Bir grup magandanın söndürdüğü hayat
Bir grup magandanın söndürdüğü hayat
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Beyoğlu’nda bir maçın ardından taraftarların attığı havai fişek, beş katlı bir binanın dördüncü katında bulunan bir daireye düşüyor. Evde yangın çıkıyor. O anda içerde insan olmaması sevindirici ama eğlence adı altında yapılan şey bir hayatı, bir kariyeri bitiriyor. Marmara resim mezunu Murat Melih Özen’in evinde gerçekleşen yangın, sergi için hazırlanan bütün resimleri, kıymetli eserleri, resim malzemelerini, aynı zamanda müzik ekipmanlarını ve eski fotoğraf, önemli evrak gibi şeyleri yakıp kül ediyor.
Evinin yandığını komşusundan öğrenen ressam, geldiğinde karşılaştığı manzarayla şoka giriyor. Her şey kül oluyor, yanında getirdiği sırt çantası ve bilgisayarı dışında hiçbir şeyi kalmıyor. Ve her şeye rağmen haber ajanslarına konuşurken taşkınlık yapmıyor, terbiyesini bozmuyor. Abartılı tavırlar sergilemiyor. Gerçek bir sanatçı çünkü.
Şimdi bu arkadaşımız bu magandalığın hesabını kime soracak? Hakkını savunmak istese avukat masraflarını nasıl karşılayacak? Hayatını nasıl, neyle yoluna koyacak?
Neden birileri sevincini belli ederken birilerinin canı yanıyor? Birileri mutluyken de, mutsuzken de dehşet saçıyor. Kurşunlar ya da havai fişekler…
Bence bu sanatçı arkadaşımızın zararı devlet tarafından tazmin edilmeli. Tabii ki hiçbir ücret, kül olan sanatı geri getirmez.
Ama en azından böyle değerli bir sanatçının ayağa kalkmasını biraz daha kolaylaştırır. Bunu yapan, bu yangına sebep olan magandalara da emsal bir ceza verilip önlemler artırılmalı. O yanan evin içinde biri ya da birileri olabilirdi. Ölümle sonuçlanan bir durum olabilirdi. Bitsin artık. Birilerinin mutluluk adı altında yaptığı taşkınlıklar birilerinin hayatını bitirmesin. O ressamın üzüntüden titreyen sesini herkes duysun.
EZİKLİK, ÖFKE VE KITLIK BİLİNCİ
Holiganlar günlük hayatlarında öfkeli oldukları için mi bu kadar saldırgan? Yoksa içlerindeki ezikliği, bu şekilde mi tolere ediyorlar?
Bu dışavurumu anlamaya çalışıyorum. Sadece holiganlar değil, rahmetli şair dostum Bülent Parlak’ın vasıtasıyla (cezaevinde gönüllü öğretmenlik yapıyordu) şiddet meyli çok yüksek insanlarla da tanıştım. Suç kayıtları kabarık ve bundan pişman olmayan aykırı karakterleri incelemem gerektiğini söylemiş ve beni de cezaevine davet etmişti. Orada öfke kontrolünü kolay kaybeden insanlardan çok şey öğrendim.
Hepsinin ortak özelliği korkularından, çaresizliklerinden ve değersiz hissetmelerinden söz etmeleriydi. Öfke ve şiddet bu hisleri bastırmak için adeta bir araca dönüşmüştü. (Suçluyu kayırmak değil gayem sadece suça giden yolların nerede ne şekilde başladığını anlamaya çalışmak.)
Kendime psikiyatr süsü veriyor ve sebebin arka planında yatan maddi sıkıntıları da anlamaya çalışıyordum. Sonradan Bülent’in tanıştırdığı hırsızlıktan sabıkalı bir genç beni buldu. Hayat hikâyesinden bahsetti.
Çocukluğunda babasının istediği şeyleri alamadığını, arkadaşlarının babalarının aldığını ve bunun onda bir komplekse dönüştüğünü anlatıyordu. Hırsızlık yapmasını tetikleyen sebepler kabaca böyleydi. Babasının o daha çocukken ölmesi, yoksulluğu erken yaşta tanımasına sebep olmuştu.
Anlattıklarından en önemli ayrıntı şuydu. ‘Yine çocukluğumdaki gibi karnımı istediğim şekilde doyuramayacağım korkusu peşimi bırakmıyor’ demişti.
Ona Harvard, Princeton ve Warwick Üniversitesi araştırmacılarının literatüre kazandırdığı “Kıtlık Zihniyeti” (Scarcity Mindset) ve “Zihinsel Bant Genişliği” (Mental Bandwidth) teorilerinin bilimsel olarak kanıtlandığını söylemiştim.
Bilimsel çalışmalar, maddi yetersizliğin insan beyninde bilişsel aşırı yüklenme oluşumu gerçekleştirdiğini ve bu durumun doğrudan öz kontrol, sabır ve tahammül mekanizmalarını zayıflattığını söylüyor. Suça sürüklenmenin altındaki en önemli sebeplerden biri de tahammülün azalması.
Anlık öfkelenmeler yüzünden cinayet işlemiş ve yirmi beş yıl hapis cezasına çarptırılmış insanlar tanıdım. O an sadece şefkatli, içten, tek bir söz, bir başkasının ‘yapma’ sözü o insanı kurtarabilirdi. Bazen sizi birisi çileden çıkardığında o şefkatli, dingin sözü duymaya çalışın. İçerden sessizce gelen o ses, asli cevherinizdir.