• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Çeyrek Asrın Hikâyesi

15 Ağustos 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Çeyrek Asrın Hikâyesi

REFİK TUZCUOĞLU 

Süleyman Demirel’e 12 Mart 1971 muhtırası sonrasında niçin hemen şapkasını alıp gittiği sorulduğunda verdiği cevap, Türk siyasetinin genetik kodlarına işlenmiş bir travmanın en acı itirafıydı: “Karşınızda sizden önce idam edilmiş bir başbakanın örneği dururken ne yapaydım?”

Bu ağır travma ve vesayet psikolojisi, on yıllar boyunca siyaset kurumunu askerî ve bürokratik oligarşi karşısında edilgen kıldı. İşte tam da bu tarihsel eşikte, Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset sahnesine çıkarken sarf ettiği “Biz kefenimizi giyip öyle meydana çıktık” sözü, sadece iddialı bir siyasi retorik değildi. Bu söz, Türkiye’de demokrasi mücadelesine soyunurken göze alınan bedellerin ve siyasete giydirilen o deli gömleğini yırtıp atma iradesinin ilanıydı.

Bana göre Cumhuriyet döneminin yakın tarihinde toplumsal dönüşümü tetikleyen üç büyük devrimci reform vardır. Yeni kurulan Cumhuriyet, çok partili sisteme ve gerçek manada demokrasiye geçişin kapısını Adnan Menderes’in mücadelesiyle aralayabildi; ne yazık ki Menderes bu reformun bedelini hayatıyla ödedi. Yıllar sonra, 12 Eylül darbesinin kurşuni ikliminde, Turgut Özal dışa açılmanın ve serbest piyasa ekonomisinin reformlarını hayata geçirdi. Fakat hiç kuşkusuz, Cumhuriyet dönemi tarihimizin en köklü siyasi reformunu gerçekleştirmek, devleti rehin alan vesayet sisteminin belini kırmak Recep Tayyip Erdoğan’a nasip oldu.

Jakoben Devletten, Milletin Devletine

Siyasi reformlar yalnızca kurumların kanunlarla dönüştürülmesiyle değil, sosyolojik fay hatlarının tamir edilmesiyle kalıcı hâle gelir. Kemal Karpat’ın tespitiyle; Türkiye'de laikliğin uygulama amacı tarafsız, modern bir devlet kurmaya yönelik olsa da zamanla pozitivist bir karakter kazanarak resmî bir din karşıtlığı dogmasına dönüşmüştü. Laikliğin bu jakoben, dışlayıcı ve otoriter yorumu; Anadolu'nun inançlı insanını, muhafazakâr kesimlerini kendi öz vatanında ötelemiş, örselemiş ve sisteme küstürmüştü.


Merhum Menderes, Özal ve Erbakan; bu kırgınlığı gidermek, millet ile devleti barıştırmak için büyük gayret sarf etmiş olsalar da statükonun jakoben muhafızları bu kucaklaşmaya her defasında set çekti. İşte o yıllarca süren tarihî mücadele, AK Parti iktidarları döneminde nihayete erdi. Erdoğan, yalnızca bürokratik oligarşiyi dizginlemekle kalmadı; toplumun geniş kesimlerinin devlete olan derin küskünlüğünü tamir eden, devleti asıl sahibi olan milletle yeniden buluşturan lider olarak tarihe geçti. 

"Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak"

14 Ağustos 2001'de; siyaset kurumunun çöktüğü, devlete güvenin sarsıldığı o karanlık kaos ortamında “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek yola çıkan AK Parti, aradan geçen çeyrek asırda ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöken anti-demokratik yapılara karşı benzersiz bir mücadele verdi.

Nisan 2007 e-Muhtırası'nda, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir hükümetin darbeci zihniyete açıkça meydan okuması bir dönüm noktasıydı. Ardından hukukun arkasından dolanılarak ortaya atılan 367 garabeti, sokakların ateşe verildiği Gezi olayları, devletin kılcal damarlarına sızmış yapıların 17-25 Aralık kumpasları ve nihayetinde 15 Temmuz'daki o kanlı, hain silahlı darbe girişimi... Tüm bu kuşatmalar, lideriyle bütünleşen milletin sivil direniş duvarına çarparak paramparça oldu. 


Oyun Kurucu Türkiye

Soğuk Savaş yıllarından bu yana edilgen, başkalarının çizdiği sınırlarda hareket eden ve sürekli "kanat ülkesi" olarak konumlandırılan Türkiye, son çeyrek asırda kendi eksenini inşa eden bir merkeze dönüştü.

Bugün, hem NATO üyesi kimliğini koruyan hem de BRICS gibi alternatif platformlarda çok boyutlu bir diplomasi yürüten bir Türkiye var. Irak'la Kalkınma Yolu'nu; Suudi Arabistan topraklarından ve Kızıldeniz’den limanlarımıza, oradan da İstanbul üzerinden Avrupa’ya uzanan tarihî Hicaz Demiryolu vizyonunu ve Türk dünyasıyla stratejik fiziki bağımızı tahkim edecek olan Zengezur Koridoru'nu hayata geçirerek küresel ticaret ağlarını yeniden şekillendiren; Mekke Anlaşması'yla bölgesel inisiyatif alan, Rusya-Ukrayna krizinde kilit arabulucu rolünü üstlenen ve Afrika'dan Kafkaslara uzanan geniş coğrafyada "ben de varım" diyen tam otonom bir devlet aklı devrede.

Bu jeopolitik bağımsızlık yürüyüşünün sahada en büyük teminatı ise şüphesiz "Millî Teknoloji Hamlesi" oldu. İhtiyaçlarının yüzde 80'ini dışarıdan karşılayan eski yapıdan; KIZILELMA'sı, KAAN'ı, MİLGEM'leri ve İHA/SİHA'larıyla kendi göbeğini kesen tam bağımsız bir savunma ekosistemine geçildi. Üstelik bu özgüven sıçraması salt savunmayla sınırlı kalmadı; altmış yıllık rüyayı gerçeğe dönüştüren yerli otomobilimiz TOGG, enerjide dışa bağımlılığı kırma iradesinin sembolü olan Karadeniz doğalgazı keşfi ve uzaydaki yerli uydularımız gibi dev hamleler, bu yürüyüşü sivil sanayi ve teknolojiyle taçlandırdı.

Bugün 25. yaşını "Milletimizle çeyrek asır, Türkiye geleceğe hazır" temasıyla kutlayan AK Parti, aslında sadece bir siyasi başarıyı değil; yüzyıllık öğrenilmiş çaresizliğin yıkılışını kutluyor. Prangalarından kurtulmuş bir ülkenin, Türkiye Yüzyılı'na yürüyüşünün ayak sesleridir duyduğumuz. 


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23