• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

İslâm, istiklâl ve istikbalimizdir!

05 Ağustos 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

İslâm, istiklâl ve istikbalimizdir!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

İlmiyle, ameliyle, ahlakıyla ve Kur’an-ı Kerim’i amel kitabı olarak okuyan Abdullah b. Mesut (radiyallahü anh) “Kur’an onu amel edilsin diye indirildi. İnsanlar ise onun okunmasını amel yerine koydular” buyurarak dindarlar olarak bilinenlere de ders veriyor. Merhum Rasim Özdenören hocamızın “Müslüman çağın gözüyle İslâm’a bakmaz. İslâm’ın gözüyle çağa bakar.” Sözünü düşününce; Müslümanın/Müminin bulunduğu yeri, konumu, duyarlılığı, tavrı, bütün yaşayış tarzını gözden geçirmesi gerekiyor. Her hâl ve şartta dinimi yaşayan, mümin kimliğimi-kişiliğimi-şahsiyetimi ortaya koyan, Allah ve Resulünün ölçüleriyle hareket edebiliyor muyum? Zihin işgalinin esaretinden, etkisinden kurtulabiliyor muyum? Dijital işgalin farkında mıyım? İhtiyaçlarımızı biz mi belirliyoruz yoksa etrafımızı saran “Siyonizm Virüsü”nden kurtulamıyor muyuz? “Allah ve Resulü ile harp ilan etmiş gibidir” buyurulan tehlikenin boyutuna dikkat çekilen “Faiz tehlikesi” de bizi sarıp sarmalamış mı? Bu ve benzeri bir sürü soruya cevap habire mazeret uydurmak mı olacak? Mazeret kapıları kapanmadan bizi Allah’a kulluğa götürecek, Rabbimizin rızasını kazandıracak salih ameller işleyemeyiz. 

İbni Cevzi’nin İbadet ve itaatin meşakkati gider, sevabı kalır. Günahların ise lezzeti ve hazzı gider, azabı sorgusu kalır” sözü de bu hususta önemlidir. 

İsmet Özel hocamızın “Müminlerden kim bir kötülüğü kalbi ve dili ile düzeltmeye gayret etmezse o yaşayan bir ölüdür.”

Bunları yazarken Müslümanların hâliyle kâliyle örnek olamadığı için bulunduğu topluma ümit veremiyor. İnsanımızı kazanamadığımız için de son iki yazımın başlığı: “Yaşanan yanlışlıkların düzeltilme çaresini kendi değerlerimizde bulalım! Çareyi içimizde arayalım dışımızda değil.” İslam’ı dert edinen her Müslüman’ın, her alnı secdeli siyasetçinin, bürokratın, hocanın, akademisyenin, her İslami STK yöneticisinin ve İslam adına iş yaptığını söyleyen her Müslüman’ın, hep birlikte büyük bir ibadet bilinciyle kafa patlatırcasına düşünmemiz gereken en önemli soru, “bugün yüzde doksan dokuzu Müslüman olan toplumumuzun yüzde kaçı ‘İslam’ı bir umut’ olarak görüyor?” sorusudur.


Ekonomik, sosyal,  siyasi, uluslararası ve ahlâki krizlerimizin ancak İslam tarafından çözülebileceğine dair toplumun yüzde kaçının inancı var? Camide namaz kılan Müslümanları, tesettürlü hanımları, alnı secdeli bürokratları, sakallı tüccarları, İslami ilimler tahsil eden gençleri, hâsılı İslam’ı referans aldığını iddia edenleri bu toplumun yüzde kaçı umut olarak görüyor?


Ailemizden, akrabalarımızdan, dostlarımızdan, komşularımızdan kaç kişi, “Evet bizim tüm sorunlarımızı İslam çözer. İslam olmadan ekonomi düzelmez, İslam olmadan krizler bitmez” diyor? Faiz, kredi kartı ve borç batağında inleyen garipler, dükkânının kirasını veremeyen esnaflar, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve ailesini geçindiremediği için intihar eden babalar, elektrik ve su faturasını ödemek için erkeğin bile kaldıramayacağı işlerde çalışıp çocuğunun büyüdüğünü göremeyen analar, İslam’ı bir çıkış yolu, bir umut ve sorun çözücü olarak görüyorlar mı?

Tanıdık bir makam sahibi olmadığı için adalete susamış, hakkını bile arayamayan garipler İslam’ı umut olarak görüyorlar mı? Rüşvetten, yolsuzluktan, torpilden, iltimastan, kul hakkından, adaletsizlikten bıkmış kitleler, adeta kör düğüm olmuş sosyal, ekonomik ve siyasi sorunlardan bunalmış yığınlar, bu işi çözse çözse İslam’a göre hareket eden Müslümanlar çözer, yani İslam çözer diyebiliyorlar mı?

Çoluk çocuğuna söz geçiremeyen anne-babalar, evlenecek maddi imkânı olmayan gençler, yuvasını kurtarma derdinde olan eşler, kahvehane köşelerinde gelecek kaygısıyla kıvranan işsizler, yoksullar, zulme uğramışlar, hak arayanlar İslam’ı umut olarak görüyorlar mı?

Müslüman bir toplum, İslam’ın yerine umut olarak bitmiş, tükenmiş, çürümüş, insanlığa çare olacak bir şey verememişse, “dertlilere deva, hastalara şifa, borçlulara eda” olacak bir gayret gösterememişse vay hâlimize. Elimizdeki bunca nimete ve imkâna rağmen İslam’ın ve Müslümanların umut olma özelliğini kendi ellerimizle katletmişiz demektir. Bugün tüm siyasi ve politik çekişmeleri, itikadi ve ilmi tartışmaları, cemaat ve tarikat farklılıklarını bir kenara bırakıp umudun-kurtuluşun-çarenin sadece ve yalnızca İslam’da olduğun göstermeliyiz. 



İslam, sömürüyü, haksızlığı ve adaletsizliği önleyen, çare bulan İslâm’dır. 

İslâm, malı gasp edilen, alacağı verilmeyen, adalet arayan tüccara bereket ve umut olan İslam’dır. Bu İslam, tefecilerin pençesinde inleyen gariplere, sömürülenlere, ezilenlere, horlananlara umut olan İslam’dır. İslam’ın diriltici soluğu, heyecanlandırıcı ruhu, umut verici potansiyeli ve kriz çözücü özelliği kaybedilmemelidir.

İslâm; Asr-ı Saadet’te olduğu gibi bugün de her eve, her mazluma, her yetime, her garibe, her ezilene, her sömürülene ulaşmadıkça İslam ve Müslümanlar umut olamazlar.

İslam’ı talep eden, İslam’ı arzulayan, tek çıkış yolu olarak İslam’ı gören bir nesil yetişmedikçe tüm umutlar boşa çıkar. Çünkü İslam’ın umut olmadığı bir toplumun gelecek umudu da yok demektir.

İslam’ı talep eden, İslam’ı arzulayan, tek çıkış yolu olarak İslam’ı gören bir nesil yetişmedikçe tüm umutlar boşa çıkar. Çünkü İslam’ın umut olmadığı bir toplumun gelecek umudu da yok demektir.  İslâm’ı tüm saflığıyla ve berraklığıyla topluma ulaştırmak en büyük Müslümanlık görevimizdir. İhmale gelmez! Çünkü İslâm, bu ülkenin istiklal ve istikbalinin sigortasıdır. İslâm olmasaydı, biz olmazdık!

 


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23