--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dostluk ve düşmanlıkları dinimiz belirler

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
11

 

Kafaya göre din, kafaya göre cemaat olmaz. Dine göre kafa, dine göre cemaat olur. 

Bir mümin, böylesine hassas ve değerli bir bağı ancak inancını destekleyen kimselerle kurabilir: “Allah’a (cc) ve âhiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soyları olsalar bile, Allah’a (cc) ve Peygamberi’ne (sas) düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin...”

Dinimizde gerçek dostlukların Allah’ın (cc) varlığını ve birliğini kabul eden ve Allah (cc) korkusuyla kalbi titreyen insanlarla kurulması önerilmektedir. “Eğer Allah’a (cc), Peygamber’e (sas) ve ona indirilene inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fâsık kimselerdir.”  âyeti aksi davranışı sergileyenleri fâsıklıkla suçlamaktadır. Yüce Rabbimizin (cc), “Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin.”  Buyruğu, tercihi müminlerden yana koymakla birlikte farklı inanç sahiplerini dışlamayı hedeflememektedir. Ancak Müslümanlara karşı tavır alanlar, hem Allah’a (cc) hem de müminlere düşmanlık yapanlar, bu duruşlarını değiştirmedikleri sürece dostluk ve barış şansını yitirmişlerdir. Nitekim bu konuda Allah Teâlâ (cc) şöyle buyurmaktadır: “Allah (cc), sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten meneder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”  «Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.”  

Buna göre farklı dine mensup kimselerle yâr ve yâren olmak hoş karşılanmazken onlarla insanî ilişkilerin sürdürülmesi engellenmemiş ve onlara zulmedilmemesi istenmiştir.

Sevgili Peygamberimiz, menfaat gözetmeksizin Allah için birbirlerini seven ve samimi duygularla oturup kalkan insanlara, hiçbir gölgenin (himayenin) bulunmadığı kıyamet gününde Allah’ın arşı altında gölgelenecekleri (himaye edilecekleri) müjdesini vermiştir. O hâlde gerçek anlamda dostluk, Allah’ın rızasını kazanma yolunda kol kola girmek ve sevgileri birleştirmektir. Kıskançlık, kibir ve gösteriş gibi arkadaşlığı zedeleyen duygulardan arınmış böylesine gönülden bir ilişki, sonuçta Allah Teâlâ’ya uzanmaktadır. Zira Kur’an’da inanan yürekler için gerçek dostun Allah olduğu belirtilirken, bu dostluğun kaynağının da müminlerin yaptığı güzel ameller olduğuna dikkat çekilmiştir. 

Sevgili Peygamberimizin, kendisini “Allah’ın dostu” olarak nitelendirmesini de bu şekilde anlamak gerekmektedir. Diğer yandan Peygamberimiz, insanlarla olan dostluğundan bahsederken, tebliğinin ilk günlerinden itibaren onu yalnız bırakmayan hicret arkadaşı Hz. Ebû Bekir’den, «kardeşim ve arkadaşım” diye bahsetmiştir. Canı ve malıyla kendisine en fazla yardımda bulunan kimsenin Hz. Ebû Bekir olduğunu belirtirken, “Birini dost edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i tercih ederdim. Ancak İslâm kardeşliği daha faziletlidir.”  Beyanıyla, toplumsal duyarlılığı artırmayı ve kaynaşmayı sağlamayı amaçlamıştır.

İnsanlar arası ilişkilerde iyilikle kötülüğün aynı olmadığını belirten Yüce Rabbimiz, «...Kötülüğü en güzel şekilde sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” buyurmaktadır. 

 

Toplumlara huzur ve barış getirecek olan bu bakış açısını teyit etmek amacıyla Sevgili Peygamberimiz, insanların arasına karışan ve onlardan kaynaklanan sıkıntılara sabreden müminin, uzlete çekilen ve böylelikle insanlardan gelecek sıkıntılara sabretmeyen müminden daha hayırlı olduğuna dikkatleri çekmektedir. Nitekim kötülüğü iyilikle defetmeyi öğütleyen âyet-i kerimenin devamında, “Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur.”  Buyrularak bunun bir erdem olduğu vurgulanmaktadır.

Bununla birlikte Hz. Ali, “Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olur. Nefret ettiğinden de ölçülü nefret et, belki bir gün dostun olur.” uyarısında bulunmuştur. Zira sabrı, fedakârlığı ve kardeşliği öne çıkaran müminin, sahtekâr ve ikiyüzlü insanlara kapılması, dolayısıyla maddî veya mânevî açıdan zarara uğratılması mümkündür. Sevgili Peygamberimiz, «Mümin bir delikten iki kere sokulmaz!”  Buyurarak dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde uyanık olunmasını istemektedir. Dostluk, karşılıklı saygı ve değer vermeyle gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla, kadim zamanlardan beri söylenen, “Senin kendisine verdiğin değeri sana vermeyen insanların sohbetinde hayır yoktur.” vecizesi unutulmamalı, dost edinirken dikkatli ve seçici davranılmalıdır.

İlişkilerini, hoşgörü, nezaket ve güler yüzlülük üzerine kuran Allah Resulü, kişinin mümin kardeşine tebessümünü bile sadaka olarak nitelemiş, bir dostluğun nasıl kurulup sürdürülebileceğinin en güzel örneklerini kendi hayatında sergilemiştir. Nitekim Müslüman olduktan sonra Peygamberimiz ile ne zaman görüşmek istese reddedilmediğini belirten Cerîr b. Abdullah, “O, beni her gördüğünde mutlaka yüzüme gülümserdi.” demektedir. Bir defasında da Allah Resûlü, dostluğun kurulması ve sürdürülmesi için gerekli olan özverili davranışları şöyle sıralamıştır: “Üç haslet vardır ki onlar kimde bulunursa Allah (cc) onun hesabını kolaylaştırır ve onu rahmetiyle cennetine sokar.» Meraklanan ashâbı, “Bunlar nedir yâ Resûlallah?” diye sorduklarında Peygamberimiz, “Sana vermeyene vermen, sana zulmedeni affetmen ve sana gelmeyene gitmendir.” der. “Bunları yaptığımda elde edeceğim şey nedir?” diye soran sahâbîye ise “Kolayca vereceğin bir hesap ve Allah’ın rahmetiyle cennete girmen.” diye cevap verir. Ayet ile bitireyim. 

“Biz içinde hak yolu aydınlatıcı bilgiler ve nur olan Tevrat’ı indirdik. Varlıklarını Allah’a teslim eden, İslâm’ı yaşayan müslüman olan peygamberler, yahudiliğin takipçilerine, Tevrat’taki kuralları esas alarak hüküm verirler, icraat yaparlardı. Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmeleri sebebiyle, kendilerini Rablerine adamış olan zâhitler ve âlimler de, Allah’ın kitabından, korumaya memur edildikleri, muhafaza edebildikleri kurallarla hüküm verirler, icraat yaparlardı. Hepsi de Tevrat’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler ve doğruları konuşan şâhitlerdi. O halde saygı duyarak insanlardan korkmayın, içiniz titrereyerek benden korkun. Âyetlerimi servet, makam, mevki gibi geçici dünya menfaatlerine, birkaç pula satmayın. Kimler Allah’ın Tevratta indirdiği hükümleri, Muhammed’in peygamberliğini, şeriatını tasdik hükümlerini yerine getirmezlerse, işte onlar kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin ta kendileridir.” (5 Maide 44)

 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Atila Kaynak

16 Temmuz 2024 00:20

15 Temmuz yazınız gerçeğe ve düşüncelerimize tercüman olmuş. Teşekkür ederiz.

Bu Kafanın Yerin Belirleyen Nedirir

14 Temmuz 2024 22:50

Bir kişi bir konsorsuyuma kamu işini veren kurumun başında olsa. Görevi bıraksa. Önemli bir kamu kurumunda bir dönem adalet dagıtmakla uğraşsa. Ve sıkı durun o muhterem kamuya iş yapan konsor suyuma CEO olsa. Yani kamuya karşı konsorsuyumu temsil etse. Nasıl beğenildi mi? Bu kafa neye göre? Yada bu kafayı ne şekillendirmiş.

Nedim

14 Temmuz 2024 16:36

Mumtehine 1 de Allah cc 'u,"benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin"buyurmuştur.Bu ayetin meşru sahih (bütün müslümanlarin kabul ettiği kurtubi Taberî ibn kesir vb) tefsirinde dikkat çekilen Allah cc düşmanlari ile müslüman olduğunu iddia edenlerin düşmanları hatta dostları da aynı olma zorunluluğu.. itikadı peygamber ve ashab gibi olmayan içinde şirk küfür bidat olan herkes Allah cc düşmanıdır ve bunların da müslümanların da düşmanı olduğu da zorunluluktur.Ayette dostluk yapmayın ifadesinin dindaş sırdaş ve İslam ve müslümanlar aleyhine yardım etmeyin anlamı taşıdığı da söylenir.ve son olarak ta mumtehine 4 ile de düşmanlığın nasıl olacağı buyrulur.musluman olan itikadı bozuk olan düşman olanlardan kendilerinden ve sapkın inançlarından haberdar olup beri olmayı gerektirir.ve bu sapkınlıklar olduğundan onların meşru olmadıkları kâfir olduklarını ve bu sapkinliklari şirki küfrü birakmadikca onlarla sürekli olarak görülen hissedilen düşmanlık (muamelede)ve kalbî amel olan kin nefret içinde sürekli olacağı buyrulur.Rsululullah sav imanın en sağlam kulbu Allah cc için sevmek dost olmak müslüman ilişkisi kurmak ile düşman olmak kâfir muamelesi yapmak olduğu mealine gelen hadisi şerifi de çok önemlidir vesselam

Hersey dine uysun istiyorsunuz

14 Temmuz 2024 14:39

Siyaset hariç

Vay vay

14 Temmuz 2024 14:05

Böyle yazıyorsunuz ama her gün sizden olmayanları aşağılama,kafir,seküler diyip kararı siz veriyorsunuz...

Ömer

14 Temmuz 2024 12:27

Hadiseleri tarafsız dinin sünnetin özüne göre yorumlayan kaç dindar var. Herkes hadiseleri siyasî görüşüne, sosyal yaşantısına göre yorumluyor.

Kanber

14 Temmuz 2024 12:24

Allah razı olsun hakikatları dile getirdiğiniz için

Nuh

14 Temmuz 2024 10:51

Dostluğumuz ve düşmanlığımız Allah rızası için olmalı, terazimiz hak terazisi olmalı.

ŞEREFLİ TS

14 Temmuz 2024 10:02

Dinimizin bahsettiği adaletten eşitlikten yoksula garibana yardımı haksızlığın karşında durmayı onlarıda yazın daa ne oluuur

Hakkı Söyler

14 Temmuz 2024 08:41

Sudan bahanelerle kardeşin kardeşe cahiliye adeti düşman olduğu bir zaman yaşayanlar var. Gerçekten Allah'ın rızasını dileyerek sevgi ile dostluk yolunun gösterildiği böyle yazıları çok önemsiyor, yazara teşekkür ediyorum. Yazıda hiçbir siyasi vurgu olmamasına rağmen Abdullah ädlı yorumun isabetli olmadığını siyasi düşünceli bir yorum gördüm.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle