“Gazeteciler susturulamaz” diyenler, Akit’i niye susturmak istediniz?
Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı gazeteciler sahaya çıkıyormuş.
100 yıldır solculardan başkasını gazeteci olarak görmeyen dernekler buna öncülük ediyor.
Halk TV’nin dolandırıcı patronunun mal varlıklarına el konulduğu için Yeni Parti öncülüğünde mitingler yapılıyor.
Diyorlar ki: “Gazeteciler susarsa, Türkiye’miz susar.”
Hangi görüşten olursa olsun, gazetecilerin tamamını kastetseler; sadece kendilerine özgürlük isteyip kendileri gibi düşünmeyenleri susturmak istemeseler, “Bir duruş sergiliyorlar. Gazeteciliği gereğinden fazla önemsiyorlar ama yine de ilkeli davranıyorlar; sağcısı solcusu demiyorlar, tüm gazeteciler için konuşabilmeyi istiyorlar” derim.
Ama beyefendilerin gazeteci dedikleri dün Can Dündar idi, bugün de Cafer Mahiroğlu.
Dünkünün FETÖ ile iltisakı, yıllardır Almanya’nın onu koruyup kollaması ile ispatlandı.
Şimdi de Akın İpek’in kaçtığı ülkeden Türkiye’ye gelip televizyonlar satın alan, ihaleler toplayan Cafer Mahiroğlu’nu gazeteci diye bize yutturmaya kalkıyorlar.
Başka kim var onların gazeteci diye tanıttıkları arasında?
Murat Ağırel, İsmail Saymaz, Barış Pehlivan... Henüz hakkında gözaltı işlemi yapılmadı ama Saygı Öztürk... Vesaire.
“Akit susturulmasın” derler mi bu arkadaşlar?
Asla.
Tam aksine, “Akit’i susturun” derler, diyorlar zaten. Hemen somut örnekleri vereyim:
Murat Ağırel, geçtiğimiz ay yanına 5 kişiyi daha alıp “Saraçhane Bülbülleri” başlıklı haberimiz için dava açtı.
“Susturun Akit’i” diye talep etti. Hatta tazminat istedi. Hatta yapılmış haberin internet sitesinden kaldırılmasını istedi.
Hani siz ne diyordunuz:
“Gazeteci susarsa, Türkiye susar.”
Biz gazeteci değil miyiz?
Niye bizi susturmak istiyorsunuz?
Sorun sadece Murat Ağırel değil.
Özgür Özel de geçtiğimiz aylarda Akit’e dava açtı. O da Akit’in susturulmasını istedi.
Ama bakıyorsunuz, halkı meydanlara çağırıyorlar, “Gazeteciler susturulamaz” diyorlar.
Gazeteciler susturulamaz ise bizi niye susturmak için mahkemelere koşuyorsunuz?
Aslında bunlar, gazetecilerin susturulmaması talebini, iftiralarının engellenmesini önlemek için istiyorlar.
“Gazeteciler susturulmasın” diyorlar ki bakanlara iftira atabilsinler.
Bakanların babalarının ismine bakıp, yüz binlerce aynı isim ve soyadda insan var iken, bambaşka birisinin fonda yaptığı alışverişi bakana hamletsinler, iftirayı atsınlar.
Sonra hesap sormaya sıra gelince, “Gazetecileri susturmak istiyorsunuz” desinler.
Bunlar istiyorlar ki bir bakan, birikmiş parasını herhangi bir fona yatırmış ise —ki CHP’li milletvekillerinin içinde parasını faize veya fona yatırmayan tek bir kişi var ise bana göstersinler, onun elini öpeyim— ama CHP’liler fonlarda yüzsünler, banka faizleri ile paralarına para katsınlar; gazeteci kılıklı soytarılar ise sanki bu ülkede fona para yatıran hiç kimse yokmuş, sadece bir bakan fona para yatırmış gibi algı yapsınlar.
Hedeflerine yerleştirdikleri bir bakanı koltuktan indirmek için, onun yolsuzluklara asla karışmamış bir hisse senedi üzerinden iftira atsınlar.
Utanmasınlar, “400 yatırmış, 800 almış” desinler.
Oysa bakıyorsunuz, enflasyon rakamı civarında getirisi olan bir fon söz konusu.
Faizsiz işlem yapan bir fon söz konusu.
Asla 100 TL’ye 60-70 TL kazandıran bir fon değil.
Dikkat edin, spekülasyon yapanlar 100 TL’ye 2.000 TL kazandırmış gibi birilerine para kazandırırken, biz 100 TL’ye 60 TL’nin altında kazanç sağlayan fondan bahsediyoruz.
Attıkları iftirayı sonrasında ispatlayabildiler mi?
Hayır.
“400 yatırıp 800 almak” diye bir şeyi gösterebildiler mi?
Hayır.
Ama şimdi o iftiraları devam ettirebilmek için “Gazeteciler susturulamaz” diyorlar.
Çünkü dindar insanlara iftira atabilmek ama ceza ödememek istiyorlar.
Bir başka gazeteci geçinen ise “100 milyon euroluk dekont yok. 100 euroluk dekonta sıfırlar eklenmiş” diyerek hırsızları savunuyor.
Dikkat ediyor musunuz?
Çift taraflı çalışıyorlar.
Hırsızlık yapmayanlara iftira atıyorlar; atmaya devam edebilmek için “Gazeteciler susturulamaz,” yani “Bizim iftira atmamıza engel olamazsınız” diyorlar.
Bununla da yetinmiyorlar; diğer taraftan da hırsızlık yapanları savunuyorlar.
“Suç işlemediler ki belgeler sahte” diyerek hırsızların takip edilmesini önlemeye çalışıyorlar. (Mustafa Sarıgül ve oğullarının organize ettikleri 1 milyar dolarlık fon yolsuzluğu olayında, Saygı Öztürk, tartışılan dekonttaki rakamın montajlı olduğunu iddia ederek “tahrifat var, suç yok” algısı yapmıştı.)
Hırsızlıkları rahat rahat savunabilsinler, hırsızlara karşı kamuoyundaki tepkiyi etkisizleştirmek için “Gazeteciler susturulamaz” diyorlar.
Böyle hokkabazlar, böyle soytarılar...
Gazeteci niye susturulsun?
Siz doğru yazdıysanız, yazdıklarınızı savunabiliyorsanız size kim karışabilir?
Hodri meydan!
Murat Ağırel çıksın, “Ben Akit’e dava açmadım” desin; diyebilirse.
Siz istediğiniz kişi hakkında “400 yatırmış, 800 almış” diyeceksiniz ama, biz Ekrem İmamoğlu’ndan aldığınız paraları yazamayacağız, öyle mi?
“Saraçhane Bülbülleri” diyemeyeceğiz, öyle mi?
Dediğimizde mahkemeye verip bizi susturmaya çalışacaksınız, öyle mi?
Özgür Özel, Adalet Bakanı’na iftira atacak, milletvekillerine iftira atacak; ama biz Özgür Özel’in kendi partisinden belediye başkanının “Rüşvet vererek aday yapıldım” iddialarını yazınca mahkemeye koşup bizi susturmak isteyecek, öyle mi?
Gazetecilere istenen özgürlük doğruyu yazma hakkı mıdır, gerçeği yazma hakkı mıdır; yoksa iftira atma hakkı mıdır?
Somut örnekler verdim.
Sarıgül ailesinin yolsuzluğunun üzerini örtmek için çırpınanlar, yani hırsızlığın savunuculuğunu yaparak yalan yazanlar, aynı zamanda dindarlara da iftira atanlar olduğunu görüyorsunuz..
Bir yanda yalan yazmak için “Özgürlük istiyoruz” diyorlar..
Diğer tarafta ise, iftira atmak için “Özgürlük istiyoruz” diyorlar.
Yalan yazmıyorsanız, zaten özgürsünüz..
İftira atmıyorsanız, zaten özgürsünüz..
Hırsızları yalan belgelerle savunmuyorsanız, zaten özgürsünüz..
Yalanlarınız susturulsa. İftiralarınız bitse..
Emin olun, Türkiye çok daha huzurlu olacak.







