--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yeni OVP, küresel kuşatma ve üretim direnişi!

Onur Yılmaz
Onur Yılmaz
0

Türkiye, küresel ekonominin büyük sarsıntılar yaşadığı, bölgesel savaşların enerji fiyatlarından ticaret yollarına kadar bütün dengeleri etkilediği kritik bir dönemden geçiyor. Dünyada ekonomik dengeler yeniden kurulurken Türkiye’nin önünde yalnızca enflasyon ve büyüme gibi ekonomik başlıklar değil, üretim gücünü ve ekonomik bağımsızlığını koruma meselesi de bulunuyor.

Böylesi bir atmosferde açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program, sıradan bir ekonomik tahmin metni değil, Türkiye’nin önümüzdeki üç yıllık ekonomik yol haritasıdır. Küresel belirsizliklere rağmen büyümeden, üretimden, yatırımdan ve istihdamdan vazgeçilmeyeceği mesajı verilmektedir.

2026 yılı için büyüme beklentisi yüzde 3,3, yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28,4 olarak belirlenirken; ekonominin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 büyümesi hedefleniyor. Enflasyonun ise aynı dönemde yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9 seviyelerine indirilmesi öngörülüyor.


 

Bu hedeflerin asıl anlamı, küresel fırtınaya rağmen Türkiye’nin büyüme ve üretim iddiasından vazgeçmemesidir.

EKONOMİK GÜCÜN TEMELİ ÜRETİM

Türkiye’nin küresel ekonomik dalgalanmalara karşı en büyük güvencesi kendi üretim kapasitesidir. Finans piyasalarında yaşanan her sarsıntıda dış kaynak arayan bir ekonomi yerine; üretim yapan, teknoloji geliştiren ve ihracatını artıran bir ekonomik yapı Türkiye’nin hareket alanını genişletecektir.

İmalat sanayisine yönelik 250 milyar liralık ilave kredi imkanı bu açıdan önem taşıyor. Kaynağın fabrikaya, makineye, teknolojiye ve istihdama dönüşmesi halinde ekonomik dayanıklılık da güçlenecektir.

Türkiye’nin ithalat bağımlılığını azaltmasının, cari dengeyi güçlendirmesinin ve dış şoklara karşı direnç kazanmasının yolu üretimden geçiyor.

Daha fazla üretim, daha yüksek katma değer ve daha fazla ihracat; ekonomik bağımsızlığın gerçek temelidir.

SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİK BİR GÜÇTÜR

Yeni dönemin dikkat çeken başlıklarından biri savunma harcamalarında öngörülen yüzde 229’luk artış.


 

Türkiye’nin çevresindeki güvenlik riskleri dikkate alındığında savunma sanayiine yapılan yatırımlar yalnızca askeri kapasitenin güçlendirilmesi anlamına gelmiyor. Savunma sanayii aynı zamanda yüksek teknoloji, yazılım, elektronik, yapay zekâ ve ileri imalat demektir.

Kendi savunma sistemlerini geliştirebilen bir Türkiye, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığını da azaltıyor. Geçmişte yaşanan tecrübeler, savunma sanayiindeki bağımsızlığın ekonomik güvenlik açısından da ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

VATANDAŞIN REFAHI UNUTULMAMALI

Ekonomik programların gerçek sınavı vatandaşın günlük hayatında verilir. Enflasyonun düşmesi kadar, vatandaşın bu düşüşü mutfağında, kirasında ve temel ihtiyaçlarında hissedebilmesi de önemlidir.

Sosyal konut yatırımlarına ayrılan kaynağın 100 milyar liradan 250 milyar liraya çıkarılması bu nedenle dikkat çekiyor. Konut ve kira maliyetlerinin vatandaş üzerindeki baskısı düşünüldüğünde, sosyal konut politikası aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.


 

Önümüzdeki dönemde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması ve işsizlik oranının 2029 sonunda yüzde 7,6 seviyesine indirilmesi hedefleniyor. Gençlerin nitelikli işlere yönlendirilmesi ve üretim ekonomisine kazandırılması, Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri olan genç nüfusun ekonomik güce dönüşmesini sağlayacaktır.

ENFLASYONDA HEDEF TEK HANE

Yüksek enflasyon yalnızca fiyatları artırmıyor; tasarrufları eritiyor, yatırım kararlarını zorlaştırıyor ve vatandaşın geleceğe ilişkin beklentilerini etkiliyor.

Bu nedenle 2029’da enflasyonun yüzde 9 seviyesine indirilmesi kritik bir hedef.

Ancak kalıcı fiyat istikrarı yalnızca para politikasıyla sağlanamaz. Üretim kapasitesinin artırılması, verimliliğin yükseltilmesi, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve mali disiplinin korunması birlikte yürütülmelidir.

Enflasyonla mücadele ile üretim mücadelesi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK AĞIRLIĞI BÜYÜYECEK

Program döneminin sonunda milli gelirin 2,2 trilyon doların üzerine çıkarılması, kişi başına gelirin 25 bin dolar seviyesine yükseltilmesi ve mal ve hizmet ihracatının 450 milyar doların üzerine çıkarılması hedefleniyor.


 

Türkiye’nin Türk dünyası, İslam coğrafyası, Afrika ve Asya’daki yükselen pazarlarla ekonomik ilişkilerini geliştirmesi de pazar çeşitliliği açısından önem taşıyor. Küresel ticaretin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin farklı coğrafyalarda ekonomik ağırlığını artırması stratejik bir kazanım olacaktır.

ASIL MÜCADELE ÜRETİMDE

Türkiye’nin önünde kolay bir dönem yok. Bölgesel savaşlar, enerji maliyetleri, küresel ticaretteki belirsizlikler ve finans piyasalarındaki dalgalanmalar ekonomiyi zorlamaya devam edecek.

Ancak Türkiye’nin cevabı dış şoklara teslim olmak değil, kendi üretim gücünü büyütmek olmalı.

Yeni OVP’nin gerçek başarısı, açıklanan rakamların kağıt üzerinde kalmamasıyla ölçülecek.

Fabrikalar daha fazla üretirse, gençler istihdam edilirse, ihracat yüksek katma değerle büyürse, vatandaşın satın alma gücü yükselirse ve Türkiye stratejik sektörlerde dışa bağımlılığını azaltırsa gerçek başarıdan söz edebiliriz.

Küresel ekonomik fırtınadan çıkış yolu bellidir...

Daha fazla üretim, daha yüksek teknoloji, daha güçlü sanayi, daha fazla ihracat ve daha adil bir refah paylaşımı.

Çünkü güçlü Türkiye’nin temeli; üreten fabrikalarda, teknoloji geliştiren mühendislerde, çalışan gençlerde ve kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir ekonomide yükselir.

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Onur Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle