ABD özgürlüğü bu kadar: Polis kurşunu ile 987 sivil öldü!
Başta FETÖ’cüler olmak üzere..
Türkiye’deki birçok kesim..
Özellikle de terör örgütleri temsilcileri ve medyadaki yandaşları..
PKK’sı.. DHKPC’si..
Bilmem nesi..
ABD’yi bize örnek gösterip, “Bakın özgürlükler ülkesi ABD’de şu nasıl.. Bakın ABD’ye, bu nasıl” diye ahkam kesiyorlar.
Biz de söz dinledik..
Baktık..
ABD’de yayınlanan bir gazetenin toparladığı istatistiki rakamlara göre, 2015-2017 döneminde yaklaşık 3 bin kişi ABD polisinin kurşunlarıyla hayatını kaybetmiş..
İstatistiklere göre ABD polisi, 2015 yılında 995 kişiyi, 2016 yılında 963 kişiyi, 2017 yılında da 987 kişiyi vurarak öldürmüş.
Ortalaması ne eder?
Her gün.. Ama her gün..
Üç kişi polis kurşunu ile ölüyor..
Üç yıllık rakamlar, tesadüf müdür bilmiyorum ama..
Sadece % 0.3 değişiklik göstermiş..
Bu neyi gösterir?..
2015’te veya 2016’da veya 2017’de..
İstisnai bir durum ortayla çıkmış da..
Rakamlar böyle şişmiş değil..
Adamlar resmen..
Enflasyon rakamlarını tutturma gibi..
İhracat, ithalat rakamlarını tutturma gibi..
Planlama yapmışlar gibi..
“Yılda 950-1000 arası sivil öldürmeliyiz. Yoksa polise, ‘Polis’ diyemeyiz” der gibi bir halleri var.
Türkiye’de, polisin öldürdüğü sivil sayısı kaçtır?
Tabii ki benim gönlüm ister ki, bu sayı sıfır olsun..
Ama o, gönlümün istediği..
Ya gerçekler?
Şu an itibari ile açıklanmış resmi bir rakam bulamadım ama..
Tahminen söyleyelim..
10’u geçmez.
Dolaylı ölümleri falan da katalım. Bu sayı 20’yi mümkün değil geçmez..
ABD ile karşılaştırırsak..
Türkiye’deki rakamların 50 katı..
Biz hep adalet tavsiye ediyoruz ya..
Uyanıklık edenleri eleştiriyoruz ya..
Rakamları çarpıtan hokkabazları yerin dibine geçiriyoruz ya..
Aynı hatayı kendimiz yapmayalım..
Adaletimizi kendiliğimizden gösterelim..
ABD’nin nüfusu ile Türkiye’nin nüfusunu orantılayarak ölüm rakamlarını karşılaştıralım..
Ne çıkıyor karşımıza?
ABD’de, polis kurşunu ile ölenlerin sayısı, bizdeki polis kurşunu ile ölenlerin sayısının 14 katı..
Ve Türkiye’deki yönetime takılan isim: “Baskıcı yönetim..”
ABD’ye verilen isim; “Demokrat ülke. Özgürlüklerin ülkesi.. Hukuk devleti..”
Bir kişinin bile, polis kurşunu ile ölmesini tasvip edemem..
Ama..
Şarlatanlık yapanlara da, örnek gösterdikleri ülkelerin rakamları ile cevap vermek görevimiz..
Bu rakamları gördükten sonra..
Hala Türkiye’ye “Kötü..”
ABD’ye, “Güzel” diyenler var ise..
Ne diyelim..
Allah yollarını açık etsin..
Hazır vize zorlukları da kalktı..
Uçsunlar, özgürlükler ülkesi ABD’ye..
Ama orada, ABD’li polisin kör kurşunu ile hayatlarını kaybederlerse..
Burdan da yardım falan istemesinler..
Sözüm, FETÖ’cülere de..
Fetullah Gülen’e de..
Türkiye’de 28 Şubat sürecinde “Her şey olabilir” diye ABD’ye gittiler ama..
Her yıl 1000 kişinin sorgusuz sualsiz polis tarafından öldürüldüğü bir ülkede, kendilerini güvende hissediyorlarsa..
Kusura bakmasınlar, orda başka dolaplar dönüyor demektir..
FBI ile.. CIA ile, işler pişiriliyor demektir..
Hâlâ görmeyeniniz var ise..
Görün artık..
•
Geçtiğimiz hafta, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, “Okul önünde uyuşturucu satanı yakalarsanız, ayağını kırın” sözü medyada yoğun olarak tartışıldı..
Konu aktüel olarak tartışıldığında girecektim ama..
Fırsat olmadı..
Bir başka vesile ile değiniriz diye not aldım..
Şimdi ABD’deki polis kurşunu ile ölenlerin sayısı ile birlikte..
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sözlerini değerlendirelim..
Bakan’ın ne dediğini, ne demek istediğini hepimiz biliyoruz da..
Dikkat çekilmek istenenin, kanun boşluklarının doldurulması olduğunu hepimiz biliyoruz da..
Kıllık olsun diye, İçişleri Bakanı’nı hedef tahtasına koyup, linç etmek isteyenlere cevap olsun diye, yazalım..
Bakanın istediği, hukukdışı bir ceza değil..
Devletin bu işte ne kadar güçlü bir irade sahibi olduğunu hatırlatmaktan ibaretti..
Dolayısı ile..
Ben bir gazeteci olarak..
Bir sivil vatandaş olarak.
Bakan’ın açıklamasından, hiç rahatsız olmadım.
Ama rahatsız olanlar vardı..
Hatta linç edenler oldu..
Linç edenlerin başında yer alanlardan birisi de Fatih Altaylı idi..
Kim bu Fatih Altaylı?
Aslında birisi haketse bile (Haketme biraz abartılı oldu ama.. Kimsenin, bir başkasının burnunu kırma hakkı olmadığına inananlardanım ama.. Bazen öyle olaylar oluyor ki.. İnsan kendisini kaybediyor.. İşte öyle bir olay için söylediğimi varsayın..) karşısındakinin burnunu kıracak yürek onda yoktur ama..
Darbeci derin adamlardan aldığı destekle..
Sırf dindar insanlara Araplar üzerinden küfretmek için.. Sonradan FETÖ’cü olduğu ortaya çıkan bir pilot binbaşının Kuveytli diplomatlardan sokakta dayak yemesi üzerine..
Şöyle yazıvermişti:
“4 Kuveytli itten sokak ortasında dayak yenir mi be! Kıramadın mı en azından birinin burnunu. Hadi karate, judo bilmiyorsun. ‘Toyota kriko’ da mı yoktu? Vallahi çok üzüldüm binbaşım. Yoksa memleketteki Arap hayranlığından mı çekindin!”
Şimdi söyler misiniz..
Trafik tartışmasından dolayı..
Birisinin “Toyota kriko” ile burnunu kırmak mı daha insafsız bir hareket. Daha vicdansız bir fiil.. Daha hukuka aykırı bir eylem..
Yoksa.. Okul önünde..
Küçücük çocukları zehirlemek için..
Onlara uyuşturucu satan birisinin, bir polis tarafından ayağının kırılması mı, daha vicdansız, daha insafsız, daha hukukdışı bir fiil?
Yoksa.. Çaktırmadan çaktırmadan, uyuşturucu baronlarına, selam mı çakılıyor?
Sözde “hukuk devleti” olma maskesi ile, kanunların boşluklarından yararlananlara, “Yolunuza devam edin.. Korkmayın” mı denilmek isteniyor?..
Hani patronu ile ilgili bir iddiayı yazacağım ama..
Bir başka sefere, o da..







