--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsanlığın gidişatından her Müslüman Sorumludur! (2)

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
4

İnsanlığın gidişatından her Müslüman Sorumludur! (2)

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Her ifrat (aşırılık) bir mahiyet sapmasıdır. Her mahiyet sapması ifratlarla ve tefritlerle birlikte yaşanır. Öyle bir fasit dairenin içinde, sevginin asliyeti yoktur. İtirafı zor da olsa, ağır da gelse, yoktur. İlmin mutluluğa eriştiren sırrı marifetullah’tır; sevginin mutluluğa eriştiren sırrı muhabbetullah’tır. Ve bu sırlar, asliyet ölçülerine bağlı kılınmıştır. “Asliyet ölçülerinden, mutluluk dengesinin icaplarıyla ilgili sonuçlar çıkarmak; o sonuçları kavramların arasındaki münasebetler açısından önümüzdeki meselelere göre yorumlamak”, “tefekkür”ün manevi tarifidir. Ve bu tarif, özüyle evrenseldir. Aynı özü, bin bir çeşit üslupla, farklı ifade ihtiyaçlarını tatmin edici biçimde verebilmek mümkündür. Batı’nın materyalist aklı beş duyu ile sınırlıdır. Sadece teraziyle, mercekle, metreyle (bunların delalet ettiği aletler listesiyle) iş görür. Ne inanca yönelişi vardır ne de inancın ışığına ihtiyacı! O yüzden de kendi tarif ve mahiyet sınırları dışında kalan alanları kavga ederek geliştireceğini vehmeder. Kalbin akletmesi, kalbin aklı ışıklandırması demek. O ışık olmazsa akıl doğruyu düşünemez; nefs’in karaltıcı tesiri altında kalıp yalnızlaşır. Hep “akla önem vermek” ten söz edilir. Kalbe önem vermeden akla önem vermek bir mana ifade etmez ki. “Hakikati arama hasbiliği içinde düşünmek” tir. İnat için değil, nefsani tutkular ve oyunlar için değil, mükabere (karşılıklı kibirleşme, üstünlük sağlama) için değil. “Hakikat ne ise ben onu arıyorum. Hata ettiğimi görürsem dönerim, hatamı gösteren olursa sevinirim” diyebilirseniz, kalbin ışığı aklı aydınlatıp hürleştirir. O ışık, kaynağı itibariyle ne kadar güçlüyse, sıhhatliyse, size yansıması ne derecedeyse; arayışınız o nispette verimli olur. Bu gerçek, “insan-tarih-medeniyet” görüşlerine mesnet olunması gereken bir temel esastır.

 Yaşananlar; aklın kalp ile, bilginin sevgi ile kavgasıdır. Bizatihi insanın kendi kendisiyle kavgasıdır. Ve bu kavga mutluluk dengesinin inşasını değil, tahribini ifade eder. Böyle bir çarpık dengede, sevgi de bilgide de kalp de akıl da asliyetin mahrum kalış gurbetinin hüzünlü perişanlığını yaşamaktan kurtulamaz. 

Hayatın bütünlüğünü sadece İslam’ın bütünlüğü karşılar. Bu dünyadaki en büyük fikri hakikat budur. Neden böyledir? Çünkü İslam fıtrat dinidir, itidal dinidir, hayatı bütünüyle ihata etme noktasında mükemmelleşen son dindir. İnsancıklar, izah edemediğini inkâr ediyor; tepki aracı olarak kullandıklarını da putlaştırıyor, sonra da “özgürlük” adına “seçenek” icbarı lütfediyorlar. “Hangi taassubu istersin?” Hiçbirini istemem. Müslüman olanın, kimlik belirleme problemi olmaz. Nerede yaşıyorsa yaşasın, olmaz. Problem, kimliğin muhtevasını teşkil eden şahsiyet yapısıyla ilgilidir. Hayatın bütünlüğünü sadece İslam’ın bütünlüğü karşılar. Başka bir manevi kaynağa bağlanmış isen yahut boşluktaysan işte o zaman kimlik problemi ortaya çıkar. Çünkü hayatı kuşatmayan bir çerçevede, bütün melekelerini en iyi biçimde kullansan bile, şahsiyet zaaflarından ve yetersizliklerinden kurtulamazsın. Tezatlardan kurtulamazsın. Tefekkür gücünle meseleleri temelden halledemezsin. Kimlik problemi Batı’nın problemidir. Elindeki malzemeyi en iyi biçimde kullanmıştır. Düşünce gücünü seferber etmiştir, ama dayandığı temel, inşa ettiği medeniyeti taşıyamamış, dik ve sıhhatli tutmamıştır. Bir başka ifadeyle; Batı’nın ana problemi, düşünce faaliyetinden bir noktanın ötesinde netice alamamaya başlamasıdır; bizim ana problemimiz, düşünce faaliyetinin durmasıdır, olmayışıdır. Kur’an-ı Kerim’deki “Ey iman edenler! Tefekkür, teakkul, tezekkür ediniz” hitabını yerine getirmeyişimizdir. Bunu da Gazze’de ölüme, cihada giderken sırf Müslümanlara değil, insanlığını kaybetmeyenlere verdiği “iman dersi” ile kendini göstermiştir.

Fıtratına, bütünlüğünün özüne, kendini aşıp kendi bütünlüğünü koruyarak bir bütünleşmeler teselsülünün/hiyerarşinin ufkuna aykırı düşmüş bir insan, kendine yabancılaşmış demektir. Gelişemez, düşünemez, terkip edemez, sevemez “bilgiyi bilince” mal edemez. Bazen kendimize yabancılaştığımız yahut yabancılaşır gibi sendelediğimiz zamanlar oluyor. Fark edip bir an önce toparlanırsak ne ala; aksi halde yozlaşarak tanınmaz hale gelebiliriz.

“Bu kadarla bir şey olmaz” deyip nefsin mazeretleriyle kendini aldatmayı seçersen, yabancılaşma süreci tıkır tıkır işlemeye başlar. Sonunda öyle bir noktaya varırsın ki, yabancılaşmayı fark ediş duyargaların da işlemez olur. Ondan sonrası kavgadır. Hayatla, hakikatle, asliyetle itidalle, kendinle kavga! Aşmayı, taşmayı, bulaşmayı, bırakmışsın; toslayarak, çarparak, ifrat-tefrit kıvılcımları çıkararak var olmaya çalışacaksın, tabii nasıl var olmaksa! Temel mesele fikridir; ama onunla beraber, ondan asla ayrılmaksızın ebedidir, insanidir, hayatidir, manevidir, günceldir, pratiktir, tek kelimeyle küllidir, bütünseldir. “İzden ayrılmayan iz bırakmaz” denilmiştir. Aslında “taklit” izciliği, bir noktadan sonra asli izleri görünmez hâle getirir, “parçaların ışığında bütün görülemeyeceği” için yabancılaşmanın gurbeti bizi bizsiz bırakır, bizi sevgisizliğe ve yalnızlığa mahkûm eder. Kendi kendimizin dostu olmayı öylesine unuturuz ki düşmana ihtiyaç kalmaz. 

Hâlimiz bu! Hasta ama hasta olduğunu bilmeyen veya kabullenmeyen hasta! 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kanber

29 Haziran 2025 19:20

Selamlar hocam Allah razı olsun

Nedim

29 Haziran 2025 15:43

Kuran'da Allah katında tek kabul edilen dinin İslam olduğu buyrulur.Din kelimesini âlimler hayatın bütününü kaplayan yaşam tarzı anlamı olduğunu ve onun için Kureyş cahiliyye Arapları kendilerini İbrahim as ve İsmail as 'a nisbet ettiklerinden müslüman görüyor ve Yahudiler ve Hristiyanlar dan farklı olduklarını söylüyorlardı.Kafirun süresinde âlimler,"sizin dininiz size benim dinim bana"buyruğunun tam da müslümanlar yani şirk ve küfür işlemeyen ve işleyenleri dindaş muamelesi yapmayanlar in hayat tarzları vahiy mahsulü İslam olduğunu ama Kureyş cahiliyye Arapları nin hayat tarzları şirk ve küfür olduğundan onların da dinî olduğunu ama onlar bu dini şirk küfür dinî değil bilâkis Allah cc kabul ettiğini iddia ediyorlardı .Onun için her kim Allah'ın dininde olduğunu müslüman olduğunu İddia edenin VAHİYLE yani Kur'an ve bu kitabın açıklayıcısı tamamlayıcısi olan sünnet le ve bu iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe icmai ile mutabık olması ile anlam kazanır.Kuranda nice insanın münafığın murtedin onca imanı yokeden şek şüphe hakkı gizlemek alay etmek vb sapkınlıklar olduğu halde kendini hak yolda zannettikleri anlatılır.Mesala Tevbe 65-66 da insanlar küfre girdikleri hâlde hala kendilerini müslüman görenlerden bahseder.Ebubekir ra dönemindeki zekât ayetini yanlış tevil edip Resulullah sav in vefatı ile zekâtın hükmü kalkmıştır diyerek murtedlestigini o anda ne kendileri ne de Ömer ra başta olmak üzere sahabeler anladı.Ancak Ebubekir ra ashaba neden murted olduklarını anlatınca anladılar ve gereğini yaptılar.Ve Selçuklu zamanında Nizamulk rahimullallah gibi bir vezirin imam Gazali gibi bir alimi kendilerine Müslüman diyen şahadette bulunan ibadet eden ve açıkça inkâr etmeyen fakat inançlarında yollarında hayat tarzlarında üç noktadan küfür on yedi noktadan küfre varmayan bidat içinde olduklarını raporlayip önlem alındı. Yani diyeceğimiz nice İslam iddiası taşıyıp ehlisunne yani Sahabe İslamindan ayrılıp haricî mutezili Vahdeti vucudcu sufi şii vb bidat ehli olanlar ve ne yazık ki imam Gazali nin o filozoflar da tesbit ettiği gibi küfre şirke varan inançlar olduğundan murted olanlar var tarih boyunca..Ve özellikle de Osmanlı sonrası İslam dünyasında Kur'an'ı sünneti sahabe nin anlamadığı şekilde anlayanlar olduğundan nice Bidat ehli insanlar vardır.Bu durumu Nisa 115 ve Tevbe 100 gibi ayetler anlatmaktadır.Herkesin kendisinin bu ayetler doğrultusunda da Kur'an'ı sünneti ve İslami sahabe gibi anlayıp onlar gibi yaşayıp yasamadigina bakmalıdır.Cunku Allah cc hem nisa 115 te hem de Tevbe 100 de bunu şart kosmustur.Nice cemaat Sahabe İslam'ı ile alakası olmadığı hâlde hatta Sahabe islamina Kur'an'ı sünneti anlamasina muhalif oldukları halde kendilerini hak yolda zannediyorlar.Osmanli sonrası İslam dünyası nin durumu ortadır.Reslullah sav 23 sene de İslami hâkim kıldığı halde veya Müslüman olan Türkler çok kısa bir süre zarfında ileikelimetullah davasıni toplumun en alt tabakasından en üst tabakasına yaymalari ile bir Cihan devleti sahibi olması yanında Osmanlı sonrası İslam dünyasında iki milyar insan gücü petrol zenginliği maddi güç ve dünyanın en kalabalık ordusuna mısır Türkiye gibi sahip olduğu hatta Pakistan gibi nükleer güç olduğu halde yüzyıldır küçücük bir mesele olan Filistin meselesi ne mudahele etmiyor edemiyor.Mesala Gazze'de insanlık dışı soykırım a seyirci kalıyor.O an müdahil olmadıktan sonra ne zaman insanlar yok olduktan sonra mı.Akilli olan rasyonel olan herkese soruyoruz İslam iddiası taşıyıp güçlü olduğu halde neden MUDAHELE edilemiyor.Aman diploması aman ülke menfaati reel siyaset demeyin.Cunku bütün bunlar Zaten birer put olarak emperyalist lerce İslam dünyasının önüne konmuştur Kur'an'a sünnete icmaya dönüp en azından Yeni müslüman olmuş Türklerin ileikelimetullah davası ile müdahil olarak İzzet kazanmaya diyeceğiz ama biliyorum Arap Türk Kürt Pakistan vb ulus menfaatlerine ters bir durum..Sahi yine insanlar müslüman iddiası taşıması adaletli mi sizce.. Kur'an da sünnette anlatılan müslümanlar la örtüşüyor mu?sorular sorular

Hikmet Yılmaz

29 Haziran 2025 12:37

ABD'YE TRİLYON DOLAR VEREN SATILMIŞ SUUD'LARIN GİDİŞATAN SORUMLUĞU YOK MU ? AMACINIZ, " MUHAYYİLE FUKARASI BEYİNLERİ " GIDIKLAMAK OLMAMALI. İNGİLİZ POP SANATÇISI VE MÜSLÜMAN OLAN YUSUF İSLAM; " İYİ Kİ; MÜSLÜMAN ÜLKELERİ GÖRMEDEN MÜSLÜMAN OLMUŞUM " DERKEN HAKSIZ MI ?

Mustafa

29 Haziran 2025 04:53

Bir kez olsun tevhidi tagutu redden bahsetmeyenler sorumlu . Bakara suresi 159 size inmedimi

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle