• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Yunan’a İsrail tuzağı

08 Eylül 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Yunan’a İsrail tuzağı

REFİK TUZCUOĞLU 

Antik Yunan mitolojisinde deniz perisi Thetis, oğlu Akhilleus’u (Aşil) ölümsüz kılmak için Stiks Nehri’nin sularına daldırırken onu topuğundan tutmuştu. Efsanenin yenilmez savaşçısı, tam da vücudunun o tek korumasız noktasından vurularak tarihe karışmıştı. Atina yönetiminin İsrail ile imzaladığı yaklaşık 3,1 milyar avroluk devasa savunma paktına "Aşil Kalkanı" adını vermesi, bilinçaltındaki bu kadim kırılganlığın itirafı gibidir. 31 Ağustos'ta Tel Aviv’de atılan imzalar, iki ülke tarihinin en büyük askeri sözleşmesi olmanın ötesinde, Ege ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri ateşe atan, uluslararası hukuku hiçe sayan ve İsrail’in Türkiye’yi çevreleme stratejisinde Yunanistan’ı bir "vekil karakola" dönüştürmeyi hedefleyen tehlikeli bir sürecin tescili. 

Atina’nın "Ajanda 2030" planı kapsamında şekillenen anlaşma, balistik tehditlere karşı Davud Sapanı, orta ve alçak irtifada Barak MX ve SPYDER bataryaları ile yapay zekâ tabanlı merkezi bir komuta-kontrol ağını kapsıyor. Rus menşeli eski hava savunmasını devreden çıkaracak olan Yunanistan, hava sahasının beynini ve sinir sistemini bütünüyle Tel Aviv’e bağlayacak. Ne var ki modern harp sahası, hiçbir kubbenin mutlak koruma sağlayamayacağını defalarca kanıtladı. Yoğun İHA sürüleri ve seyir füzeleriyle icra edilecek bir doyurma taarruzu karşısında milyarlarca avroluk bataryaların kilitlenebildiği bir asimetri çağındayız.   


Türkiye’nin tamamen yerli imkânlarla inşa ettiği çok katmanlı "Çelik Kubbe" mimarisi ile füze ve taarruzi SİHA gücü karşısında, Atina’nın ithal kalkanı askeri bir illüzyondan ibaret. Sistemin sahada tam kapasiteye ulaşması için öngörülen en az 35 aylık takvim ise Türkiye’nin teknolojik sıçrama temposu düşünüldüğünde Atina adına derin bir stratejik boşluk.  

Meselenin İsrail cephesindeki motivasyonu ticari kazancın çok ötesindedir. Gazze ve Lübnan’daki saldırganlığı sebebiyle küresel arenada ağır bir meşruiyet krizi yaşayan Tel Aviv yönetimi, Atina’yı diplomatik ve askeri bir can simidi olarak görüyor. İsrail’in kadim "Çevre Doktrini", Levant havzasındaki yalnızlığını kırmak adına Türkiye’nin batı ve güney kanadını meşgul edecek yapay gerilim hatları kurma hezeyanına dayanır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den Afrika’ya uzanan oyun kurucu ağırlığı karşısında panikleyen İsrail, Atina-Lefkoşa hattını bir dış güvenlik kordonu kılma peşinde. Mekke Savunma Paktı’nın ilk üst düzey toplantısının İstanbul’da gerçekleştirildiği gün Tel Aviv’in Atina ile masaya oturması tesadüf olmasa gerek. Ankara ile doğrudan çatışmayı göze alamayan Netanyahu aklı, Yunanistan’ın tarihsel korkularını kışkırtarak fason bir tampon hat kuruyor. Atina ise güvenliğini tahkim ettiğini sanırken Orta Doğu’nun vekâlet savaşlarının hedef tahtasına oturuyor. 

"Aşil Kalkanı"nın en tehlikeli boyutu, bu mobil füze bataryalarının Gayri Askeri Statüdeki Adalara konuşlandırılma niyetidir. Gayet açıktır oysa Lozan ve Paris antlaşmaları. Bu adalar, Türkiye’nin güvenliği gözetilerek yalnızca silahsız kalmaları şartıyla Atina’ya devredilmiştir. Ortada fiili bir saldırı yokken sığınılan "meşru müdafaa" iddiası hukuken geçersizdir. Zira kurucu devir şartının böylesine çiğnenmesi, adaların egemenlik zeminini doğrudan tartışmaya açar. Kıyılarımıza birkaç kilometre mesafedeki adaları yabancı füzelerle donatmak, Ege’yi barış havzası olmaktan çıkarıp namluların gölgesinde açık bir çatışma alanına dönüştürmektir.  


Yunan hükümetinin zafer naralarına rağmen, derin bir huzursuzluk hüküm sürüyor Atina koridorlarında. Yunan askeri yayını Militaire "Özgürlüğümüz artık İsrail'e bağlı" manşetiyle egemenliğin Tel Aviv’e rehin verildiğini yazarken, muhalif basın anlaşmayı "Ulusal Tuzak" olarak nitelendiriyor. To Pontiki gazetesi "Aşil Kalkanı mı, yoksa İsrail koltuk değneği mi?" sorusunu yöneltirken, sol muhalefet halk hayat pahalılığı altında ezilirken 3 milyar avronun soykırımla yargılanan bir rejime akıtılmasına isyan ediyor. Aşırı sağcı iktidar ortaklarının ise parlamentoda halkın Filistin duyarlılığını "soytarılık" olarak yaftalaması, Atina’nın içine düştüğü ahlaki ve siyasi sıkışmışlığın somut bir resmi.   

Kıbrıs Rum basınından Politis’in de isabetle altını çizdiği gibi, "Doğu Akdeniz’de barış, Türkiye’yi korkutmak için füzeler satın alarak sağlanamaz, en büyük kalkan ithal silahlar değil, rasyonel diplomasidir". Coğrafya, başkalarının silahlarıyla veya fason kubbelerle değiştirilemeyecek kadar katı bir hakikattir. Atina yönetimi, Tel Aviv’in bölgesel hırslarına vekillik ederek güç devşirdiğini zannederken aslında kendi hava sahasının ve bağımsızlığının şalterini yabancı ellere teslim ediyor. Sırtını yabancı başkentlerin jeopolitik ajandalarına dayayanların edindiği kalkanlar, gün gelir onları koruyan bir zırh değil, tam da efsanedeki gibi topuklarından vuran ölümcül bir zafiyete dönüşüverir. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23