--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

OSMANLI’NIN YIKILMASINA İTTİHATÇILAR SEBEP OLDU (20)

II. ABDULHAMİD HAN DEVRİLMESEYDİ OSMANLI DEVLETİ YIKILIR MIYDI?                                                                                 

*II. Abdulhamid Han tahta çıktığında (31 Ağustos 1876); Osmanlı devleti, yapılan uzun süren savaşlarla, özellikle Kırım savaşı (1853-1856) sonrası hem ekonomik ve hem de askeri olarak çok zayıflamıştı. İşte Sultan II. Abdulhamid Han böyle bir durumda padişah oldu. Bu yetmiyormuş gibi bir de akabinde çıkan Osmanlı-Rus savaşı (1877-1878- 93 Harbi) Devleti iyice zayıflatmıştı. O zamanın küresel sömürgeci süper güçleri (İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya) Osmanlı’ya ‘Hasta Adam’ diyorlardı. Bu kötü vaziyet karşısında II. Abdulhamid Han ancak bir ‘Denge Siyaseti’ ile Osmanlı’yı ayakta tutabileceğini düşünüyordu. Osmanlı Devleti’nin yeniden ayağa kalkması için zamana ihtiyaç vardı. Bunun için de savaştan uzak durulmalıydı. II. Abdulhamid Han, padişahlığının ilk yılında Rusya’nın saldırmasıyla girmek zorunda kaldığı ‘93 harbi (1877-1878) hariç tutulursa, 33 senelik saltanatı döneminde (1876-1909) Osmanlı’yı büyük bir savaşa sokmamıştır. Ancak; iç isyanlar sebebiyle bazı küçük çatışmalar ve Avrupalı devletlerin tek taraflı işgalleri (Fransa’nın 1881 Tunus, İngiltere’nin 1882 Mısır işgali) olmuştur.

II. ABDULHAMİD HAN’IN DENGE SİYASETİ

*II.Abdulhamid’in ‘Denge Siyasetini’; Ekonomik ve askeri olarak zayıflayan Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumak ve devletin yıkılmasını önlemek için, savaşmadan bir siyasi strateji takip etmek olarak anlayabiliriz. II. Abdulhamid Han, askeri güçle kazanılamayacak başarıları diplomasi yoluyla zamana yayarak elde etmeye çalışmıştır.

II. Abdulhamid Han’nın uyguladığı Stratejiler


1- İslâm Birliği (İttihad-ı İslâm- Panislâmizm): II. Abdulhamid Han, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemek için esas olarak ‘İslâmcılık’ siyasetini savunmuş ve uygulamaya çalışmıştır.1789 Fransız ihtilali ile dünyaya yayılan ‘Milliyetçilik (Ulusçuluk)’ akımı, Osmanlı İmparatorluğu gibi çok uluslu, çok kültürlü bir devlette tehlikeliydi ve devletin parçalanmasına sebep olabilirdi. Nitekim büyük Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa ve Rusya) Osmanlı İmparatorluğunu parçalama hedefleri (Şark Meselesi) doğrultusunda, jeopolitik bir strateji olarak ‘Milliyetçilik fikrini’ kullanmışlardır. Bununla ilgili olarak; Rusya, Balkanlar’daki Slav topluluklarını (Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Boşnaklar, Bulgarlar, Makedonlar ve Karadağlılar) Osmanlı’ya karşı kullanmak için ‘PanSlavizm’politikası uygulamıştır. Rusya, Sırp, Bulgar isyanlarını doğrudan desteklemiştir. Aynı şekilde Ruslar Ermenileri de doğrudan desteklemişlerdir. İngilizler ve Fransızlar da, Osmanlı tebasından olan farklı etnik ve dinî grupların milliyetçilik duygularını tahrik ederek Osmanlı’ya karşı kışkırtmışlardır. Bununla ilgili olarak İngiltere, Yunan ve Bulgar milliyetçiliğini kullanarak, Osmanlı’ya karşı Rum ve Balkan isyanlarını başlatmıştır. İngiltere, Ermeni milliyetçiliğini kullanarak, Osmanlı’ya karşı bir ‘Ermeni meselesi’ çıkartmıştır. İngiltere daha sonra aynı şekilde, Arap coğrafyasında da milliyetçiliği kullanarak Arapları Osmanlı’ya karşı isyan ettirecektir (Şerif Hüseyin isyanı-I. Cihan Harbi). İngiliz istihbarat subayı Thomas E. Lawrence (Arabistanlı Lawrence) bölgedeki Arap aşiretlerine milliyetçilik propagandası ve bağımsızlık vaadiyle Osmanlı ordusuna ve Hicaz demiryoluna karşı çete savaşı verdirmiştir. İşte II. Abdulhamid Han bu durumlara vakıf olmasından dolayı, İslâm birliği ve şuurunu yaymaya çalışmıştır. Özellikle Arap Müslümanlarının merkeze ve padişaha olan bağlılıklarını artırmak ve ayrılıkçı akımların (milliyetçilik) önünü kesmek istemiştir. Sultan II. Abdulhamid Han, ‘Halifelik Makamı’nı’ stratejik bir koz olarak kullanıp, sömürgeci devletlere karşı bir baskı unsuru olarak kullanmak istemiştir. Böylece hem İmparatorluk topraklarında yaşayan Müslümanları birleştirecek ve hem de sömürgecilerin (İngiltere, Fransa, Rusya vs.) egemenliğindeki Müslümanları sömürgecilere karşı bir caydırıcı unsur olarak tutacaktır. İngiltere’nin Hindistan’da, Fransa’nın Kuzey Afrika’da, Rusya’nın Orta Asya’da miyonlarca Müslüman sömürgesi vardı. II. Abdulhamid Han, sömürgecilere ‘eğer üzerimize fazla gelirseniz, sömürgelerinizdeki Müslümanları ayaklandırırım’ mesajını vermiştir. Bunun için II. Abdulhamid Han, evvela Hicaz Demiryolu Projesini başlatmıştır.


Hicaz Demiryolu Projesi (HDYP): Hicaz Demiryolu Projesi, II. Abdulhamid Han’nın hem Hicaz’a (kutsal topraklara) ordu sevkiyatını hızlandırmak, idari kontrolü güçlendirmek ve hem de Hac yolculuğunu kolaylaştırmak maksadıyla hayata geçirdiği stratejik bir demiryolu projesidir. Bu projeyle; Bölgede çıkabilecek isyanlara karşı hızlı bir askeri sevkiyatı sağlamak, Süveyş Kanalı’na olan ihtiyacı azaltmak ve Osmanlı’nın İslâm âlemindeki sarsılmış prestijinin artırılması hedeflenmiştir. HDYP’sinin temeli 1 Eylül 1900’da atılmıştır. Projede; Osmanlı, Alman, İtalyan, Avusturyalı, Rum vs. çok uluslu bir ekip çalışmıştır. Projenin finansmanı; HDYP’si yaklaşık 4 milyon Osmanlı Lirasına (3.5-4 milyon altın) mal olmuştur. Bu meblağ, Devlet bütçesinden ayırma, II. Abdulhamid Han’nın kişisel bağışları, İslâm dünyasından toplanan bağışlar, memur maaşlarından yapılan kesintiler, halkın bağışları ve Ziraat Banka’sı kredilerinden temin edilmiştir. HDY Güzergahı; Şam-Medine arasıdır. Şam’dan Medine’ye kadar yaklaşık 1.300-1.464 km uzunluğundadır. Daha önce develerle 40-50 gün süren Şam-Medine yolculuğu Tren ile yaklaşık 3 güne (72 saat) inmiştir. HDY 1 Eylül 1908’de tamamlanmış ve hizmete girmiştir. HDY’lu trenlerinde Medine’ye yaklaşıldığında rayların altına keçe döşenerek Hz. Peygamber’in ruhaniyetinin rahatsız edilmemesi hassasiyeti gösterilmiştir. HDY, I. Cihan Harbinde, İngilizler’in desteği ile Şerif Hüseyin liderliğindeki Arap isyancılarının demiryollarına ve trenlere düzenledikleri sabotajlar sonucu 1916-1919’da kapanmıştır. Yakın zamanda, Tarihi mirası canlandırmak ve bölgesel lojistik yolları yeniden açmak amacıyla Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan arasında modern hat ve fizibilite görüşmeleri ile iş birliği adımları atılmaktadır. Devam edecek...

 

             

 

 

Prof. Dr. Yusuf Özertürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle