--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Beşer yapısı bir hukuk metninde değiştirilmesi teklif edilemez madde olamaz

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
62

 

İhtilal anayasasının hâlâ kullanılır olması, Anayasanın değiştirilmesinde ittifak sağlanamaması, bazı maddelerinin ‘değiştirilemez’ olarak (hem de Cumhurbaşkanı’nın baş danışmanlığına yerleştirilen adam tarafından da söylenmesi) hem üzücü hem de ‘kutsal’ hâle getirilmesi ‘cahiliye devri’ yaşadığımızı gösteriyor. Anayasa yapılmalı, değiştirilemez maddeleri kaldırılmalı! Bunun yapılması şarttır. Mücadele ve mücahedesi yapılmalıdır.

İnsan fıtratını bozan her yapı sakat/özürlü bir yapıdır. İnsanın tefessüh etmesi çözülmesi değişiminde metamorfoz bir yapıya bürünmesi yaptığı her işte kendisine, çevresine, toplumuna yabancılaşmasını gösteriyor. Yaptığı/yaptırılan anayasadan, siyasetine, kurum ve kuruluşlarına, dinî ve millî hayatına kadar bunlar alıştırıla alıştırıla duyarlılığımız kaybedildiğinden kabulleniş gerçekleştiriliyor. 

Şirk, putperestlik, fıtratı bozma, nefsi putlaştırma, Kemalizm’i kurtuluş çaresi olarak görme, Çağdaş cahiliye’yi ‘kurtuluş manifestosu’ olarak yayma. Bütün bunlar Mekke döneminin cahiliyesinin yaşadığımız devirdeki temsilcilerinin zırvaları. Fıtratımızı/yaradılışımızı bozdurmayalım! Heykelcilik, ‘huzuruna geldik’ diyerek hep canlı tuttukları putlaştırma da bana ayetin mealindeki şu cümleyi hatırlattı. “…putlara gider, dilek ve şikâyetlerini bunlara bildirirlerdi.” Elmalılı Hamdi Yazır’ın da “Allah’ın ve Peygamberin hükmüne razı olmayan, tanımayanların, hükümlerinden bir şeyi ister beğenmeyerek ister küçümseyerek kasten reddedenler; Allah’a iman etmemiş, İslâm’dan çıkmışlardır.” Mekke dönemindeki imansızların (kâfirlerin) Allah inancı vardı. Allah’ın varlığına inanıyorlardı. Ama hükümlerini, emir ve yasaklarını hayata sokmuyorlardı. Bugün de Allah inancı olan, hayata “Helâl/haram, günah/sevap” ölçülerini sokmayan, dini sadece vicdan’da bırakan, “hayat tarzı” olmasına tahammül edemeyenlerin durumu cehalet döneminin inancı. Yâni Bugünkü adı Laiklik! Kemalizm! 

Mesele başta iman meselemiz! ‘Konjektürel iman’ iman olmaz. Yaşadığı hayat tarzına dokunulmayan, dini hükümleri hayata sokmayan, putperestliğe/putçuluğa götürenlerde iman bulunmaz. 

Dini hayat (İlahi olma özelliğini kaybeden Hıristiyanlık, Yahudilik gibi) belli gün ve gecelerde kutlanan, belli gün ve gecelerde yaşanan ibadet olmaktan çıkmış âdet hâline getirilmiş din olmaz. 

Bütün kahramanlıkların, şehitliği göze almanın imanının gereği bilmenin, “Allah için” varını yoğunu ortaya koymanın, o uğurda hiçbir şeyini esirgememenin tek izahı; kendini ve kâinatı yaratan, yaşatan, yoktan var eden, öldüren, dirilten, Celâl, Cemal, Kemal sıfatlarının sahibi Allah Teala’nın istediği İMANdır.

Kendi değerlerini bilmeyenler/bulmayanlar, uşaklıktan kurtulamazlar. Şahısları putlaştırırlar, Kültürümüz ve medeniyetimizle bağdaşmayan her ne varsa bunları yapma ve yaptırma da amaçları. 

Bir yazıya sığmayacak meseleler bunlar. Laikliğin, Kemalizm’in dokunulamaz, ortak değer/ortak payda olarak yerleştirilmesi; kültürel intihar ve kültürel felaket! Büstler, heykelcilik, Kâbe’leri haline getirdikleri anıt kabir ziyaretleri, saygı duruşlar, vb. çağdaş cahiliyenin sembolleri. Milliyetçi, muhafazakâr geçinenlerin, dindar olarak bilinenlerin de dinsizliğin, din düşmanlığının siyasi temsilcileriyle birliktelikleri de bir başka felaket! 

Uygar geçinenlerin cehaletlerini, putperest ve şirk toplumunun bugüne çeşitli maskeler takarak taşıdıklarını görelim. 

Fıtratın dışında yaşamayı yerleştirme liderliğinden dolayı ‘Ebu Cehil’ ismiyle bilinen Mekke eşrafından Amr bin Hişam’ın izini sürenler çağdaş cahildirler. Cinsiyetlerini değiştirmek, sapkın ve sapıklıklarını Türkiye’de yaymaya çalışanlar gayri ahlâkî ve gayri meşruluklara meşru (kabullenilir) hale getirme hedefleri. 

Fıtratı bozma, değiştirme! LGBT olarak tanımlanan provokatif gösterileri bırakmayan, eşcinseller, sosyal medyayı da kullanarak rezilliklerini yaymaya, gençlerimizi zehirlemeye devam ediyorlar. Alıştırarak, tepkisiz hale getirerek, toplum hayatımızda yerlerini almaya çalışıyorlar.  

İslâm’sız yaşanabilir bir dünya inşa edilemez. 

Yaşasak da yaşamasak da “Elhamdülillah Müslümanım” derken eksiğimiz olsa da ifrat-tefrit salıncağında sallanıp itidalli olamasak da İSLÂM ortak paydamızdır. Bizimle uzaktan yakından ilgisi olmayan ‘Laiklik’ ortak değer yerine konularak bu ülkenin dinî değerlerle irtibatını hoyratça kesip kopardı. Laik bir toplum yapmak ve İslâm’ı, toplumun hayatına sokmamak istendi. Bu milleti; ‘milleti millet yapan değerler’den mahrum bırakmanın, millî ve manevi değerlerden (kutsallarımızdan) koparmanın adı laikliktir! 

Gerçek bu! 

Batıda laisizm devletle kilisenin arasını ayırmak için icat edilmişti. Toplum mühendisliğine kalkıp yeni bir tarih, yeni bir kültür, yeni bir inanç sistemi, yeni bir zaman, yeni bir mekân ve yeni bir insan ‘yaratmaya’ kalktılar. Laisizmi aldılar ve getirdiler. Bu topluma tepeden laik bir devlet, laik bir hayat tarzı, laik bir dünya görüşü dayatıldı. 

Önce İslâm, bütün kurumlardan temizlendi. Ülkenin siyasî, entelektüel, kültürel, iktisadî, sosyal kurumları laikliğe göre tanımlandı. Yapılanlar bütün kurumlardan İslâm’ın izlerini sildi. Toplumun İslâm’la ilişkisini bitirdi. Biz de Peygamber ahlâkının toplumda uygulanmasına mâni olmanın adı da laikliktir. 

Aslında İslam dininin yerini ‘laiklik dini’ aldı. Adı ‘laiklik’ olan bir ‘din devletinde’ yaşadığımız ortaya çıkıyor. Zaten ‘değiştirilemez’ bırakın onu ‘değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ maddelere sahip olmak ne demek? Peki, bu durumda bu ülkede yaşayan Müslüman ne yapacak?  

Devlet imkânlarının ele geçirilmesinden ihtilal ve ihtilal teşebbüslerine, parti kapatmalarına, demokrasiye ara vermelerine varıncaya kadar bütün yapılanların dayanak noktası laiklik! İslâm’ı hayata dair iddialarından vazgeçmiş müzelik bir inanç haline getirmek. 

Yani fosilleştirmek. ‘Ilımlı İslâm’ diye bir şey uydurmak. Seküler-laik politikalar sonucu İslam’ı azaltılan ya da tamamen kaldırılan insanlar, kendilerine dinin yerine alternatif olarak sunulan yarı dinleştirilmiş resmî ideolojilere “iman” ettirmişlerdir. Cehalet döneminin putperestliği bu! Dinimiz, imanımız, mukaddeslerimiz, millî manevi değerlerimiz; Türk milletinin ortak değeridir. 

Ortak paydasıdır. 

Kur’an-ı Kerim’e göre İslâm; bütün Peygamberlerin bağlı ve dâhil olduğu değerler sistemi. İnsanlığın değişmez ortak değerlerinin adı. İslâm’a göre asıl ve muteber olan; kişinin kendisini ne olarak tanımladığı değil, İslâm’ın onu ne olarak tanımladığıdır. İslâm, “Allah’a karşı kayıtsız şartsız teslimiyet” demektir. Mutluluk, güvenlik, özgürlük ve adaletin gerçekleşmesi İslâm’ın hayat tarzımız oluşuna, ortak değer kabulüne bağlıdır. 

 

Yorumlar

(62)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Gökhan

22 Eylül 2024 21:06

Zaman zaman yazılarına şöyle bir göz atıyorum, mübarek her bktan anliyon sanki. Senin gibi tipler böyle her konuda bilgiçlik ve sözüm ona millete önderlik yapma ukalaligi yaparak, İnan ki milleti fazlasıyla dinden soğutup uzaklaştırıyor. Bırak bu tebliğ vs işleri sana buralardan ekmek çıkmaz.

ata

20 Eylül 2024 23:05

hakimiyetin kimde olduğunu bi zahmet öğrensek...her şey gün şüzüne çıkacak... biz kimiz...kimine göre birey, kimine göre kul, kimine göre ümmet, kimine göre millet. kimine göre halklar... ne demekse...

YILMAZ DURMUŞ

20 Eylül 2024 23:04

Demogratik ülkelerde böyle madde olması uygun olmayabilir. Ancak Türkiye, çok kritik dönemlerden geçiyor, ABD ve AB ülkelerinin desteklediği PKK/PYD terör örgütü ve siyasi uzantısı dem Parti'nin bütün milletvekilleri bölücülük yapıyorlar, Büyük İsrail'e giden yola taşlar döşemektedir.  

Yaşar bos yapma

20 Eylül 2024 22:51

Otur oturdugun yerde, yoksa basin yanar ;)

Cevat

20 Eylül 2024 20:45

Olur olur bal gibi olur. Olmaya da devam edecek. Nokta.

Nedim

20 Eylül 2024 20:09

Hem islamcı yazar çizerler hem de siyasiler Osmanlı sonrası İslam dünyası toplumlarının peygamber ve ashab in itikadında inancında yolunda olup olmama konusundaki olumsuz tablonun farkındadır zannedersem. 

İbrahim

20 Eylül 2024 19:32

Vehhabi ve şürekası şeytanlar değneksiz köy bulduklarını sanıyorlar

rafet

20 Eylül 2024 16:08

Herkes gçmişi ve tarihi iyi bilemez ama internette artık çoğu bilgiler vardır. Biraz araştıralım. 

Reis Sevdalısı

20 Eylül 2024 16:02

Reis değiştirilsin derse destekleriz, değişmesin derse de vardır bir bildiği der yine destekleriz. Reis'in ve devletimizin yanındayız. böyle netameli konularda siz de fikir belirtmeden önce ''bu söylediğim Reis'i zora sokar mı'' diye düşünüp öyle yazın lütfen.

Nedim

20 Eylül 2024 13:28

Resulullah sav kavmini La ilahe illallah davası na çağırırken bu söze bu davaya düşman oldular.Bazi rivayetlerde bu sözü ilk Resulullah sav den duyanlar dan bir bedevî (köylü),"Vallahi kralların(din, siyasi ekonomik askerî vb baronların) hoşuna gitmeyecek ' söylerken O toplumunun yönetici konumunda elit olan Ebu Süfyan ise,"vallahi Muhammed'in bu sözü ile çok kan akacak "öngörüsünde Çünkü tarih boyunca Allah a ait vasıfları rabligi ilahligi hâkim ligi gasp edenler ve insanları böylece kendine kul edenler bu seçkinci tarafı kimseye vermek istemedikleri bilinir.Ve bu uğurda büyük savaşlar mücadeleler olmuştur. Lailahe illallah davası yani İslam kula kulluk tan Allah'a kul olmaya özgürlüğe çağırır.Resulullah sav tavizsiz davetini uygulamaya canı pahasına koyunca Allah'ın ilahligini rabligini hâkimliğini gasp edenler Bu davadan vazgeçme karşılığında ona iktidar i teklif ettiler.Ama Resulullah sav in davası kendisinin müslümanlarin rahatı yönetici olması değil sistemin Allah'ın olması yani iktidara Allah cc gelmesi gasp ettikleri ilah rab hâkim ligi tek başına alması meselesiydi.Allahin devleti yani devletin toplumunun hayatına Allah cc razı olduğu dinin hâkimiyeti... Osmanlı sonrası İslam dünyasında emperyalist lere ve onların işbirlikçilerine karşı İslami muhalefetin tehlikesinin farkında olanlar bu kesimi de kendi sistemleri içinde siyaset yapmaya sevk etmeye çalışıyordu.Cunku siyasete girdiklerinde Osmanlı sonrası sistemleri meşru ve İslami bulmayan bu topluluk siyasete cekilebilirse onların vahye uygun duruşları ehlisunne itikadı ve usulünde ki duruslarina halel geleceğini biliyorlardı.Ne yazık ki bilerek bilmeyerek Yusuf as kıssası ve fıkhi bazı ilkeler üzerinden yanlış çıkarımlar yaparak itikad yani konusu küfür şirk olan konular es geçildi ve bu sanki fıkhi bir meseleymis gibi Ehlisunne de ululemr e itaatin farz olduğu vb nasslari sahabenin anladığı şekilden farklı anlamalarla hak ile batıl birbirine giriverdi ve günümüze kadar bu şekilde gelinmiş oldu.İslam adına yapılan söylenen inanılan ne varsa Kur'an'a sünnete ve iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe icmaina uyma zorunluluğu aşıldığında böylesi kaos oluşur ve kuyuya bir taş atanın taşını kuyudan 40 akıllı bile çıkarmayacagi bir hale girer.cunku taşı atanın öyle bir hakkı olmadığı ne o 40 kişi biliyor ne de bu iki faaliyetin İslami olup olmadığını araştırmakla yola koyulmalidir bilinci de yok vesselam..imam Mâlik rahimullallah'in ilk kavmi ne kurtardiysa son kavmi de o kurtaracaktır veciz sözü ile yiğit düştüğü yerden ayağa kalkar sözü de çok önemlidir

Ali

20 Eylül 2024 19:15

Kaynağın nedir hamaset yapma

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle