--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ayet ve hadisler ışığında imanımızı gözden geçirelim

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
10

Yüce Rabbimize kulluğumuzu arz ettiğimiz, hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’i öğrendiğimiz, rahmet peygamberi Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselam Peygamber Efendimiz cevamiu’l-kelimdir. “Ben cevamiu’l-kelim olarak gönderildim” buyurmuştur. 

Az söz ile çok zengin anlamlar taşıyan edebi vecizelerde bulunmuştur. Resulullah Efendimiz sunumlarında teşbih, mecaz gibi edebi anlatım sanatını da kullanmıştır. Zirve şahsiyet, Örnek Peygamber; temsili anlatım usulü ile aklı selim, kalbi selim ve zevki sahiplerini harekete geçirmiştir.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden öğrendiğimiz bilgilerle hayatımızı mamur kılarak onlardan aldığımız feyiz ve bereketle İslam’ı en güzel şekilde yaşayıp temsil etmek, bir Müslüman olarak aslî vazifemizdir. Yüce Rabbimiz, insanı yeryüzünün en değerli varlığı olarak yaratmış, ona iman, akıl ve irade bahşetmiştir. İnsanın; adalet, merhamet, güven, doğruluk ve güzel ahlak gibi değerlerle şahsiyetini inşa etmesini istemiş, bunun yolunu da ona göstermiştir. Bu yol; kişinin Kur’an-ı Kerim ile kimliğini inşa etmesi, Allah Resulü’nün sünneti ile şahsiyetini, kimliğini, kişiliğini ve karakterini şekillendirmesidir.

Müslümanın şahsiyetini oluşturan, fıtratını koruyan; ona kimlik kazandıran hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaştıran en büyük nimet, imandır. İman, kuru bir sözden ibaret değildir. İman, bütün davranışlarımızı güzelleştiren bir cevherdir. Hayatın olumsuzlukları karşısında bizleri güçlü kılan bir değerdir. Sıkıntılara imanla tahammül edilir; endişeler, imanla huzura kavuşur. Üzüntüler sevince, korkular cesarete imanla dönüşür. Ayrılıklar yerini kardeşliğe, düşmanlıklar yerini dostluğa imanla bırakır. (Peygamberimizin birbirine düşman olan Hazrec ve Evs kabilelerini kardeş yapıp mescidde ve kıblede buluşturması, Muhacir ve Ensar’ın her şeylerini paylaşabilecek kıvama getirilen kardeşliklerini hiç unutmayalım.

Müslümanın şahsiyetini şekillendiren unsurlardan biri de ibadetlerdir. İbadetler, imanımızın gereği, Rabbimizin verdiği nimetlere karşı şükrümüzün ifadesidir. İbadetler, bize yaratılış gayemizi hatırlatır. İrademizi güçlendirir, bizi kötülüklerden koruyup iyiliklere yönlendirir. Her an Rabbimizin huzurunda olduğumuz bilincini bize aşılar.

İbadetler, İslam’ın beş temel esasıyla sınırlandırılamayacak kadar geniştir. Rabbimizin rızasını gözeterek ihlas ve samimiyetle yaptığımız her iş, ibadet hükmündedir.

Müslümanın şahsiyetini inşa eden hususlardan bir diğeri de güzel ahlaktır. Güzel ahlak; fazilet ve erdemin, iyilik ve imanın ölçüsüdür.

Ahlak, huzurlu bir hayatın güvencesi, toplumsal barışın teminatıdır. Ahlaki değerlerin yaşandığı ve yaşatıldığı bir toplumda, doğruluk ve dürüstlük, iffet ve takva, şefkat ve merhamet gibi erdemler hâkim olur. Ahlaki değerlerin kaybolduğu bir toplumda ise adalet yerini zulme, merhamet yerini öfkeye, helaller yerini haramlara, iyilikler yerini kötülüklere bırakır.

Maalesef, ilim, hikmet ve erdemin kaybolduğu, cehaletin ve şiddetin yaygınlaştığı, insan onur ve haysiyetinin yok sayıldığı günlerden geçiyoruz. Toplumsal hayatı etkisi altına alan bireysellik, bencillik, dünyevileşme ve yalnızlaşma gibi sorunlar, başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere hepimizi tehdit etmektedir. Böylesi zamanlarda bize düşen; cehalet toplumunu asr-ı saadete dönüştüren Peygamber Efendimizin rahmet yüklü mesajlarını kendimize örnek almak, onu çağımızın insanıyla buluşturmaktır.

Şahsiyetimizi Allah Resulü gibi imanla inşa etmek, ibadetlerle yoğurmak, güzel ahlakla kemale erdirmektir. Yüce Rabbimizin “İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara müjdeler olsun! Onların varacağı yer ne güzel yerdir.” Müjdesine nail olmak için; iyiliği yayıp kötülüğe engel olmak, doğrudan ve haktan yana tavır almaktır. Haramdan sakınmak, helale koşmak; her türlü kötülük ve günahtan korunmaktır. Merhameti kuşanmak, öfkemizi kontrol etmektir. Zalimin karşısında, mazlumun yanında durmak; zulme ve zalime asla rıza göstermemektir. Kendi mukaddes/kutsal değerlerin yerine başka dayatılan sahte kutsalları, tağutu (Allah yerine konulan putlaştırmaları/putperestliği, paganizmi) reddetmektir.  

Peygamberimizin güzel ahlakını ve çağlar üstü mesajlarını insanlıkla buluşturalım. Barış dini İslam’ın, hayat rehberi Kur’an-ı Kerim’in, rahmet peygamberi Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselamın insanlığın sığınabileceği tek liman olduğunu ısrarla anlatalım. Dinimizi ve dini değerlerimizi değil, dindarlığımızı yeniden sorgulayalım. 

Sürüde öküzü olmayanın çobanla uğraştığını, camide gözü olmayanın imamla uğraştığını, hastaneye düşmeyenin doktorla uğraştığını, vatan sevgisi olmayanın devletle uğraşan ayarsızlar oldukların unutmayalım.

“Rahman olan Allah’ı ilâh tanıyan, candan Müslüman olarak Allah’a bağlanan has kulları, yeryüzünde bilgi ve becerilerini kullanarak vakarlı bir tevazu ile yürüyenler, hayatlarını sürdürenlerdir. Bilgiden, muhakemeden yoksun, ihtiraslı, tutarsız davranan kendini bilmez kimseler onlara laf attığında: “- Bizden uzak durun” derler, (kırmadan, incitmeden, bağırıp çığırmadan, hakaret etmeden) geçerler.” (25 Furkân 63)

 İdeal mü’min ya güneş gibi etrafına ışık ve hayat kaynağı olur, ya da ay gibi bir kaynaktan ışık yansıtır. Güneş gündüzün kaynağı, ay gecenin ışığı ve rehberidir. Hz. Dâvud ve Hz. Süleyman gibi insanlığın gündüzünde gelmeyip de Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahyâ gibi insanlığın gecesinde gelenler zamanı mazeret olarak sunamazlar. Eğer Rabbiyle buluşuyor, Rabbinden gelin mesajı anlıyor, idrak edip hayatında yaşıyorsa sultan olmakla kurban olmak arasında fark olmayan kaliteli bir Mümin olduğunu da ispatlar. 

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz bütün insanlık için bir kurtuluş pusulası ve bir hayat kılavuzudur. Ulu önderimiz tek liderimizdir. Masum ve mahfuz olunan Allah Resulü Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselamdır. İzi sürüldüğü sünnetine uyulduğu, dinimiz hayat tarzımız olduğu müddetçe işte o zaman dünyamızda zulüm ve haksızlıklar sona erecek, insanlar güven içinde kardeşçe bir arada yaşayacaktır. Kimse kimsenin canına, malına, namus ve iffetine zarar veremeyecek, masum canlar hayatlarının baharında solmayacaktır.

İmanımızı gözden geçirdiğimiz “konjektürel iman”dan (pazarlıksız imandan, hesaba katılan iman çeşitlerinden) kurtulduğumuz gün biz de kurtuluruz. Rabbim bizlere ebedî kurtuluşla müjdelenen, imtihan/sınav dünyasını kazanan, “sıratı müstakîm” üzere yaşayan razı olduğu kullarından eylesin.

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Nedim

30 Eylül 2024 00:16

Kâfirler tarafından dinsel kültürel olarak kulaklarına ufurulmus olan hadisleri hicrî ikinci yüzyılda yani Resulullah sav in vefatından sonra yazılmaya başlandı rivayetler oluşmaya başlandı yalanını ortaya çıkaran belgeleri mesala Ebu hureyre ra öğrencisine yazdırdığı risalenin orijinal nüshası müzede saklıyorlar.kekledikleri uyanmasın kendi İslam medeniyetinin çocukları kendi dinlerinden şüphe etsinler yoldan çıksınlar ve nisa 115 teki müslümanların yolundan ayrilsinlar diye yaptıkları

Ali

29 Eylül 2024 22:42

İman statik değil, dinamiktir, her zaman eğitim gerektirir, ben iman ettim iş bitti değil.

Kanber

29 Eylül 2024 19:25

Selamlar Allah razı olsun hocam

Nedim

29 Eylül 2024 19:02

Buyrun Yusuf 106 ,"insanların çoğu imanlarina (dindarliklarina) şirk bulaştırırlar"ayetini açıklamaya.. İnsanların bu ayetin doğrultusunda iman iddiasınin İslam iddiasının geçerli olup olmadığını yalnızca ben iman ettim demekle ispatlanamayacagi çünkü nice insanın ben iman ettim, müslümanım deyip Allah'a ait olanı başkalarına bilerek ve bilmeyerek kullandırdığı görülür.Mesala nasıl ki bende veya filan kişi yaratıcıdır veya o anlama gelecek bir sözü şirk ve küfür olduğu gibi Allah'a ait olan yaratıcılık vasfının da içinde olduğu bütün isim ve sıfatları başkalarına vermek te aynen şirk ve küfür olmuş oluyor.Ama insanların bunu kast etmeden de olsa Allah'a ait olanı başkalarına verdiği an şirk ve küfür içinde olur.mesala bakınız Tevbe 65-66 da ki imandan sonra küfre girenlerin kastı küfür işlemek olmadığı hâlde yapıp ettikleri küfür olduğunu bilememeleri de bir sonuç ve onlara Allah cc tarafından kesilmiş adil bir cezadır der âlimler. Affedilmeyen lerin bizatihi bu küfrü işleyenler olduğu affedilenlerin ise direk o küfrü işlemeyip işleyenlerin yanında olup onların gulmelerine ortak olmaları olduğunu da nüzul sebebi rivayetleriyle üzerinden âlimler söyler.Son olarak ta Tevbe 31 ayeti nde din adamlarını rabler edindiler ifadelerini anlamayan Hristiyanlıktan müslüman olan sahabe ye Resulullah sav in o din adamları Allah'ın helal ve haram ini ahkami ni ters kararları yokmuydu ve insanlar buna rağmen onlara itaat edip o küfre itaat etmiyorlar mıydı işte rablik budur.Yani çoğu insan yapıp ettikleri nin küfür şirk olduğunu bilemiyecek akaid bilgisinden yoksundur şahadet in konusunu bilememekte özellikle de Osmanlı sonrası İslam dünyasında

Nedim

29 Eylül 2024 15:19

Nisâ, 115. Ayet: Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. 

Hikmet Yılmaz

29 Eylül 2024 10:22

Hadisler hadisler hadisler...Her kafadan ayrı ayrı değerlendirmeler gençlerimize iyi örnek olmuyor..

Nedim

29 Eylül 2024 15:31

Hadisler ve sünnet İslamın ikinci kaynaklarıdır.ve Kuran'da hikmet diye geçer.Resaulullaha kuranla beraber hikmetin verildiği veya Kuran'da hikmeti indirdik ifadeleri ile anlatılır.Zaten tahrim süresinde 3-4 ayetlerde Resulullah sav eşine verdiği sırrı eşi başkalarına açıklayınca Allah cc bunu elçisine bildirildiği geçer.Fakat eşin sırrını açıkladı diye bir ifade yok Kuran'da.ama Allah cc elçisine bildirildiği geçer Kuran'da.. işte Cebrail as aynı Kur'an'ı vahyettigi gibi bu bilgiyi de vahyetti.Alimler de vahyin metluv (namazda okunan vahiy) ve gayri metluv (ibadette okunmayan) iki çeşidi olduğunu söylerler bu yüzden.. Kuran'da kiyame süresinde veya birçok yerde açıklaması bize aittir geçer.mesala namaz zekat abdest in vb farzların nasıl olacağı Kuran'da değil ikinci kaynak olan sünnette hadiste olması da bir hakikattir.şu an İngiltere de müzede korunan Ebu hureyre ra risalesi karbon testi yapılmış orjinal rivayetler ordadır.Daha ilginci rivayetlerin sözlü isnad örneği olan diğer yöntemle aynı hadisler metinler Ahmed bin Hanbel musnedi nde aynısı da vardır.yani hem yazılı hem de sözlü isnadla orijinal hadisler günümüze gelmiştir

KİM

29 Eylül 2024 18:53

nedime KAÇ YIL SONRA KİM YAZMIŞ ÜFÜRÜKCÜ

Nedim

30 Eylül 2024 00:07

 kralı olanlar İslamın ikinci kaynağı (beşeri hukuk ta kaynaklar incelense de nelerin kaynak kabul edildiği görülse) ve kiyame süresinde Kuran'da ki kapalı ve tafsilati Kuran'da olmayan namazın, abdestini zekâtın hacin vb gibi ibadetlerin açıklaması tafsilati bize aittir, açıklaması bize aittir buyrulup Kuran'da olmaması fakat o Kuran'da geçen ibadetlerin de sünnete hadislerde olması zaten İslamın ikinci kaynağın sünnet hadis olduğu kuranla ispatlidir.hikmeti indirdik ifadesi de ispatttir.tahrim süresinde eşinin sırrını açıkladığıni ayette bana Rabb'im bildirdi deyip böyle bir ayet olmaması bildirmeniz Kur'an dışı başka Vahiy çeşidi olan sünnet olduğu da ispatlidir.Ufurukculere sünnetin yerine yorumlarını akıllarını koyan bedbahtlara sin kiyagimiz da İngiltere de müzede olan ebu hureyre ra öğrencisine yazdırdığı risalenin Resulullah sav hayatta olduğu tarihte olduğunu karbon testi ile de ve aynı hadislerin farklı yöntemle Ahmet b hanbel musnedi nde olması da sünnetin günümüze kadar orijinal olarak geldiğini de ispatlaniyor.kiyak yaptığımız yer kâfirlerin hadislerin rivayetlerin Resulullah sav sonrası olduğu yalanı çöpe gitmiş oluyor.kafirlere guvenilmemesi aksi takdirde ahirette kâfirlerin aklı yani şeytanın aklı ile hareket etmenin çok şiddetli azabı ve ebedî cehenneme düşme tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını hatırlatırız

Eksik

29 Eylül 2024 10:17

Sürüde öküzü olmayanın çobanla uğraştığını, camide gözü olmayanın imamla uğraştığını, hastaneye düşmeyenin doktorla uğraştığını, vatan sevgisi olmayanın devletle uğraşan ayarsızlar oldukların......+ Devlet malinda gözü olanın ihale yasasınını zırt pırt değiştirmekle uğraştığını, yetim malından gözü olanın devlet mali ile yanmasını beslemeye çalıştığını, diploması olmayanın üniversitedeki hocalarla uğraştığını, ömür hayatında hiç çalışıp para kazanmayanın devletin milyarlarca dolarını ölü yatirimlarla car çur edip hangarlarda curuttugunu, kefenim ile yola ciktim diyenin binlerce koruma ordusu ile gezdigini, Hz Muhammed'i, Ömer'i örnek gösterenlerin oda sayisi bilinmeyen saraylarda yaşadığını, ve hakeza ve hakeza... ...... unutmayalım.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle