--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kendimiz olalım, kendi dilimizle konuşalım, kendi kavramlarımızı öğrenelim 2

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
12

Bugün kafası karışık olan ‘Bu devirde kul gibi nasıl yaşar, nasıl yaparız?’ diye soran çok mümin var. Asıl mesele bu soruya cevap vermektir. Çünkü insanlar inançları ile yaşayışları arasında nasıl bir ilişki kuracağını bilemiyorlar. Sonuçta insanımız; ‘inandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın’a gidiyor, götürülüyor. Bu hususu ağaç örneği ile açıklayayım. Ağaç mecazi anlamda hadis-i şerifte de geçer. 

Peygamber Efendimiz bir gün ashabıyla birlikte otururken onlara şöyle bir soru sorar: “Bana Müslümana benzeyen bir ağaç söyleyin. Öyle bir ağaç ki Rabbinin izniyle her zaman meyve verir ve yaprakları da hiçbir zaman dökülmez.” Bu soru üzerine orada bulunanlar, bildikleri ağaçların isimlerini saymaya başlarlar. Doğru cevap bulunamayınca Allah resulü. “O hurma ağacıdır” buyurdu. Bu hadis ışığında düşündüğümüzde kökün/temelin itikat/akide sonra İlim/Amel/Ahlâk devamında ibadet, işler/eserler (Muamelat) Müfessir sahabe İbni Abbas da bu sıralamayı vermiştir. Bilindiği gibi her ağaç aslında tek bir küçük tohumdan doğar. Tevhid ağacının tohumu imandır. Ağacın tohumu toprağa ekilmezse o ağaç yetişmez. İman tohumu da “kulluk toprağı”na ekilmedikçe büyümez. Kök salmaz, kişilik kazanamaz. İman tohumu da böyledir. Kulluk toprağında ilim ve amel ile yeşermeye, kök vermeye başlar. Ağacı besleyen büyüten kökleridir. Kökler; hasta olduğunda, çürüdüğünde ağacın görünen gövde, dal ve yaprakları da solar, ölmeye başlar. Müminin imanında zayıflama olursa ilmi ve ameli de bozulur. Bunlar bozulursa gövdesi/kişiliği, ahlakı, ameli (yaptığı işler) de bozulur. 

Osmanlı çınarı da iman-ilim ve amel ile yaşama ve yaşatmada eksik kaldığında zayıfladı. Devlette, toplumda, ilimde, sanatta, evde, sokakta, ticarette, siyasette kendisi olmaktan çıktıkça, Batı’ya benzedikçe, kişiliği ve ahlakı bozuldu. O hale geldi/getirildi ki içimizdeki Batı’cıların her konuşması, sanki o milletten birisi konuşuyormuş gibi oldu. Ağacın içine yerleştirilen Batıcı ağaç kurtları, ağacı çürüttü kuruttu. O yüce çınar; İttihatçı’ların iş başına gelmesinden sadece on sene sonra Batı’lıların özellikle İngilizlerin birkaç balta darbesiyle kolayca yıkıldı. Dünyevileşme hastalığı, “kul olma özelliği”ni kaybettirince “kulluk bilinci” kaybolunca da kutsalları/değerleri kaybolundu. Kulun imanı parladıkça, güçlendikçe, ilim ve amel çoğaldıkça insanın düşüncesi, niyeti, işleri/amelleri de o oranda parlamaya başlar. Diğer insanları etkiler, İslâm ile insan buluşur/buluşturulur. Medeniyetimizde buluşunca Batı’nın uygarlığının nasıl bir ‘cinnet toplumu’ meydana getirdiğini görürüz. Vahşet ve katliamı; senelerce insan hakları, demokrasi adı altında yutturanların foyası, Batı’nın gerçek yüzünü en son Gazze’de gösterdi. Kendi insanı her hâl ve mekânda protesto etti. Kendimiz olalım, kendi dilimizle konuşalım, kendi kavramlarımızı öğrenelim derken yerleştirdikleri pek farkında olmadığımız için kullandığımız bir kelimeye dikkat çekmek istiyorum.

Tevfik ve başarı kelimeleri, aralarındaki anlam ayrılıklarına rağmen nasıl yerleştirdikleri iki ayet mealinden kolayca anlaşılmaktadır. “Vemâ tevfikî illâ billâh” (Hûd 88) Bu, ‘Allah’ın yardımı olmadan bir başarım yoktur’ demektir. Tevfik kelimesi yerine ‘başarı’ deyip geçersek “tevfik” kavramının anlamına yabancı kalırız. Çünkü “tevfik” herhangi bir başarı değildir. Ne zaman “muvaffak” yâni başarılı olur? Kendi niyeti ve gayreti Allah’ın rızasına ve takdirine uyduğu anda. Demek ki “tevfik” Hak yola kavuşma, Hakk’ın rızasına ve takdirine uygun bir işi yapma demektir. “Ben yalnız O’na (Allah’a) güvenip dayandım ve yalnız O’na dönerim.” Ayetin mealinden de “tevfik” ve ‘başarı’ kavramları eş anlamlı değildir. Bir bilinç ifadesidir. Çünkü Tevfik’in bizi Allah’a bağlayan anlamı ile bugün nefsin her istediğini yerine getirebilmesi anlamında yüceltilen ‘başarı’ kavramı arasında uçurum vardır. Mümin önüne konan her şeyi kabul etmez. İsterse önüne konan iştah kabartan bir hayat tarzı, herkesin övdüğü bir bilgi, bir moda, bir meslek, bir ticaret olsun. Bütün dünya onu vazgeçilmez görse dahi kul; yapılan her teşebbüsün Allah’ın koyduğu ölçülere uyup uymadığına bakar. Kararını ona göre verir. Kutsallaştırılan laiklik, sekülerizm, paganizm, vb. her şey çöpe atılır. Kelimeyi şehadetteki “Lâ” hayata yansıtılmış, “illâ” irtibatı kurulmuş olur. Önce putları imha sonra Rabbinin kulu olduğunu ihya gerçekleştirilmiş olur. 

Görünen gövdenin, dalların ve yaprakların görünmeyen temellerini de köklerini de öğrenmemiz, düşünmemiz, özümsememiz gerekiyor. 

Yorumlar

(12)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Nedim

19 Ağustos 2024 00:36

Osmanlı sonrası İslam dünyasında emperyalist lerin özel çabaları baskıları ve yerli işbirlikçi siyasi dinî vb farklı iş kollarında ki etkin adamları ile ve 600 yıllık Kur'an sünnet ve Sahabe icmai merkezli sistem ve değerlerin yerine beşer merkezli sistemlerin gelmesi ile İslam'a müslümanlara düşman nesiller kişiler türedi.Mesala sözde ateist ve sosyalist solcu bile olsa diğer dinlere karşı bir nefreti yokken ısrarla İslam dinine nefreti içinde oldukları görülür.Emperyalist süzgeçten geçtikleri için emperyalist ler kime neye düşmansa onlarda aynı şeye düşman.. mesala toplumu kendi değerlerine çağıran kim varsa ve bu toplumda etkin olduğu görülüyorsa düşmanlığın kurumsallastigi görülür.sürü mantığıyla hemde.. Herkesi İslam akidesi yani yegâne cennete girecek olan peygamber ve ashab inancı ve İslamina göre değerlendirmek gerekir.matematiksel olarak olaylara bakılmalıdır.itikad alanında ki 0,000001 lik bir aykırılık ve ayrılık başka dine savurur.nisa 48 ile 116 ayetler de itikad alanı olan şirk küfür affedilmeyen günahlar olarak tanımlanır.ve Nisa 115 te bir formül verir.Hidayette yani cennetlik olabilmenin şartı peygamber e sünnetine sımsıkı sarılmayı yuzcevirmemek ve bu şekilde de müslümanların sahabenin yolundan ayrilmamayi zorunlu kılar.tek makbul İslam indirilmiş olan peygamber ve ashab İslamidir.Allah cc belirttiği halde kendilerini Allah cc yerine koyup bunca itikadi sapkinlar zahir olduğu halde bu sapkınlıklar la aralarında mesafe koymayanlar ve gereğini yapmayanlarin müslüman görülmesi de Allah cc isyandır.zaten bunu yapanlar ipotaya sokar

Kanber

18 Ağustos 2024 17:36

Selamlar hocam Ağzınıza dilinize sağlık yeni gerçekleri dile getirdiniz. Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az.

Nedim

18 Ağustos 2024 16:01

Hocam esasen yorumculara da görüldüğü gibi ısrarla kendini sizin kendimize kavramlarimiza dönelim derken kast ettiğiniz Kur'an'ı kavramları dili benimsemiyor.Oylelerini salın gitsin.Zaten Dinin akaid tarafını bilmeyenden gereklerini yapmayandan hayır gelmez.. 

DEĞİL

18 Ağustos 2024 14:51

KENDİ DİLİMİZ ARAPCA DEĞİL TÜRKÇE

Görüş

18 Ağustos 2024 12:40

İslam ahlak ise, ahlak da samimiyettir. Samimi değilsen ahlaklı olmadan bahsedemessin. Gerisi zaten belli. 200 yıldır kendimiz değiliz, sürükleniyor hatta yönlendirilip şekillendiriliyoruz. "Bir el arıyoruz, kopan liflerimizi bağlayacak bir el"

bilim böyle böyle gelişecek işte (okyiyen proflar)

18 Ağustos 2024 11:57

bayındır(profdoktor) ‘yellenme abdest bozmaz’ demiş, ki harika! daha önce güneşin doğmasına yakın bir vakitte oruca başladığını kamera karşısında ispatlamıştı, samimiydi yani. şimdi de aynı samimiyeti göstermeli, kameralara karşı namazda iken osurmalıdır. bunu sağında solunda iki gözlemci şahitlerle yapsın yalnız (biri ses, diğeri koku uzmanı olsun ama)

Kendimiz olalım, kendi dilimizle konuşalım, kendi kavramlarımızı öğrenelim

18 Ağustos 2024 10:34

T Ü R K Ç E

Okur

18 Ağustos 2024 12:03

Z A Z A C A

Hikmet Yılmaz

18 Ağustos 2024 08:43

Defalarca yazdım yine yazıyorum. DİL DİNDEN DAHA ÖNEMLİ. Kendini ifade edemeyen nesil yetişiyor.

YILMAZCIM

18 Ağustos 2024 14:50

defalarcadır boyundan büyük konuşuyorsun. cehaletin genetik olmalı

MUZAFFER

18 Ağustos 2024 08:22

Türk gibi olalım, Türkçe konuşalım, Türkçe duygu ve düşüncelerimizi ortaya çıkartalım.

Okur

18 Ağustos 2024 12:15

Devlet ve çıkar olmasa bir tek Türk bile bulamazsın. Kırgız, Çerkez, Tatar, Boşnak, Hırvat, Kürt, gürcü, Arap, Asuri, yezidi, Ermeni, yahudi, Rum, Özbek, Azeri yahudi, Çeçen..... Yunanlı müslüman, Bulgar müslüman gibi Balkan, Kafkas, Arap ve Rus coğrafyasında hangi millet ve azınlıklar varsa bir yere getirmişiz kendilerine Türk diyorlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti demek yerine Rusya federasyonu gibi Türk devleti yerine Türkiye federasyonu demek daha adil ve barışçıl olur.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle