--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Avrupa’nın serbest piyasa maskesi düştü! Türk otomotiv sanayisine DUVAR işlemez!

Onur Yılmaz
Onur Yılmaz
0

Avrupa sanayisinin kalbi sayılan devasa koridorlarda, serbest piyasa masallarının sonuna şahitlik ediyoruz.

Geçtiğimiz günlerde kapılarını kapatan 91. Paris Otomobil Fuarı, sadece yeni elektrikli modellerin gövde gösterisine değil, Batı’nın küresel ticarete örmeye çalıştığı sinsi duvarların itiraflarına da sahne oldu. 

FUAR KORİDORLARINDA İTİRAF EDİLEN SİNSİ PLAN

Fuar koridorlarında boy gösteren, lüks stantlar arasında adeta bir sanayi hamisi edasıyla dolaşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kameralar karşısında açıkça bir itirafta bulundu.

Macron, Berlin ile Paris arasında yürütülen sinsi pazarlıkların neticesinde “Made in EU” yani Avrupa’da Üretim çerçevesinde ortak bir mutabakata varmak üzere olduklarını ilan etti.

Kamu desteklerini ve teşvikleri güya Asya kıtasından gelen dalgaya karşı koruma kalkanı yapmak istediklerini söyleseler de satır aralarındaki asıl niyet, Türkiye gibi üretim üssü haline gelmiş küresel aktörlerin önüne kalın bir duvar örmektir.

GÜMRÜK DUVARLARI VE İKİYÜZLÜ ÇİFTE STANDART

Avrupa Birliği, sömürgeci reflekslerini bu kez gümrük duvarları, ağır yerlilik kuralları ve montaj kısıtlamaları ambalajıyla piyasaya sürüyor.


Planlanan yeni çerçeveye göre, batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70’inin doğrudan Avrupa Birliği topraklarında üretilmesi şartı getirilmek isteniyor.

İşin daha vahim tarafı, Brexit ile birlikten ayrılan İngiltere’ye bu katı kurallarda imtiyazlı kapılar aralanırken, her yıl Avrupa yollarına milyonlarca araç sunan Türkiye için derin bir belirsizlik senaryosu hazırlanıyor.

Yıllarca bize serbest piyasa, küresel entegrasyon ve açık kapı politikası dikte eden Batı akıl hocaları, ne zaman ki doğudan yükselen yerli ve milli bir üretim şahlanışı gördü, işte o an bütün liberallik maskelerini indirip azılı birer yasakçı kesildi. 

RAKAMLARLA TÜRK ŞAHLANIŞI

Batı’nın bu ani korumacılık telaşının arkasındaki yegane korku, Bursa’nın, Sakarya’nın ve Kocaeli’nin parlayan sanayi dehasıdır.

Bugün Türk otomotiv sektörü, sadece montaj yapan bir taşeron değil, nitelikli mühendisliğiyle parça üreten, küresel markaların kaderini tayin eden devasa bir ekosistemdir.

Nitekim yılın ilk 9 ayında, Avrupa Birliği pazarına yaptığımız otomotiv ihracatının 23 milyar dolar sınırına dayanmış olması bu hazımsızlığın en somut tescilidir. Bu büyük şahlanış, tesadüfi bir sıçrama değildir; sanayimizin geride bıraktığımız 2025 yılının tamamında 41,5 milyar dolarlık tarihi bir dış ticaret zirvesine imza atarak yazdığı destanın en net devamıdır. Ürettiğimiz bu devasa değerin ezici bir çoğunluğunu (yüzde 72,5'i) doğrudan Avrupa sokaklarına ihraç ettiğimiz gerçeği ortadadır. Brüksel, masa başındaki kirli tezgahlarıyla aslında kendi pazarının en hayati, en kaliteli ve en güvenilir tedarik damarını kesmeye çalışmaktadır.

Togg gibi kendi göbeğimizi kendimiz kestiğimiz milli projelerin yollara çıkması, her geçen gün yerlilik oranını tahkim etmesi, Avrupalı üreticilerin konforlu alanlarını sarsıyor.

MASA BAŞINDA KAYBEDİLECEK BÜYÜKLÜK YANILGISI

Kendi fabrikalarında maliyet krizleriyle boğuşan, covid dönemi öncesi pazar hacminin hâlâ 3 milyon adet gerisinde kalan Avrupa, rekabet edemediği Türk iş gücünü ve lojistik üstünlüğünü masabaşı genelgelerle boğmak istiyor.

Paris’teki şovunda elektrikli nostalji modellerinin direksiyonuna geçip tebessüm eden Macron ve onunla aynı hizaya gelen Berlin yönetimi, çok büyük bir yanılgı içerisindedir.

Türkiye’yi bu sinsi mevzuat kıskacına alarak cezalandıracaklarını sananlar, aslında kendi sanayilerine büyük bir darbe vurduklarını göreceklerdir. 

RASYONEL SANAYİCİLERİN İTİRAFI VE TAM BAĞIMSIZLIK FİŞEĞİ


Bugün Paris’te mikrofon uzatılan Avrupalı devlerin yöneticileri bile itiraf ediyor ki Türkiye olmadan Avrupa sanayisi tekerlek döndüremez. Bursa’daki ortaklıklarını, Tofaş ve Oyak Renault gibi yapıların küresel stratejilerindeki vazgeçilmez yerini bilen rasyonel sanayiciler, bu siyasi dayatmaların maliyetleri uçuracağını çok iyi görüyor. Ancak bizim görevimiz, Batı’nın insafına veya onların iç çekişmelerine bel bağlamak değildir.

Bu haksız bariyer girişimi, Türkiye için bir tehdit olmaktan ziyade, tam bağımsız ekonomi ve istiklal mücadelesinin en büyük fişeğidir.

DÜNYANIN YENİ ÇEKİM MERKEZLERİ VE STRATEJİK ORTAKLIKLAR

Karşımızdaki sömürgeci akla verilecek en güzel cevap, rotayı sadece yaşlanan ve duvarlarını üstümüze kapatan Avrupa’ya değil, dünyanın yeni çekim merkezlerine çevirmektir.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın sunduğu devasa pazar, Afrika açılımları ve İslam coğrafyasındaki stratejik ortaklıklar, bizim için tek bir alternatife mahkum olmadığımızın en açık kanıtıdır. 

CARİ AÇIĞA PANZEHİR VE GELECEK YÜRÜYÜŞÜ

Biz kendi iç pazarımızda milli markalarımızın payını artırdıkça, paranın içeride kalmasını sağlayıp cari açığa panzehir ürettikçe, hiçbir sinsi gümrük mevzuatı bu şahlanışı durdurmaya yetmeyecektir.

Milli sanayimiz, sipariş usulü hazırlanan genelgelerle prangaya vurulamayacak kadar güçlü bir şuurla harmanlanmıştır.

Serbest piyasa masalları kendi çıkarlarına dokunduğu an bitenlerin karşısında, asil milletimizin alın teri ve yerli sermayenin azmi dimdik ayakta kalacaktır.

Tekerlek bir kere dönmüştür ve bu yürüyüşü durdurmaya ne Macron’un süslü fuar şovları ne de Brüksel’in sinsi bürokrasisi güç yetirebilecektir.

Onur Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle