Yeni OVP’ye doğru! Spekülasyonlara karşı üretim odaklı yol haritası şart
Yeni OVP’ye doğru! Spekülasyonlara karşı üretim odaklı yol haritası şart
ONUR YILMAZ
Eylül kapıya dayandı, ekonomi dünyasında nefesler tutuldu.
Hükümetin önümüzdeki üç yıla ait makroekonomik hedefleri, büyüme stratejilerini ve enflasyon tahminlerini şekillendirecek olan Orta Vadeli Program (OVP) için son hazırlıklar yapılıyor.
Bu program sadece kağıt üzerindeki rakamlardan ibaret bir metin değildir. OVP, esnafımızın önünü görmesidir. Fabrikadaki sanayicinin ham madde bütçesidir. Evine ekmek götüren işçinin, geleceğe umutla bakan gencimizin ekmeğinin büyüme planıdır. Tam da bu yüzden, küresel finans lobilerinin ve içerideki spekülatörlerin kurduğu algı masalarına karşı, sarsılmaz bir üretim iradesinin ortaya konulması gereken kritik bir eşikteyiz.
Şu günlerde piyasaların ve bazı yabancı finans kuruluşlarının algı operasyonlarına hız verdiğini görüyoruz. Sürekli olarak tahmin revizyonları havada uçuşuyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan ağustos ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçları da önümüze geldi.
Piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,43 seviyesine yükselmiş durumda. Benzer şekilde yıl sonu dolar kuru tahmini ise 51,66 TL olarak güncellendi. Elbette bu veriler piyasa aktörlerinin beklentilerini yansıtıyor. Ancak asıl üzerinde durmamız gereken ve bir ekonomi editörü olarak beni derin derin düşündüren çok daha taze bir veri var.
Merkez Bankası pazartesi günü Sektörel Enflasyon Beklentileri raporunu yayımladı. Tablo gerçekten çarpıcı bir çelişkiyi gözler önüne seriyor. Finans sektörü ve piyasa uzmanları enflasyonun düşeceğine inanırken, reel sektörün yani bizzat üreticinin gelecek 12 aylık enflasyon beklentisi yüzde 32,80’e tırmandı.
Daha da çarpıcı olanı, hanehalkının yani sokaktaki vatandaşın enflasyon beklentisi yüzde 45,58 seviyesine fırladı. Şimdi kendimize sormamız gerekiyor. Kağıt üzerindeki finansal tahminler ile çarşıdaki, pazardaki, fabrikadaki insanın gerçeği neden uyuşmuyor? Küresel faiz lobilerinin dayattığı sadece sıkılaşmaya ve talebi kısmaya dayalı modeller, neden üretim çarklarını döndüren insanlarımızda bir güven ve ferahlık hissi oluşturmuyor?
İşte eylülde açıklanacak yeni Orta Vadeli Program tam olarak bu makasın kapanması için tarihi bir fırsattır. Eğer biz ekonomiyi sadece faiz oranlarını artırıp üretimi yavaşlatarak, vatandaşın tüketimini kısarak terbiye etmeye çalışırsak, spekülatörlerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Türkiye’nin fıtratına ve gücüne yakışan model, üretimi cezalandıran değil, üretimi baş tacı eden bir modeldir. Finans lobilerinin kur ve enflasyon üzerinden yaptığı spekülatif baskıları kırmanın tek bir yolu vardır, o da fabrikaların ışıklarını açık tutmak, tarladaki çiftçiyi desteklemek ve yerli sanayiyi korumaktır.
Yeni OVP’nin ana omurgası, ithalata bağımlılığı azaltacak milli reformlar üzerine kurulmalıdır. Otomotivden savunma sanayisine, tarımdan yüksek teknolojiye kadar her alanda yerli üretimi teşvik eden adımlar bu programın kalbi olmalıdır. Sermayenin sadece faiz lobilerinin kasasına akmasını engelleyecek, finansmanı doğrudan üretime, istihdama ve ihracata yönlendirecek mekanizmalar kurulmalıdır. Unutmayalım ki, üretmeyen bir ekonomi faiz kıskacından kurtulamaz. Biz üretimi, istihdamı ve yatırımı merkeze alan bir vizyon ortaya koyduğumuzda, spekülatörlerin kurduğu tüm barajlar kendiliğinden yıkılacaktır.
Hükümetimizin ekonomi yönetimi eylül öncesi yoğun bir mesai harcıyor. Bu süreçte bürokrasinin masa başı teorilerine sıkışıp kalmaması, sahanın sesine kulak vermesi şarttır.
Anadolu kaplanlarının, gecesini gündüzüne katan esnafımızın ve ev bütçesini denkleştirmeye çalışan analarımızın beklentisi nettir. Yeni yol haritası, spekülatif finans çevrelerini tatmin etmek için değil, bu aziz milletin refahını artırmak, alın terini korumak için yazılmalıdır. Türkiye, küresel krizlerin ortasında kendi göbeğini kendi kesebilecek güçte ve dirayettedir.
Üretim odaklı, yerli ve milli bir OVP ile spekülasyon duvarlarını yıkıp geçeceğimizden hiçbir şüphemiz yoktur. Yeter ki fıtri olana, yani emeğe ve üretime inanalım.