--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnanmak ve olmak... Mü’mince bir hayat, kıble merkezli bir düzen kuralım

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
18

 

Modern dünya hepimizi yara bere içinde bıraktı. Maddi/manevî zor günler geçiriyoruz. İnsanların tüketmek için yaşar hale getirilmeye çalışıldığı, israfın hayat standardı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Dinin basit şeylere feda edildiği bir dünya. Ölümü unutturan dünya. İslâmî değerlerin ya imha edildiği yahut içiyle oynandığı, içi boşaltılmış dindarlığın revaçta olduğu bir dünya. Kutsalsız veya mukaddesten arındırılmış hayat. Adına da ‘modern dünya’ denilen hayat. Günaha ayarlı bir zihin yapısıyla inşa edilmeye çalışılan hayat tarzı, kaygan zemin ve cam kırıkları üzerinde yalın ayakla gitmeye çalışan mü’minler. Meleğin mahkûm, iblisin hâkim olduğu insan tasavvurunu ikame eden bir hayat. 

İnsanı Rabbi ile kulluk bağlarından koparan, fıtratından uzaklaştıran bu düzende nasıl yaşayacağız? Mü’mince bir hayatı, kıble merkezli bir düzeni nasıl kuracağız? Dağılan/dağıtılan aileleri nasıl toplayacağız? Konforu, refahı artırma gayreti içindekilere ‘Dünyada bir yolcu gibi ol!’ hakikatini haykırıp dünyevîleşme hastalığından kurtarma faaliyetlerine nereden başlayacağımıza kafa yormayacak mıyız? Dış dünyası güzelleştikçe, iç dünyası çirkinleşenlere, dış dünyası zenginleştikçe iç dünyası fakirleşenlere ‘dengeli hayat’ı kim hatırlatacak? Psikologların işsiz kaldığı, Adliye saraylarının kulübeye döndüğü, kadının evine/yuvasına kavuştuğu bir dünyanın hasretini mi çekeceğiz? Allah’la kulluk irtibatını koparmış bir insana israfı, sade hayatı, sabrı/şükrü/ kanaati/bereketi nasıl izah edeceğiz. İnsana hayatın ve sahip olduğu değerlerin ilahi bir emanet olduğunu açıklayamaz mıyız? Kulun gücü, kabı, ömrü sınırlıdır. Rabbimizin gücü ise sonsuzdur. Kul; onu yaratan/yaşatan/yoktan var eden Allah’a karşı haddini bilmelidir. Kulun Rabbini tanıyıp, O’nun sonsuzluğuna mutlaklığına inanması demek, O’na tâbi olması demektir. Kişi inandığını sever, sevdiğine ise tâbi olur. Rabbinin sıfatlarını bilir, o sıfatları üzerinde görmek ister. Mesela Rabbimiz sonsuz mutlak merhamet sahibidir. Kul da bunu bildiğinde, tanıdığında ve uyduğunda merhametli olmaya çalışır. Gerçek kul olan Resulullah’a uyarak. Peygamberimizin buyurduğu gibi “Merhametlilere Rahman rahmet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” Allah’a kul olmak en büyük izzettir. (“İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.” Fâtır 35/10) Allah’a gerçek kul olan, âleme efendi olur. Gerçek özgürlük de Allah’a kulluk ile başlar. Her şeyi yaratan, yaşatan, öldüren, diriltecek olan Rabbimize inanması ve güvenmesidir. Her namazımızın rekatında (günde kırk defa) okuduğumuz Fatiha suresindeki “iyyâke na’büdü ve iyyâ kenestaîn” (Sadece sana ibadet eder, yalnızca senden yardım bekleriz.) ayeti bize bunu emreder. Allah’a kul olan, Allah haricindeki hiçbir şeye kul olmaz/olamaz. Gerçek hürriyet/özgürlük de nefsinin bağlarından/esaretinden âzat olmaktır. Müminler son asırda ‘hürriyet/özgürlük’ kavramını da yanlış anladılar. Batı’nın yaptığı gibi siyasi bir kavrama indirgediler. Sonra da bu kavramın özünü menfaatlerine/çıkarlarına kaba güce, dünya kulluğu’na hasrettiler. Toplumu; bunalımlı, tedirgin, endişeli, huzursuz hâle getirdiler. Ancak Allah’a teslim olan huzur, sükûn, selamet bulur. İçinde, dışında, kişisel ve toplum hayatında. Kul güvenilirdir, emindir. Sadece diğer kullar için değil, bütün canlı cansız varlıklar için emniyet telkin eder. Sadece müminler için değil, mümin olmayanlar için de emin olan insandır. Her toplumda kötüler ve kötülükler, sapkınlar ve sapkınlıklar olabilir. Mesele; doğrunun ve iyinin nasıl tanımlandığıdır. Bir mümin toplumda şerri şer, hayrı hayır alarak tanıdıktan sonra yanlışın neden yanlış olduğunu bilir. Yasaklar, Allah Resulünün koyduğu yasaklara dayanmalıdır. Mesela faiz haram ise ona müsaade edilmez. Halbuki faiz; inanmayanlara göre mantıklı, makul bir iştir. Hatta mecburi gördükleri bir uygulamadır. Bir mümin; sırf içinde yaşadığı toplumun/halkın çoğu bir şeyi hoş ve gerekli görüyor diye o şeyi meşru kabul etmez. Müminler; toplumları, insanları, işleri, uygulamaları, kanunları, sistemleri, kurumları, âdetleri değerlendirirken tevhide dayanan ölçüleri kullanır. İşin esası vahye dayanınca yanlış bir iş, söz veya âdet beyaz bir sayfada siyah bir lekenin göründüğü gibi hemen göze çarpar. İnsanımız kendi değerlerini bilmeyince, kendi kavramlarından habersiz olunca, dini de hayat tarzı hâline getirmeyince, Hıristiyanlar gibi belli gün ve gecelerde kutlanan bir yapıya büründürülünce Müslümanlar Müslümanlığı hafif bir şey sanıyorlar. Bir aksesuar, bir ayrıntı zannediyorlar. Allah’ı, Resulü’nü, imanı, itikadı, ahlâkı çok kolay unutabiliyorlar. Bunları yaşadığımız için “Ruh köklerimize dönelim, yeniden Müslümanlaşalım ve dirilip ayağa kalkalım. İnsanlığı ayağa kaldıralım” diyorum. 

 Mü’minlerin beş vakit namazda kırk defa ‘İhdinassıratalmüstakîm’ demelerine rağmen niçin istikamet üzere devam etmiyor/edemiyorlar. Mutlaka bu soruya cevap aranmalı. Eleştiriye kapalı olma hastalığı beraberinde kusursuzluk (‘hiç yanılmam’ deme hastalığını) da barındırıyor. Kendi kendisini de dar çevreye mahkûm ediyor. İkaza en fazla ihtiyaç duydukları zamanlarda bile kendilerini uyaracaklar yok çevrelerinde. Tavizkâr hareket etme, müdahane, aşağılık kompleksi, özgüven yokluğu, mü’min şahsiyette olması gereken özelliklerin kaybedilmesine götürüyor. Dünyayı, imar etmeyenlere bırakıp ibadete çekilemeyiz. Bizim dünyayı imar etmemiz de kulluk dairemiz içinde kalır. Ancak dünyayı imar etmekle dünyanın esiri olmak arasındaki fark, fark etmeliyiz. Zengin olmanın bile sınırı yoktur. Bir mü’min dilediği kadar zengin olabilir. Dilediği kadar mal, İslâm’ı yaşayarak (helâle harama dikkat ederek) mü’mine helaldir. Yeter ki elde edilme yolları helal olsun ve o mal Allah’a kulluğu unutturmasın. Kınanan şey mal edinmek, dünyalık sahibi olmak değil, mala ve dünyaya esir olmak, ona tapar hale gelmektir. Ashaptan yamalı giyinenler de vardı, büyük serveti olanlar da. İki grup da aynı safta namaz kılıyor, birbirlerinden uzak kalmıyorlardı. ‘Allah’ın elindekini senin elindekinden daha değerli ve güvenli’ gördükçe mal ve dünya tehlikeli değildir. İslâm, insanlık dinidir. İnsanlığın olmadığı yerde İslamlıktan da insanlıktan da bahsedilemez. Anaların/babaların evlatları tarafından ağlatıldığı, herkesin konumuna veya sınıfına göre yaşadığı, zengin-fakir arasında kapanmaz uçurumun oluştuğu, ilim yuvaları olması gereken müesseselerin diploma dağıtan büro gibi olduğu bir toplum, İslam’ın yaşandığı bir toplum olamaz. Namaz kılanların, başörtülülerin sayısı çoğalsa bile.  

 Camilerde namaz kılmak kadar, hısım, akraba, konu-komşuyla irtibatımızı kesmememiz de ‘Mü’minlik kalitemiz’dir. Hiçbir ‘önemli toplantı’ hiçbir iftar sofrası, çoluk-çocuk aile efradıyla bir araya gelme samimiyetinin yerini tutamaz. Resulullah Efendimizin hayatı bizler için ‘örnek hayat’tır.  Ashabın gençlerinden Abdullah bin Ömer anlatıyor: “Biz öyle bir zaman gördük ki, kimse dinarını/dirhemini (altın ve gümüş parasını) Müslüman kardeşinden kıymetli bilmezdi. Şimdi ise, dinar ve dirhem bize, Müslüman kardeşimizden daha değerli geliyor.” Devamında da: Ben Resulullah’tan şöyle buyururken işittim, “Nice komşular kıyamet günü komşusunun yakasına yapışıp, Ya Rabbi! Bu kapısını bana kapatıp iyilik yapmadı” diyecek. Bütün bunların ışığında iç dünyamıza dönüp bir ‘nefs muhasebesi’ yapalım. Nefsimizle mücahede ve mücadele ederken ehli küfürle cihadı unutmayalım. Zalimlere ‘Dur!’ diyelim mazlumların yanında olalım. 

 

Yorumlar

(18)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Orhan İnan

9 Ağustos 2024 21:30

Allah razı olsun. Çok güzel bir yazı olmuş.

Durmus emmi

9 Ağustos 2024 20:51

Hesap, topragin dini ,inanci olmaz. O toprak uzerinde yasayanlarin inanci vardir. Islam topragi, hiristiyan topragi diye birsey yoktur. Turkiyeden bir el arabasi topragi bulgaristana goturseler bu toprak hiristiyan topragimi olur!!! 

Durmuş Emminin Emmisi

14 Ağustos 2024 18:48

Orada toprağı dediği ülkesidir.

YORUM

9 Ağustos 2024 14:51

Selamlar. Yazınız güzel. Ama kaç kişi okuyup hayatına uygulayacak .Camilerde imamlarımız vaazlalarında içki içmenin, zinanın vs haram oldugunu hep hatırlatıyorlar Allah razı olsun. Ama cemaat üç beş kişi onlarda geneli ihtiyar. Ya dışarıdaki gençlerimiz.Bu genler için ne yapabiliyoruz. Resulullah zamanında ki İslam hizmeti bizim yaptığımız gibi mi idi.Ashab-ı suffe nasıl bir hizmet yapıyordu. Gençlik elimizden kayıp gidiyor.Çok geç olmadan gençlerimize sahip çıkılmalı. Tek tek fert fert gençlerimize sahip çıkacak önlemler alınmalı. Yoksa durum vahim.....

Nedim

9 Ağustos 2024 13:37

Malazgirt le Anadolu İslam'a müslümanlara yurt olmuş ve İstanbul fethi ile de Anadolu tamamen İslamın müslümanların yurdu olmuştur.Emperyalustlerin ilkönce Çanakkale de basaramadiklarini çünkü o zaman nizam Allah cc razı olduğu ve ondan dolayı da kendi devleti olduğundan aynen Bedir de olduğu gibi kâfirlerin bozguna uğradığı yerdir.Sonra binbir hile ile Allah'ın razı olduğu nizam sistem yerine emperyalist lerin razı olduğu sistem geçince Anadolu işgal edilmiştir.Muslumanlar son nefesine kadar savaşmış cihad etmiştir.ve vatanlarını kurtarmişlardir.Ama emperyalist ler masa oyunları ile emellerine ulaştıkları dan sonra son yüzyıldır Osmanlı sonrası emperyalist lerin zaferi ile sonuçlandı.esasen bu topraklar şu anda emperyalist lerin işgali altındadır..osmanli sonrası İslam dünyası emperyalist lerin emrinde pazarı olmuştur.tarih yapıcı vasfını kaybetmiş uzlaşma ile onu küçük toprak parçası ile kendi sistemleri ile yaşamaya izin verilmiştir.Tam bağımsız olmadan.. Bağımsızlık özgürlük İslam la olur.Allahin hâkim olması ilah rab malik hâkim olması ile olur.kucucuk beylikkten dünya hâkimiyetine ulaşan Osmanlı bunu İslam'a borçludur.İslami bir hayat nizamı olarak hayata müdahil etmekle...Bu topraklar İslamın ve muskumanlarindir.

GEMİSİNE

9 Ağustos 2024 12:53

6. FİLONUN GEMİSİNEMİ

orasını karıştırma

9 Ağustos 2024 14:35

60 yılları biçogu bilmez bilse de o yıllarda azılı Amerikancı oldukları soylemeye utanır. Bu guruhun kıblesi zaman ve mekana göre degişkendir.

ADSIZ

9 Ağustos 2024 12:18

Mümin samimi müslüman demektir.

Vehbi

9 Ağustos 2024 11:57

Gelin kardeşlerim dinimizin hayır ve hasenatı yanında,sosyolojik boyutu olan fırka fırka bölünmeden,hakkın üzerine ɓatılı bina etmeye çalışan suret'i haktan görünen her türlü hizipciliğe karşı da bilgi sahibi olalım.

Ya bir tarafsın ya bertaraf

9 Ağustos 2024 18:55

Akp ye oy vermiyorsan bitti, müslümanım desende boş, afarozu yersin

Nedim

9 Ağustos 2024 11:54

Yazar ve onun gibilerin anlamadığı Osmanlı sonrası İslam dünyasında İslam'a göre kim meşru kim g.meşru bunun ortaya konmamasi.. Osmanlı sonrası İslam dünyasında Resulullah sav in kurduğu sistem yani Allah cc ve dinin hâkim olduğu helal haram yasak yasal vb hayatın bütününde Kimin hâkim kimin Mâlik Kimin ilah ve rab olduğu (ilah rabb vasıfları bilinmediginde facia olur Allah'a ait olanı başkalarına vermek kullandırmak vb) ile gerçek durum ortaya çıkar.mesala faizci bankalar genelevleri içki üretim vb Allah cc ilah rabb hâkim Mâlik olduğu yerlerde olmayacak olmuşsa orda Allah cc ilah rab malik hâkim değildir.Yazar olaya burdan bakarak Allah cc ilah rabb malik hâkim kim kılmış kim kilmamis yani verilere bakarak ortaya koymadan bir sonuca ulaşılmaz bir İslami bir hareket olmaz.pis necis ve temiz olanlar...mesala Lut as in kavmi kendi pisliklerine alet olmayan tertemiz kalan ne sebeple olursa olsun kirlenmeyen müslümanları siz tertemizsiniz diye suçlayan böyle tertemiz kaldıkça size yaşam hakkı tanimiyacaz öldürecez kovacaz tehditlerine papuc birakmatanlar kurtuldu.. Resulullah sav dininiz ile dünya arasında kalsanız dininizi; dininiz ile canı niz arasında kalsanız yine dininizi seçin buyurmasi da bundandır. Ve son bir hadisle konuyu bitirelim:"lime lime edilseniz bile şirk (küfür) işlemeyin namazı terk etmeyin '(kanaat önderleri insanları kandırıyor İslam dünyasında ne yazık ki..zaruriyet zorunluluk filan bahaneler le esasen onlarda biliyor ki haram konularında mesala ölmemek için domuz eti yemek bogulmamak için şarap içmek tir esesan anlatılan caiz olan .ve ölüm şartı ile haramlar caiz olur o an..ama Resulullah sav in dediği gibi lime lime edilse öldürülse bile şirk küfür işlemez..

Kanber

9 Ağustos 2024 10:54

Selamlar. hocam sağ olun var olun. Allah razı olsun. Ağzınıza sağlık sözünüzü de bereket versin Allah

hesap

9 Ağustos 2024 08:15

DURMUŞ EMMİ BURASI İSLAM TOPRAĞI İSLAM ÜLKESİ KAFİRLERE MÜŞRİKLERE YER YOK İSRAİLE YALLAH

Sizi başımıza sayı ile mi veriyorlar.

9 Ağustos 2024 11:33

Burası Türkiye Cumhuriyeti demek kafirlik mi oluyor. Ekmek yediginiz ülkeye nankörlükten vazgecin.siz basıp gidin.

Nerden geliyor bu özgüven patlaması

9 Ağustos 2024 11:34

ülkede %10 u bulmassınız masallah sesiniz herkezden fazla çıkıyor

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle