--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Üstad Necip Fazıl’a minnettarız unutmayalım unutturmayalım!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
13

Üstad Necip Fazıl’a minnettarız unutmayalım unutturmayalım!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Üstâd ile ilgili daha önce yazdığım yazımı 42. Vefat yılı münasebetiyle rahmete, minnete, şükran borcumuza vesile olmasından dolayı yazıyorum.

Üstâdın cenazesinden sonra gönül dostlarıyla “Üstadla Hatıralar” bahsiyle uzun sohbetlerimizi, bize kazandırdıkları ‘öz güven’i, heyecanlarımızı, imanın bedel istediğini, her Müslümanın bu bedeli ödemesi gerektiğini, kendisinin her türlü dünya nimetlerine; hapis hayatı ve işkenceyi tercih ettiklerini, ‘imtihan dünyası’nın her çeşidine hazır olunması gerektiğini, dâvâ adamlığı” şartını taşıyan bir adamdan nasıl korkulduğunu yaşanmış misallerle anlatmıştık birbirimize. 

Üstâd Necip Fazıl’ın san’at gücünü inkâra, ciddiye alınabilir vasıftaki hiçbir edebiyat tarihçisinin tâkati yetmez. Yetmemiştir de. Necip Fazıl, bu hakkının teslimini, takdir bekleyerek değil, mukavemet edilemez gücüyle sağlamıştır. Kapıları kırarak, tuzakları aşarak, zincirleri parçalayarak, surları delerek sağlamıştır. Öyle bir san’at gücü vardı ki; haksız bir tezi bile söz ve yazı ustalığıyla, haklıyı savunmaya çalışanlara karşı üstün gösterebilirdi. Hakikati savunan Necip Fazıl’ın gücünü varın hesab edin! O’nu yok saymaya çalışan biri, kendini yok sayılmaya mahkûm eder. Bunu da solcu olsun olmasın, hiçbir akıl sahibi göze alamaz.

Sol, üstâda yanıktır. Öfkeleri buradan kaynaklanıyor. “Ah, ilk hâlinden sonra, sol’a meyletseydi!” hasreti-hayıflanışı içlerinin dinmeyen sızısıdır. Biz sol’un da kabul etmek durumunda kaldığı insanlarımız dışında, kendi kıymet takdirimizi kendi ölçülerimizde gerçekleştiremiyoruz. Sol kabul etmemişse, ansiklopedilere, edebiyat tarihlerine, okul kitaplarına giremezsin. Asıl çözülmesi ve üzerinde durulması gereken mesele budur. Bir kıymet ifade eden ve eserler vermiş yüzlerce isim sayabilirim ki, haklarında tek satırlık bilgi edinebileceğiniz hiçbir kaynak bulamazsınız. Ama sol’un acemi kalemlerine bile yer ayırılmıştır! Acıdır ama gerçektir. Kendi kıymetlerimizi, sol’un vizesine muhtaç kılmışızdır.

Necip Fazıl’ın dil anlayışını, san’at-şiir-tefekkür anlayışını devam ettiren, (cevheri varsa aşarak tekâmül ettirerek devam ettiren) kaç kişi yetiştirebildik? Yetiştiremeyişimizin önemli sebeplerinden biri, “sol’un vizesini şart kabul eden” vahîm anlayıştır.

67-68’lerde Ortaokula giderken “Büyük Doğu” dergileriyle tanıştım. Daha sonra konferansları, çeşitli gazetelerde yazdığı makaleleri… Bir diğer Üstâd Sezâi KARAKOÇ’un “Diriliş”i bizi o günlerde anne sütünü emen çocuklar gibi besliyordu. Zamanının en güzel fikir ve sanat dergisi idi Büyük Doğu. Sahafları dolaşmamız eski sayılarını temin için yapılan pazarlıklar… Dönüş parası kalmadığı için eve yaya dönüşler, vs. Her sayısını incelerken “aşağılık kompleksi”nden kurtulduğumuzu hissediyor, din düşmanlarına karşı mücadeleye hazırlanıyor, meşrû zeminde bilgili ve kültürlü yetişerek muhataplarımızı susturuyorduk. Zamanla bu dergi fikrî mücadelenin kavga dergisi oldu. Eski sayıları bize “tarih şuuru” veriyordu. Meselâ; Bir sayısının kapağında kocaman bir kulak resmi. Altında da şu yazı: “Başımızda kulak istiyoruz.” İsmet Paşa’nın dergiyi kapattığını ileriki sayılarından anlıyoruz. Bakıyorsunuz bir başka gün bir başka kapak. Bir cennet ırmağı ve altında Yunus’un mısrasıyla Anadolu’yu târif ediyor: “Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu.” Bir başka kapakta harikulâde güzel yüzlü bir kız çocuğunun ağlayan resmi altında izahat: “Milletçe Ağlıyoruz.” Tabiî CHP’nin elinden. Bir defasında yine Büyük Doğu’da, “Allah’a itaat etmeyene itaat olunmaz” hadîsini neşretmiş ve tabiî kapatılmıştı. 

Hayatının aşağı yukarı her şeyini Bâbıâli isimli kitabında büyük bir açık kalplilikle anlatmıştır.  Hafakanını “Cinnet Mustatili” isimli eserinde bulursunuz. Burada hapishane hatıralarını anlatmıştır. Bilmiyorum dünyada böyle bir başka eser var mıdır?

Şiir yazdı, makale yazdı, köşe yazısı yazdı, deneme yazdı, tarih tezi olabilecek incelemeler yazdı, konferanslar verdi, tiyatro eserleri yazdı, dinî-fikrî eserler yazdı, ilmihal bile yazdı! Kendi deyişiyle sadece tebliğ değil, telkin eden türden bir ilmihal… Polemiklere, siyasi kavgalara girdi… Bütün bunlar “sosyal mesele” alanının her yerinde küllî tefekkür şuurunun tohumlarını ekmek içindi. Her icabı (özde) örneklemek istiyordu. Çok zekiydi, çok kabiliyetliydi; bütün fıtrî hasletlerini bu gayenin genişliğinde harcadı. 

Aynadaki Yalan romanını unutamıyorum. 70’li yıllarda lise talebesi iken okumuştum. Romanında geçen, hâlâ unutamadığım Naci (zannediyorum) kendisiydi. Şimdi karşılaştığım milliyetçi, muhafazakâr gençlere soruyorum bu romanı (maalesef) bilen, okuyana rastlamadım. Bazı edebiyat öğretmenleri de dahil. O romanında her şey vardı. (akaid, aksiyon, bohem kültürü, kendi kültürümüz, vs.) Edebiyat öğretmeni gelinim altını çizerek, not tutarak okumuştu. Konferansını dinlediğim (daha sonra kitaplaştırdığı) İman ve Aksiyon, Siyer bilgilerinin dışında mutlaka okunması gereken edebî dille yazılmış Çöle İnen Nur, İman ve İslâm Atlası, İdeolojya Örgüsü, tarih şuuru veren Atatürk’ün uşağı Cemal Granda’nın nakillerini kitabına koyarak toplattırılan Vatan Dostu Vahidüddin kitabı, içimizdeki Batı uşaklığı yapan ‘Kızıl Sultan’ ağzıyla konuşanlara Ulu Hakan Abdülhamid cevabı, Başmakaleleri, Müdafaalarım, Konuşmalar, diğer kitapları.

Fikri, dâvâsı aksiyona geçmediği halde hapishanelerde kalarak imanın, davasının bedelini ödeyen Dâvâ adamıdır. O zaman, şimdi “Fikir suçu olmaz” diyenlerin hepsi onun hapishanede kalması için seferber olmuşlardı. O bunları, “elimde kibrit çöpü kadar bir neşir organı olduğu zaman kuyruklarını apış aralarına sıkıştırarak kaçarlar” diye tarif ederdi. Muhataplarının hepsi basın mensubu olan bu adamlar basın hürriyetini bir tarafa bırakarak Büyük Doğu’nun sayılarının toplatılmasına sebep olmuşlar, en azından göz yummakta mahzur görmemişlerdir. “Bizler Necip Fazıl’ın ve Üstâd Sezai Karakoç’un paltosundan çıktık” diyen hocalarımız ne kadar haklılar.

Yorumlar

(13)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kanber

29 Mayıs 2025 10:20

Selamlar hocam. Allah razı olsun. Bu konuyu çok güzel işlemişsiniz. Çok güzel yazmışsınız. Eserlerini biraz okumuştum ama hepsini okuma motivasyonunu kazandırdınız bana. Allah'ım Necip Fazıl üstatımıza da gani gani rahmet eylesin. Taşı gediğine koyan, sorun bataklığını aşikar eden üstad. Büyük mütefekkir.

Ersan

28 Mayıs 2025 21:42

Üstad Necip Fazıl Adnan dan paraları alıp kumar da fuhusta yiyen,başı açık kadın perdesiz eve benzer ya satılık ya kiralık dir diyip karısıni basinacik gezdiren müptezel dir

Mustafa

28 Mayıs 2025 18:42

. Mümin, muttaki, mümin, müslüman, eşref-i mahluk. Diye adlandırılanmış. Eleştirinizde övgünüzde Kuran'dan olsun Allah subhanehu ve Teâlâ nın ebedi cehennem likleri kafir, müşrik,fasık ,münafık, zalim, diye isilemdirdiği kişilere başka isim vermek çok yanlış bir tutum Allah'ın isimlendirdiği isimlerle konuşun veya susun.

Maklube

28 Mayıs 2025 09:25

Ne üstadı bu arkadaş?

ata

28 Mayıs 2025 20:33

anlamazsın... ismini duysan ödün patlar

Nuran Devres

28 Mayıs 2025 07:29

Şu sırada hayatta olan hiç kimsenin Necip Fazıl'ı benim kadar iyi tanıdığını sanmam. Benim üniversite öğrencisi olduğum yıllarda kendisiyle 2 yıl süren çok yakın arkadaşligim olmuştu. Ankara'ya geldikçe Çubuk Barajına yemeğe gider, aktarmalı uçak yolculuklarında Ankara Esenboğa havaalanında saatlerce sohbet ederdik. Konuşmaya başladığında öylesine büyülenirdim ki yüzünün bir yanındaki o korkunç tiki bile görmez olurdum. Nur içinde yatsın. Aslında çok yalnız bir adamdı ve sanırım parasızdı. Ailesinden hiç söz etmezdi. Bana hep " sen neden bu kadar geç doğdun " derdi. Ben de "üstat, siz de dünyaya gelmek için çok acele etmissiniz" diye cevap verirdim. Selam ve muhabbetle.

ÖZCAN ŞAHİN

28 Mayıs 2025 07:02

GÜNAYDIN MUTLU SABAHLAR, EN BÜYÜĞÜNÜZDEN EN KÜÇÜNÜZE KADAR METHİYELER DÜZÜYORSUNUZ BU SİZİN KAFA YAPINIZI GÖSTERİYOR EFENDİM

ata

28 Mayıs 2025 20:36

çünkü o bütün mithiyeleri hak etmiş, komünist ateistlerin arasından bir mürşide tabi olmuş, belki de evliya olmuştu... ne yapacaktık dinsiz ateist komünist nazıma mı methiye düzseydik...

Ustadin g.. kilı dahi olmayacak muptezel alkolik tanjulari lanetliyelim

28 Mayıs 2025 06:48

.........

USTADIN NASIL BIRI...

28 Mayıs 2025 09:14

Menderesin yassiadaki ifadesini aç oku ,ustadinizin nasıl biri olduğunu görürsünüz..Devlet o kıt imkanlarla burs verip Fransaya gönderdi, o fransada neler yaptı...Daha sonra da benim bursumu devlet kesti diyor ama niye kesti demiyor..

Okur

28 Mayıs 2025 03:34

Senin üstadı en iyi Menderes anlatmis.

HEPSI BILIYOR ZATEN NE OLDUGUNU

28 Mayıs 2025 09:15

Ama üstat olmuş işte...

Es kahpe ruzgar ne yandan esersen es, dava tasini gedigine koyduk soyvuncu paralel ceteleri kodese koyduk nasil olsa:)))

28 Mayıs 2025 09:43

.......

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle