--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dertli davası olan adam arıyorum!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
7

Dertli davası olan adam arıyorum!

Yaşar Değirmenci

Yaşadığımız dünya bizi bitiriyor. Meselelerimiz, problemlerimiz, dert edindiklerimiz hep dünyevî. Sonucunda da sadece kendimizi düşünür hâle geldik. Kendi dünyasının dışına çıkamadığı için de “egoizm” hâkim. Hem kendi hem sosyal hem de kamu hayatımızda. Dindar olarak bilinenler de uyuştu/uyuşturuldu. Dindarlığı da “Dini-dar” oldu. Bu durumda bizi “Kendine Müslüman” keyfiliğine düşürdü. Kötülüklerle, yanlışlıklarda uğraşmayan, dinimizin olmazsa olmaz en önemli emri “emri bil maruf nehyi anil münker” vazifesi, ihmal ettiğimiz amellerimizin belki de birincisi. Bu sebeple de en tehlikeli olan, kötülüğe alışmak ve kötülüğü normalleştirmek oldu. 

Normalleştirilen kötülük süreç içinde kurumsallaşır, kitleselleşir, yasallaşır. Sonuç itibari ile eleştirilmez ve engellenemez bir boyut kazanır. Kötülüğün sıradanlığı, kötülükte sınır tanımazlığa doğru seyrediyor. Seyirci kalma psikolojisi kötülüğün ömrünü uzatıyor. Tabii iyilik yapma, salih amel işleme, kötülüklerle, yanlışlarla da mücadele edilmez hâle geliyor. Mücadele ve mücahede tarafımız da kayboluyor. Kötülüğün estirdiği rüzgâr, kötülüğün ne kadar bulaşıcı ve öldürücü olduğunu gözler önüne seriyor. Sonrasında kötülüğü herkes yapıyorsa sanki artık o kötülük olmaktan çıkıyor normalleşmeye/mübahlaşmaya başlıyor.

Doğal karşılıyor, kötülüğe göz yumanların zamanla nasıl köreldiklerine de şahit oluyoruz.

Aslında kötülüğün normalleşmesi, bizim anormalleşmemiz anlamına geliyor. Milletin, ümmetin derdiyle dertli insan arıyorum. Derdi ve davası olan adam. 

Bu hususu da dertli dava adamlarımızdan Ramazan Kayan hocamızla bitireyim.

Kötülük her gün daha aktif. İyilik ise pasif. Kötülük küresel ölçekte örgütlü, organize ve dinamik. İyilik durağan, donuk ve dağınık. Neden? 

Çünkü iyiliğin genetiği ile oynandı. Kötülük aramızda hümanizma maskesi ile dolaşıyor. Kötülük özgür, iyilik vicdanlarda tutsak. Küresel kötülüğün kuşatmasında yaşamak bir kader midir? Hayır. Kötülüğü kanıksamak ve kabullenmek en büyük kusurdur. Kötülüğe ve karanlığa bu kadar alışan bir ümmet hâlâ ümmet vasfını koruyor olabilir mi? 

Esasta işin can alıcı sorusu şudur: Kötülük nasıl normalleşiyor?

1. Kötülük zemini oluşurken, kendine ortam hazırlarken seyirci kalıyoruz. Karışmamak; “kimsenin iyisine, kötüsüne karışma yeter ki sen iyi ol” mantığı.

Seyir kültüründen, sefer bilincine geçiş yapmıyoruz…

2. Kötülüğün ucu bize dokunamayınca izliyoruz. Bu sosyal/emperyal kötülüğün bir gün bizi de vuracağını unutuyoruz.

3. Kötülüğü bizden olanlar yapınca susuyoruz. Bizim gruptan, bizim aileden, bizim damardan geliyorsa mutlaka bir kılıf buluyoruz. Tevil ediyoruz. Yakınımızsa kesin bir açıklaması vardır, diye düşünüyoruz.

4. Kötülük işimize yarayınca; örtülü veya açıktan destek veriyoruz. Arka çıkıyoruz, nemalanmanın yollarını arıyoruz.

5. Kötülüğü itiraz eden olunca yalnız bırakıyoruz. Yapanı fevri davranmakla hatta şov yapmakla bile suçluyoruz.

6. Kötülüğün kendiliğinden yok olmasını, durumların düzelmesini istiyoruz

7. Dahası kötülükle mücadele sorumluluğunu ya siyasi iktidara ihale ediyoruz ya da bir kurtarıcı gelmesini bekliyoruz.

Hülasa kötülüğe toleranslı bir toplum olduk. Zaten ciddi tehlikede burada başlıyor.

Kötülüğün kendiliğinden durmayacağını unuttuk. Kötülüğün doğurgan ve üretken olduğunu hesaba katmadık. Ne kadar acı! Kötülükle savaşmadan savaşı kaybetmiş gibiyiz. Temel sebep de emri bil marufun, nehyi anil münkerin yapılmayışı/yaptırılmayışı.

Ümmetin parçalanmışlığı, mazlum coğrafyaların perişanlığı, çokta bizi ilgilendirmiyor. Çünkü önceliklerimiz değişti. Dertlerimiz farklılaştı. Doğrularımızı ve duruşumuzu tartışmaya açınca, doğallığımız gitti, sanala alıştık. Kazandığımızı da daha fazla harcamaya alıştık. Yokluğu görmeden varlığa alıştık. Reklam ve rekabet kültürü bizleri de vurdu. Tüketim çılgınlığının nesneleri olmaya başladık. Ömür boyu taksitli ve kredili hayatların abonesi olduk. Ümmetin derdiyle dertli insanları arar hâle geldik/getirildik.

 Sonuçta kötülüğe müdahale etmiyoruz. Gereği gibi muhalefette bulunmuyoruz. Boynumuzun borcu, imanımızın gereği olan mukavemeti göstermiyoruz. 

Mutlak kötülüğün kuluçkası olan İsrail, yeryüzüne kin ve kötülük kusuyor. Kötülüğün döl yatağı olan ABD, sürekli kötülükleri, sömürgeciliği hayat tarzı haline getirmiş devletlerin lideri/önderliğini yapıyor İsrail ve diğer Batı devletleriyle beraber.

Bu durumda hâlâ kötülüğe “Dur” demeyecek miyiz? Münkerin üstüne yürümeyecek miyiz? Şerrin kökünü kurutmak için elimizden geleni yapmayacak mıyız? Fert, millet, ümmet ve devlet olarak…

Allah âkibetimizi hayreyleye…

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Şizofren

2 Haziran 2025 02:14

Geçenlerde sabah namazına gideyim dedim abovvv. O da ne ayakkabıliklara kadar her yer dolu .ağlamaktan namaz kilamadim tabi ki YALAN ... ciddi olalım ALLAH AFFETSİN...... geçenlede bi akşam namazına camiye gideyim dedim. kimse yok ezan yarı oldu. caminin imamı teşrif etti pardon memuru ..3-5 kişi kıldık mı .kılamadım mı bilmiyorum ..... cehennem e kesin giderim ben... teşekkürler

İbrahim Atalay

1 Haziran 2025 23:43

Sn Değirmenci, çok doğru tespitlerinize içten katılıyorum. Gemisini kurtaran kaptan anlayışıyla toplumu içten içe kemiren ZİNA olayı görmezden geliniyor. 6284 ve 175 sayılı yasalarla evli kadınlara mali imkan sağlanarak mahkeme kararı ve süresiz nafaka ile fuhuş sektörüne gönderiliyor. 37 yıllık tecrübe bu. Cumhur ittifakı ZİNAYI suç olmaktan çıkarıp nafakalı DUL kadınları da piyasaya sürünce ahlak dibe vurmakta ZİNA da altın çağını yaşamaktadır. Bu çirkin ve HARAM olayını ne İKTİDAR durdurmuyor, ne de köşe yazarları köşelerinde yer veriyor.

Nedim

1 Haziran 2025 19:23

Muhammed as ve ashabına bakıldığında derdi İslam olmayan İslam'ı dava edinmeyen ve bu dava uğruna malıyla canıyla mücadele etmeyen bu dava uğruna dost düşmanlık etmeyen gerekirse bu dava için en yakınlarına düşmanlık etmeyenlerin yalnızca munafiklar olduğu görülür.Yani İslam'ı dava edinmeyen bu davayı dert edinmeyen dost düşman olmayan Müslüman olamaz.Kurana sünnete ve bu iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe icmaina göre ve Akaid kitaplarına göre olan bu.Fakat Osmanlı sonrası İslam dünyasında ki emperyalist dizaynla izin verilen İslam a !!! göre sanki bu din içinde olup ta dava edinmeyen dert edinmeyen hatta alnı hiç secdeye varmayan bile Kur'an'a sünnete göre olmazsa bile bir Allah inancı olan herkesin de Müslüman kabul edildiği için sanki sahih İslam'da böyle bir şey olur ezberiyle hareket edenler zaten Osmanlı sonrası İslam dünyasında milyarlara varan İslam iddiası taşıyanların görece küçücük bir mesele olan Filistin Gazze meselesinde bile müdahil olmamasının açıklaması Kur'an'a sünnete icmaya göre ortada Müslüman olmadığı ortaya çıkar.Zaten şeytanın ve onun yolunda olan askerli olan kâfir emperyalist ve siyonistlerin böyle sözde Müslüman kişilik tercihleri budur zaten.. Çünkü onlarda biliyor ki itikadı inancı peygamber ve ashab gibi olan Kur'an'a sünnete icmaya uygun müslümanların küfre şirke zulme bedeli ne olursa olsun mücadele içinde olduğu gerçeği... Müslüman demek şirk ve küfür işlemeyen ve işleyenleri dindaş muamelesi yapmayanin adıdır.Sahabenin bu itikadle bu davaya bagliligiyla kısa bir sürede ne başardıkları bellidir.Ayni şekilde Müslüman olan Türklerin en alt tabakasından en üst tabakasına kadar ileikelimetullah davası na bağlılığı tarihin altın sayfalarında kayıtlıdır.Sahabe örneği ni anlanayanlara Türkleri örnek gösteririz.Zaten Akaid alimleri imanın üç çeşidi üç kalitesi olduğunu söyleyerek bunların imanı asl, imanı vacip ve imanı kamil olduğunu söyler.imani asl en alt iman olduğunu ve bunun imanın şartlarını İslamın şartlarını taşıyanlar şirk ve küfür işlemeyen fakat çok ta fedakâr olmayan müslümanlar olduğunu söyler.Alimler bu imana koca karı imanı adını koyar ve zerre miktarı imam derken bunu kast ederler.İmani vacip olan ve de asl imanın üstüne ilim fedakarlık dava da daha çok fedakâr olan müslümanlar kast edilir.İmani Kamil ise en üst takva ehli peygamber in varisleri olanlar olduğunu söyleyerek imanı asl a bedeviler, vacib imana örnek olarak ta sahabenin büyük kısmını içine alır fakat kamil iman sahipleri ise Resulullah a en yakın olan özel grup müslümanlar olduğu ni söylerler

Kanber

1 Haziran 2025 16:22

Selamlar. Allah razı olsun. o kadar güzel bir yazı yazmışsınız ki; diyecek ekleyecek daha bir söz bulamıyorum.

Dertli davası olan adam arıyorum!

1 Haziran 2025 13:07

Şartlarınız neler? Benim üniversite diplomam var, iptal edilmedi ayrıca şu ana kadar şimdilik, başka?

okur

1 Haziran 2025 10:24

davanizi anlatsanizda bizde anlasak

Okurcuk

1 Haziran 2025 19:33

Sende anlama kabiliyeti olduğunu düşünmüyor olmalı ki,sana anlatmamış.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle