--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mümin Kimdir?

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
14

 

Mü’min; ebediyete kadar iman/küfür mücadelesinin bitmeyeceğinin şuurundaki adamdır. 

Mü’min, Allah’ın dostlarını dost, düşmanlarını da düşman bilir. Onlar Allah’a düşmanlık yaptıkları müddetçe onlarla muhabbet gösterisi içinde olmaz/olamaz. Çünkü hem Allah’tan yana olmak hem de O’nun düşmanlarıyla hemhal olmak mü’min tavrı değildir. Bu olsa olsa münafıklık hastalığı olur.

Mü’min; imanı için yaşayan, dünyaya gelişini imtihan için bilen, ebediyete kadar iman/küfür mücadelesinin bitmeyeceğinin şuurundaki adamdır. Mü’min kâfirle, münafıkla, Allah ve Rasulünün düşmanlarıyla ne pahasına olursa olsun beraber hareket edemez, birlikte olamaz. Hele kendi menfaati için din kardeşlerinin karşısında bulunamaz. Kendisini feda eder, dinini feda etmez. Kendisi çiğnenir, düşer, vurulur ama dini çiğnetmez, dinini düşürmez, dinine imanına, Peygamberine vurdurtmaz. Menfaatler çatıştığında onları tercih edemez, onlara yaranmak ve benimsenmek için müdahanede bulunamaz. Hangi mülahaza ile olursa olsun bu hakikat örtülemez. Bizden istenen, akidemizin gereğini yerine getirmek ve imanımızı zedeletmemektir. Mü’minler var iken, onlarla beraber dinimize hizmet etme imkânı duruyorken, kendi din kardeşlerini bırakıp, ellerinden gelse Müslümanları bitirecek insanlardan, nasıl medet umulabilir? Bu sebepledir ki Müslüman’dan istenen, küfrün ve şirkin etkisi altında kalmadan Müslüman olarak yaşayıp, ölmektir. Müslüman’ın imanın şerefini korumakta yanlışa düşebileceği noktalara karşı uyarılmasındaki hikmetlerin kavranması şarttır. İman ve küfrü iki ayrı cephe olarak görmek, bu cepheler arasındaki sürtüşmenin ebediyete kadar süreceğini, sürtüşmenin genellikle savaşlardan çok, kültürler arası sürtüşmeler olarak ortaya çıkacağını idrak etmek demektir. Kâfirlere karşı imanın vakarını kaybetmenin her çeşidi, mü’min için tehlikedir. Mü’min kendini korumalı, çevresinin mü’min çevre olmaktan uzaklaşmasına karşı hassas olmalıdır. Çünkü mü’min, bir kere erimeye yüz tuttuktan sonra geri dönüşü zor olan bir yola girer. Yanlışını kabul etmez yahut her yanlışına yeni bir mazeret üretir. Mü’minlerin karşısında, onların yanında olmaları, büyük bir faciadır. Kâfirlerin zulümlerine yardımcı, sömürülerine âlet olmaları, onları över duruma gelmeleri de bu faciayı gittikçe derinleştirmektedir.

Yaşadığımız zamanda mü’minlerle mü’min olmayanlar arasında bir farkın olmaması için ısrarla uğraşıyor olmak bizleri teyakkuza sevk etmelidir. Küfür tarafının İslam düşmanlığı aynıdır. Ne kalktı ne de azaldı! Kılık kıyafetten yemeye içmeye, konuşmadan örfe kadar her şeyde iman farkı olması gerekirken bu fark gitgide erimektedir. Bu erime, mü’min olmayanların mü’minlere yaklaşması şeklinde olsaydı mesele olmayacaktı. Onlar hiçbir yaklaşma göstermedikleri hâlde mesafe erimektedir. Endişe verici olan da budur. Hele Müslümanların, ömürleri iman ve İslam düşmanlığı ile geçmiş insanlara aşırı iltifat gösterip dost kabul edip mahremine almaları kabullenilebilir bir durum değildir. 

Zevklerde ve günlük yaşantıda bir benzeşme caiz olmasa da bunun aklen izah edilebilir yönü vardır ama akidede benzeşmenin ya da akidedeki farkların eritilmesinin ne aklen ne de dinen izah edilebilir bir yönü yoktur. Peygamberimizin bu husustaki hassasiyeti unutulmamalıdır. 

İmanla şereflenen bir insan dünyada doğar, dünyada yaşar ama ahirette ebedî bir hayat için mücadele eder. İman nimeti ile şereflenmeyen biri ise dünyada doğar, orada yaşar ve orada kalacak olan umutlar ve hayallerle yaşayıp ölür. Ebedîlik seviyesinde bir hayali yoktur onun.

Mü’min ile mü’min olmayan arasında bu açıdan bakıldığında ebedîlik ile fânilik kadar fark olması pek tabiidir. İki farklı gözün gördüğü, iki farklı kalbin kavradığı kesinlikle aynı değildir. Dünyayı istasyon gibi görmekle ebedî karargâh gibi görmek arasında muhakkak fark olacaktır. Mü’minlerle mü’min olmayanlar, bir toplumun içinde beraber yaşayabilirler. Bunun dinî bir engeli yoktur. Aynı trende yolculuk yapabilir, aynı handa iş yeri işletebilir hatta bir şirketin iki ortağı da olabilirler ama bu hiçbir zaman bir mü’min ile öbür mü’minin beraberliği gibi olmamalıdır. İman gibi bir fark, onu taşıyanla taşımayan arasında hayatın içinde görülebilecek kıvamda değilse Allah’ın bizden beklediği iman olmaktan uzaktır. En azından böyle bir iman, iman kavramının içini doldurmaktan uzaktır. Bu mesele, Kur’an’da çok açık bir şekilde görülebilir. İman ve imansızlık iki ayrı cepheyi ifade eder. Bu iki cephe arasında -medeni ölçüler dairesinde kalması istenmiş olsa bile bir ihtiyat ve temkin sınırı yahut bölgesi muhakkak korunmalıdır. Aradaki mesafenin gittikçe kaybolması, mü’minler açısından tehlike oluşturmaktadır. Rablerinin emrine ve ikazına rağmen onlarla aradaki buzları eritmeleri, son derece dostane tavır sergilemeleri düşündürücüdür. Çeşitli âyetler, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinenleri azapla müjdelemiş münafıklar olarak göstermiş, müteakiben de ‘Onların yanında bir şeref ve üstünlük arayışında mı’ oldukları sorulmuş, bütün şeref ve üstünlüğün Allah’a ait olduğu hatırlatılmıştır. Âyetler, açıkça mü’minleri bırakıp, kâfirlerle iç içeliği münafıklık olarak öne çıkarmaktadır. Nitekim Hz. Ömer: “Allahü Teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allah’ın uzaklaştırdığına yaklaşma!” diye Müslümanları uyarmıştır. Hz. Ömer: Biz aşağı insanlardık. Allah Teâlâ Müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Onun verdiği bu şereften başka şeref ararsak, Allah Teâlâ bizi yine zelil eder. İzzet, İslam’dadır. İslam’ın ahkâmına uyan, aziz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, şerefi başka şeylerde arayan zelil olur.

Mümin kâfir ilişkilerinde mutlak yasak olan kâfirin küfrünü, müşrikin şirkini, münafığın nifakını, mülhidin ilhadını sevmektir. Açıktır ki küfre muhabbet küfürdür. Aynı yasak mü’minlere karşı bir faaliyette onlara destek vermek, onları sırdaş ve yoldaş edinmek konusunda da geçerlidir. İnsani ilişkiye Kur’an-ı Kerim herhangi bir yasak getirmemiştir. Onlarla ticaret yapılır. Aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranılır. Müslüman olmaları için dua da edilir. Fakat onları kâfir iken şerefli kabul etmek caiz değildir. Şu âyetler bizler için bir şey ifade etmiyor mu? 

(Mü’minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğu ile onur duyanlar, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet ve şeref yalnızca Allah’a aittir.) [Nisa 139] Ya Nisa suresinin 105. Âyetindeki ‘Sakın hainlere taraftar olma!’ ikazı

(İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.) [Fatır 10] 

Sevmemekle düşmanlık yapmak, veren olmakla alan olmak, sosyal ilişkiler içinde olmakla onların kültüründe erimek arasındaki çizgiyi koruyamamanın sıkıntısını yaşıyoruz. Hatta daha da ileri gidip, kültürle akideyi, ibadetle onların hayat tarzını, ticaretle sömürülmeyi karıştırır hale geldik. Bu hercümerc içinde mutedil ve müstakim olmaya mecburuz. 

 

Yorumlar

(14)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kanber

15 Eylül 2024 19:54

Sahurun var mı hocam Ağzınıza sağlık Allah bizi şuurlu Allah ve resulünün dostuyla dost düşmanıyla düşman olanlardan eylesin

Munkir nekir katipleri yazıyor

15 Eylül 2024 15:22

Mümin âlemlere rahmet olarak gönderilen rahmet peygamberin işaretle buyurdugu el emin olan kimselerdir.yani Muhammed ül emin gibi yasayanlardir.muslumam kızımda olsa elini kesin diyen peygamberin umetidir.ams şimdiki müslümanlar benim cenahimdeise hırsızlıkta yapar zinada yapar miri malına başkasının malına namusuna ifetine çöker hata bu hatları daha rahat yapmak için bu yunde rahatlika fetva çıkartır bana dokunmayan Müslümanım diyen bunları şahsi menfaatleri için ayakta alkışlar çünkü bunu yapanlar aynı mahaledeler.onun için müslüman coğrafyası oluk oluk kan akıyor.bu kanın durması içinde zalimlerden medet bekliyorlar.

Hikmet Yılmaz

15 Eylül 2024 13:44

Suud’lar mümin sayılırlar mı ?

Ömer

15 Eylül 2024 13:37

Biz maalesef Tanzimat’tan beri sürekli batıdan aradık getirdik taklit ettik izzetli şerefli olacağımızı zannettik . Heyhat ki bugün bile ibret almayıp batının kanunlarından mahkemelerinden medet umar haldeyiz olmuyor olmaz olamaz . Biz hz Ömer efendimizin dediği gibi islamla şereflendik yükseldik . Batının pis kanunları bizi alaşağı etti . İslam medeniyettir kurtuluştur . Bu dünyayı da ahireti de kazandıracak yegane unsurdur dinimiz islam . Diğer yollar batıldır çıkmazdır , hüsrandır sonu cehennemdir Rabbim tüm ümmeti Muhammed’i korusun amin .

Kimdir

15 Eylül 2024 09:24

Mümin kimdir ..

Vay vay

15 Eylül 2024 14:43

Mümin, dünyanın neresinde olursa olsun zulme karşı mazlumları korumaktır..Ama nerede filistinde çocuklar açlıktan ölüyor 57 Müslüman ülke ve liderleri israilden korktukları için sesini çıkarmıyor...Çünkü hepsi koltuklarını koruma ve saltanatlarini sürdürme derdinde....Ebu Hanife : Bir yerde bir insan açlıktan ölüyorsa oraya ulaşma imkanı olan herkes sorumludur..diyor...Bu sorumluluğu almayan Müslüman mümin olabilir mi bilmiyorum...

Pilot

15 Eylül 2024 08:27

Mümin; riyakârlık yapmayan özü sözü bir, devlet malına el uzatmayan, kul hakkı ve hayvan hakkı yemeyen, doğaya zarar vermeyen, ihalelerden fifti fifti rüşvet almayan, adaletli, vijdanlı, merhametli olan kişidir.

Nur

15 Eylül 2024 13:04

Zina yapmayan vatan hainliği yapmayan ailesine ana babasına sahip çıkan içki içmeyen kumar oynamayan yalan konuşmayan fitne yapmayan namaz kılan oruç tutan tesettür üzerinde olan erkek kadın Allahın emrettiği tesettür tabiki faiz yemeyen kendi aklına göre değil Allahın emrettiğine göre yaşayan emirleri bazıları kendine göre eğip büküyor vs bunları bir ara yaşar bey açıklarsa bazıları iyi anlasın diye memnun oluruz ülkemiz islam cahili kadını erkeği yaşlısı genci hepimizin çok eksiği var her kes kendi ben nasıl bir müslümanım mümin miyim değilmiyim diye kendini sorgulamalı devlete çakma yapmak siyasilere çakma yapıyoruz ama biz nasıl müslümanız değilmi? Kimse kimsenin günahını üstlenmeyecek en iyisi biz kendimize bakalım yanlışlarımızı düzeltelim geç olmadan . Müşrikle kafiri gördüğümüze göre ayıracaz kalpleri okuyamayız hele şimdiki zamanda öyle su yüzüne vuruyorlarki medya siyaset sosyal medya net görüyoruz örneğin mümin terörist olmaz teröriste destek vermez yalan söylemez içki içmez sorumlu olduklarını yaya bırakmaz bilerek adam öldürmez birde müminin feraseti vardır eşyanın arkasını görür Rabbim yüreğine doğruları ilham eder . KiinşaAllah bizde ferasetli müminlerden olalım

.....

15 Eylül 2024 14:37

O zaman Türkiyede neredeyse yok gibi...

Hostes

15 Eylül 2024 15:44

Pilot nur teyzeden daha güzel açıklamışsın mümini.

Nur

15 Eylül 2024 21:21

Pilotun derdi başka malınına hem mıhına

Okur

15 Eylül 2024 07:42

Hocam zate Müsrikle kafiri bir ayirabilsek hersey hallolacak da Turk milleti olarak onu ayiramiyoruz

Uğur

15 Eylül 2024 05:08

Hocam yazınız çok haklı ve güzeldir, ama mesela Mümtehine Suresinin 4. ayetindeki bir ifadeyi unutmuşsunuz. Kafirlerle ve bilhassa müşrik kafirlerle (onlar ki ateistleri de en başta kapsarlar) aramızda bir "düşmanlık ve kin" de açıkça vardır. Sadece "sevmezlik" değil, düşmanlık ve kin/nefret de vardır, kaçınılmaz olarak. Ama maalesef kendim de bu konuda aşırı yumuşaklık ediyorum, muhtemel ateist müşriklerle bazen fazla muhatap oluyorum. Oysa hele böyle ne idiği belirsiz münafıklar düz kafirlerden de daha düşmandır. Allah teala Münafık Suresinin 4. ayetinde bunu açıkça söylüyor: "Asıl düşman onlardır!"

Vehbi

15 Eylül 2024 11:19

Kafirun Suresinin esbabı nuzulünü bilip anlayan ve kafirlerin"bize de pay yokmu?"teklifine lâ diyenler mutlaka mümindir.Mümin;kitabında,peygamberinin uygulamasında olmayan sosyo-ekonomik ve ideolojilerden uzak olanlardır,mümin akılcı değil nakilci olandır,alâ mümin ise ķör mukallid.değil tahkiki müslüman olandır.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle