuşsunuz; daha fazla para kazanabilmek için hastanızı sömürüyorsanız...
“Doğru” ve “adil” değilsiniz demektir...
Biz bu makamlardaki insanların; kimseden çekinmeden, siyasi iktidar da dâhil olmak üzere kimseden korkmadan cesur şekilde bu sözleri sarf ettiğine alışık değildik.
Allah razı olsun Kadir Bey.
Allah razı olsun Kadir Beylere, o makamlara gelişlerinde engel çıkaran sistemi revize edenlerden...







