--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kendimiz olalım, kendi dilimizle konuşalım, kendi kavramlarımızı öğrenelim

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
23

 

Sıkıntımız kendi değerlerimizi bilmeyip öğrenmeyip başkasının kavramlarıyla konuşmamız. Bu şaşkınlığın başı, Tanzimat’tır. Kendimiz olmaktan çıkmaya başladığımız dönem. Son yüz yıl da başımıza gelenlerden de habersiziz. Aslî kavramlarımızı Batılı kavramlar ile eş görme kompleksi Cumhuriyet döneminde teslimiyete döndü. Tek parti sadece devleti tasfiye etmedi. Sadece vakıflar, medrese ve tekke gibi toplumun ilim, ihlas ve ahlâkını inşa eden kurumları yıkmadı. Aslî kavramlara saldırdı ve onları devre dışı bıraktı. Israrla ümmet yerine milleti (sonra da ulus yaptı.) ahlak yerine etiki ikame etti. Dile yapılan saldırıyla yetinilmedi. Temelinde tevhid diline karşı açılan savaş vardı. O yüzden rejim tevhid dilini de yasakladı. Kavramlarımız kurumlar ile beraber hayattan çıkarıldı. 

Bu tasfiyeye karşı dindarlar, ulemâ ve ârifler mücadelelerine devam ettiler. Muhafazakâr dediğimiz kesim ise ‘köprüyü geçene kadar’ mantığıyla bütün bu yanlışları meşrulaştırdılar. ‘Batı’da ne varsa bizde de var’ kompleksiyle bu tasfiyeye gönüllü omuz verdiler. O yüzden Kemalistler kadar muhafazakârlar da kendisi olmaktan çıktılar. Asliyetimize, özümüze dönmeden olmaz. Aslî kavramlar, tevhid kavramları bilinmeden olmaz. Bir anlama bağlıdır. Anlamlar ise insanları, toplumları inşa eden unsurlardır. 

Tevhidden, imandan bu kadar çok bahsetmemizin sebebi tevhid bilincinin eksik olmasından. 

Allah’ı, Resulünü, imanı, itikadı, ahlâkı, çok kolay unutabiliyorlar. Müslümanlar Müslümanlığı hafif bir şey sanıyorlar. Bir aksesuar, bir ayrıntı zannediyorlar. Dinimizin bir hayat tarzımız olduğunu da kaale almıyorlar. Bu yüzden öncelikle tevhidin değerini, eşsizliğini; sonra da tarifini, hayata nasıl yansıdığını, kulların düşünceden sanata kadar her işinde nasıl tevhid renginin sindiğini göstermeye çalışıyoruz. 

Tevhid; Rabbimizin yaratan, yöneten ve takdir eden olarak her gerçekliğin esası, sebebi ve yaratıcısı olduğunu bilmek, buna uygun yaşamak ve yaşatmaktır. Tevhid; Allah için, Allah’a göre, Allah ile yaşamaktır. Her şeyi, her oluşu, her işi Allah’a bağlamaktır. Camide de sokakta da, biriyle konuşurken, ticaret veya siyaset yaparken, yemek yerken yatarken kalkarken, kısacası kul hayatın her anında, her mekânda, her devirde bu bilinç ile yaşamalıdır. Hedefi bu olmalıdır. Gaflete düşüp unutabilir ama Allah’ı hatırlayıp tekrar düşüncesini, zevkini, işini, eserini Allah’a bağlamalıdır. Kişi bu bağlamada sürekli uyanık (müteyakkız) olursa işte o vakit Allah’ın dostu olur. Agahlık kişiyi, Allah’ın onu yarattığı murada uygun kul haline getirir. Gaflet ise insanı Allah’ın bize verdiği şerefli ve büyük makamdan uzaklaştırır. Kişinin her şeyi Allah’ın rızasının önüne geçirmesiyle olur. 

Tevhid; üç temel esası doğurur. Selam-eman ve vahdet.

Selam; selamet, barış, huzur demektir. Dinimizin adı da budur. Hem selam yani esenlik, hem de teslim olmak demektir. Çünkü ancak Allah’a teslim olan selamet bulur. İçinde, dışında, kişisel hayatında toplum hayatında bu olmalıdır. Eman, güven, sağlamlık, dürüstlük demektir. İman ve emanet kavramlarıyla aynı köktendir. Kul; güvenilirdir, emindir. Sadece diğer kullar için değil, bütün canlı cansız varlıklar için emniyet telkin eder. Sadece müminler için değil, mümin olmayanlar için de emin olan insandır. 

Her toplumda kötüler ve kötülükler, sapkınlar ve sapkınlıklar olabilir. Mesele doğrunun ve iyinin nasıl tanımlandığıdır. Bir mümin toplumda şerri şer olarak, hayrı hayır olarak tanıdıktan sonra yanlışın neden yanlış olduğunu bilir. Yasaklar Allah ve Resulü ’nün koyduğu yasaklara dayanmalıdır. Mesela faiz haram ise ona müsaade edilmez. Halbuki faiz; inanmayanlara göre mantıklı, mâkul bir iştir. Hatta mecburi gördükleri bir uygulamadır. O zaman kanunları, âdetleri, düşünceleri, işleri de buna göre şekillenir. Bir mümin sırf içinde yaşadığı halkın çoğu bir şeyi hoş ve gerekli görüyorlar diye o şeyi meşru kabul etmez edemez. Müminler toplumları, insanları, işleri, uygulamaları, kanunları, sistemleri kurumları, âdetleri değerlendirirken tevhide dayanan ölçüler ve ölçütler kullanır. O yüzden İslâm toplumlarında istisnâi zamanlar hariç eksiklerin, yanlışların, kötülüklerin meşrulaştırıldığı, kural gibi görüldüğü zamanlar nisbeten istisnaidir. 

İşin esası tevhid olunca yanlış bir iş, söz veya âdet beyaz bir sayfada siyah bir lekenin göründüğü gibi hemen göze çarpar. Bir kişinin tevhid ehli olmayı ne kadar hak ettiği; sözlerinden, yazdığı satırlardan, attığı nutuklardan ziyade “kulluk nitelikleri”nden belli olur. 

Tevhid; birlik demek olduğu için sadece sözde, kelamda, kitapta kalan bir şey değildir. Tevhid kulu şeffaflaştırır. Onu nefsinin elinde samimiyetsiz riyakâr olmaktan kurtarır. Ayrıca kendileri söz söylemekten, sözü çoğaltmaktan, hele hakikatini bilmedikleri konularda söz söylemekten kaçınmışlardır. Zaten Rabbimiz uyarır: “Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü işitme görme duyusu ve gönül, bunların hepsi ondan (ardına düştüğün şeyden) sorumludur, sorguya çekilecektir.” (17 İsrâ 36)

Allah’ı ve onun hikmetini unutmamaya çalışırlar. O yüzden önsözler daima şu sözle biter: “Gayret bizden, tevfik Allah’tan.” Bu haddini bilen insanın ahlâkıdır. Bu ahlak mümin olmayan filozoflarda ve bilim insanlarında bulunmaz. Onlar nefislerinin esiri oldukları, kendilerini her şeyin merkezi yaptıkları için işi getirip Mevla’mıza asla bağlamazlar. Allah’a kul olamadıkları için heva heveslerine, arzu ve isteklerinin kuludurlar. Özgürlük diye bağırırken de esir olduklarının farkında değildirler. 

(Devam edeceğim İnşallah…)

 

Yorumlar

(23)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Zks

16 Ağustos 2024 18:18

Biz binlerce yıldır türkçe konuşuyoruz senin sıkıntın arapça konuşulmasıysa başka kapıya

YILMAZ

17 Ağustos 2024 01:08

şuan türkçe konuşuyorum diyorsan tam anlamıyla,senin beyin hücrelerin hasar görmüştür çünkü anca bu kadar cahilce konuşur insan. zksye cevap

Görüş

16 Ağustos 2024 16:44

Biz kavramlarimizin içini bosalttik, soylemlerimizi yaşamıyoruz. " Bir zaman gelecek, kuran okunacak ama boğazdan aşağıya inmeyecek" hadisini olduğu gibi. Tum örnekler Batı kaynaklı. Batı ne üretmiş, Batı felsefesi ne için üretilmiş, sadece diğer dünyayı sömürmek için. Ahlaki, hukuku, felsefesi, eğitimi ve dini. Duvar yazısında olduğu gibi "batıya hep batıya, b.. var" kendi değerlerimiz üzerinde yukselmeliyiz. Tabii dürüstçe...

YILMAZ DURMUŞ

16 Ağustos 2024 16:23

Harf devriminden sonra % 20 lerde olan okur yazarlık oranı % 00"a düşürülmesi, günlük dilimize girmiş ve gerçek anlamı dışında çok başka anlar için kullanılan kelimeler elenip, uydurukça kelimelerin dilimize enjekte edilmesiyle nesiller arasında anlam farklılığına dönüşmüş, bir önceki nesil bir sonraki nesli anlayamaz durumuna getirmiştir. Şimdi ise, özellikle kelimelerin yerine yabancı diller kullanılarak sözde bilgiçlik taslama halleri oluşmaya başladı. Ayrıca argo varı konuşmalarda gençlerimiz arasında yaygınlaşmış durumdadır. Milli Eğitim Bakanlığı bu duruma çözüm için Türkçe derslerine ağırlık vererek, Türkçesi zayıf olan öğrencinin dönem kaybetmesi ile de sonuçlanabilir. Onun için dilimizi ve dil bilgimizi iyi öğrenip, uygulamalarda da kullanmamız elzemdir diye düşünüyorum

Hikmet Yılmaz

16 Ağustos 2024 12:32

Defalarca yazdım. DİL DİNDEN DAHA ÖNEMLİ. Anlayan anlamayana anlatsın. NOKTA.

Okur

16 Ağustos 2024 16:13

Hangi dil? İngilizce, Fransızca, Almancamı.

Hikmet Yılmaz

16 Ağustos 2024 21:52

Anlamayana için yazıyorum. Öz Türkçemiz. Alo halâ uyuyor !.

YILMAZ

17 Ağustos 2024 01:11

anlamayana için yazıyorum" gibi cümle kurdugunu sanarak dilin önemini vurguluyor aslında. ama şu var ki boyundan büyük laf etmek cehaletini örtemiyor

Nedim

16 Ağustos 2024 11:54

Allah cc mumtehine 1 de müslümanlara muvahhidlere Hanif olanlara yani inancında itikadında yolunda dindarliginda hayat tarzında hayatında şirk küfür olmayan ve olanlara dindaş muamelesi yapmayanlara hitaben,"benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin"buyurmuştur.Alimler dostluğun anlamı olarak dindaş olmayın ve İslam-musluman aleyhinde başkalarına sırdaş ve yardımcı olmayın anlamları olduğunu söylerler.Yazarin bize özümüze kavramlarimiza dönelim sözlerini anlamayan yorumculara faydalı olur düşüncesi ile bunları kaleme aldım.Allah cc insanları ve cinleri yalnızca kendisine ibadet etmeleri için yarattığını buyurur zariyat 56 da..Aynı şekilde Kuran'da da insanların ve cinlerin ya Allah'a yâda şeytana ibadet edeceği gerçeğini söyler ve ısrarla şeytana değil yalnızca kendisine Allah'a ibadet edilmesini söyler .Tevhid te zaten bu .. Yalnızca ilah,rab malik hâkim sıfatlarını yalnızca Allah'a has kılmak başkalarına bu anlamların kapsadığı alanları Allah'tan başkasına vermemek şirk küfür işlememek tir.İbadet kavramı hayatın bütününu kapsar.Namaz oruç hac kurban dua çeşidinin yanında kimin hayat tarzını sistemini şeriatıni benimsiyor kimin hayatın içinde müdahil yapılıyorsa ve problemleri kime göre hangi kurallara göre yapılıyorsa muhakeme olunur çözüm mercii kabul ediliyorsa (sözle amelle inançla) o da ibadetin başka alanını kapsar.Son olarak ta ibadetin velayet tarafı yani dost düşman olma tarafı vardır.kime göre dost düşman olunuyor kime kâfir gâvur g.muslum deniyor gereği yapılıyor ve aynı şekilde kime müslüman dindaş muamelesi yapılıyorsa o da ibadetin kapsamı içindedir

Nedim

16 Ağustos 2024 12:33

İlk yazımın devamı olarak sn.editor bunu da yayinlarsa bütünlük açısından faydalı olur inşallah.. Mumtehine 1 de Allah cc kendi düşmanları olan itikadında inançlarında şirk küfür olan herkesin düşman olarak kabul edilmesi ve gereği yapılmasını istiyor.Allah cc düşmanını düşman bellemeyen ve dostunu da dost edinmeyenlerin müslüman olmadıkları anlamına geldiğini söyler akaid alimleri.. mumtehine 4 le de düşmanı safında olanlardan ve sapkın inançlarından beri olmayı ve bu sapkınlıklar oldukça onlarla dindaş olamayacaklarini Tevbe etmeyip kufurlerine şirklerine devam ettikçe onlarla sürekli olan bir düşmanlık (maddi hissedilen zahir olan mesala kestikleri yenmez kız alışverişi yapılmaz cenazeleri kılınmaz ve hakeza) ve nefret kin (kalbî düşmanlık) başladığını muhataplarına söylerler.. Ayette düşmanlığın nasıl yapılacağı şartlara bağlanmıştır.itikadi peygamber ve ashab gibi olmayanlara kendi kafanıza göre muamele değil Allah cc ayetlerle nasslarla belirlediği ne ise o Anadolu'da şuan bile inancında itikadında sorun olduğu için ehlisunne itikadı olmayanların kestiği yenmemesi kız alışverişi yapılmaması da bundandır

Deli İbo

16 Ağustos 2024 11:10

Ş. Yazar; biz bu saatten sonra kendimiz olamayız, o tren 1920-1938 senelerinde Türk Milleti'ne bay bay yaparak gitti. Bu 1920-1938 yılları arasında 2000 yıllık geçmişimizi zorla, alavere daleverelerle, çeşitli oyunlarla resetlediler, öyle bir resetleme yapıldıki, geçmişini resetleyemedikleri insanlar geçmişinden bahsettiklerinde, adeta bu mankurtlaştırılan geçmişi tamamen resetlenenler, boş boş bakmakta, geçmişine karşı çıkmakta, hatta geçmişteki gerçek atalarına küfür etmekte. Onların bu dünyada bir tane atası var, o atasından öncesi yok, silinmiş, resetlenmiş.

Delikli ibo

16 Ağustos 2024 18:19

Neyini resetlediler

Okur

16 Ağustos 2024 11:01

"Kendimiz olalım, kendi dilimizle konuşalım derken" Kürtler Kürt olsun, Kürtçe konuşsun, Türkler Türk olsun, Türkçe konuşsunmu demek istiyorsun?

Gericilik böyle birşey

16 Ağustos 2024 09:21

Adam "şaşkınlığın başı tanzimat" diyor. 1839 öncesinde kalmakta ısrarlı. Bunu gençlere anlatmanız mümkün değil, gençler ilgi göstermezse bu kafa sizinle birlikte yok olur, zaman 1800 ler 1900 ler gibi yavaş ilerlemiyor artık

Ümmetmiş

16 Ağustos 2024 08:55

yüz defa da söylesek anlamıyorsunuz. Ümmet diye bir kavram müslümanlar arasında yok. Araplara ümmet derseniz Arap birligini anlatırlar. Uyanın artık. Türkün Türkten başka bir dostu yok.Ast olan ırktır. ve bunu en iyi bilen ümmetiniz araplardır.

Mehmet aktan

16 Ağustos 2024 11:02

Ast olan ırktır doğru aslolan ise İslam kardeşliğidir.

Abdullah

16 Ağustos 2024 08:43

Kendi dilimizle konuşalım diye başlık atıp yazının yarısını Arapça yazmak nedir?

Belki de kendi dilleri arapçadır.

16 Ağustos 2024 10:59

İslamiyet gelmeden öncede arap yarım adasında arapça konuşuluyordu. İşte bunu atlıyorlar

Mehmet aktan

16 Ağustos 2024 11:03

Senin gibiler güneş dil teorisine de inanır mı?

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle