Kâğıttan kaplanlar izlesin! Çeliğe ve atom çekirdeğine vurulan yerli mühür!
Ekonominin ritmini tayin eden iki büyük nehir vardır. Biri fabrikaların sıcak bantlarından çağlayarak akan üretim coşkusu, diğeri ise o bantları, şehirleri ve evleri ayakta tutan enerjinin görünmez gücü.
Küresel piyasalar kendi iç sancılarıyla kavrulup yönünü ararken Türkiye, bu iki nehrin yatağını yeniden şekillendirecek çok kritik iki büyük hamleyle geleceğe doğru asil bir yürüyüş gerçekleştiriyor.
Sadece günü kurtaran geçici adımlarla değil, makro dengelerin genetiğini kökten değiştiren, ithalat prangalarını kırıp atan derin bir yapısal dönüşümün esintileri yükseliyor her yandan.
Yıllarca bu ülkenin sırtında bir kambur gibi duran, cari açığın ana trafosu haline gelen enerji bağımlılığı konusu nihayet kökten çözülüyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın paylaştığı son teknik detaylar, nükleer rüyamızın somut nişanesi olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde fiziki başlangıç, yani “start-up” için test safhasına geçildiğini fısıldıyor. Şaka değil, bir asırlık hasretin ardından nükleer yakıt yükleniyor.
2027 yılı itibarıyla o devasa tesisten çıkan elektrik, vatan topraklarının kılcal damarlarına, şebekelerine kademeli olarak akmaya başlayacak. Tek bir santral, tek başına koca bir ülkenin elektrik ihtiyacının tam yüzde 10’unu omuzlayacak muazzam bir kudreti temsil ediyor.
İşin asıl vizyoner mimarisi ise önümüzdeki günlerde Dolmabahçe’nin tarihi atmosferinde şekillenecek.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın 5 Kasım’da İstanbul’da tüm dünyaya ilan edeceği “Milli Enerji 2040 Vizyonu”, sadece kâğıt üstünde kalan bir temenni demeti değil. Bu vizyonun arkasında, elektrik iletim ve dağıtım altyapısını tepeden tırnağa modernize edecek 100 milyar dolarlık devasa bir yatırım büyüklüğü duruyor.
Sanayiden ulaşıma kadar her alanın hızla elektrikleştiği yeni dünyada, siber saldırılara karşı çelikten bir kalkan gibi korunaklı yerli yazılımlarla donatılmış akıllı bir şebeke inşa edilecek. Enerjide arz güvenliğini sağlayan ve sıfır emisyonlu baz yükü arkasına alan bir Türkiye, sanayicisinin maliyet yükünü hafifletirken bölgesel bir enerji ticaret merkezi haline dönüşecek.
***
Enerji cephesindeki bu şahlanış, üretim çarklarının kalbinde, lokomotif sektörümüz otomotivde de çok güçlü yankı buluyor.
Son zamanlarda Çinli markaların ülkemize yönelik yatırım iştahı, küresel ticaret savaşlarının ve Avrupa Birliği’nin korumacı duvarlarının gölgesinde daha temkinli bir bekleyişe geçti. Yabancı markaların stratejik manevralarını izlerken asıl gerçeği ıskalamamak gerekiyor. Türkiye, küresel markaların gümrük duvarlarını delmek için kullanıp kenara atacağı geçici bir montaj üssü ya da transit köprü değildir.
Bu toprakların asıl gücü, yarım asırlık derin tedarik sanayisi, Türk mühendisinin dehası ve mevcut sanayi devlerimizin sessiz ama derinden yürüttüğü hat dönüşümleridir.
İşte tam bu noktada, geçtiğimiz günlerde Bursa’dan yükselen o muhteşem fabrika sirenlerinin sesine kulak vermek gerekiyor. Otomotiv sanayisinin gözbebeği TOFAŞ, adeta bir efsanenin evine dönüşünü müjdeledi. Türk insanının gönlünde bambaşka bir yeri olan, yolların emektarı Doblo, üç yıllık gurbet hayatının ardından doğduğu topraklara, Bursa’daki üretim bantlarına gururla geri döndü.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve TOFAŞ CEO’su Cengiz Eroldu’nun katılımıyla startı verilen K9 programı, sadece nostaljik bir buluşma değil, kelimenin tam anlamıyla bir üretim gövde gösterisidir. Bursa’daki tesislere yapılan 300 milyon dolarlık bu devasa yatırım, fabrikaya yıllık 100 bin araçlık taze bir ilave kapasite kazandırıyor. Bu hamleyle birlikte fabrikanın yıllık bitmiş araç üretim hacmi tam 250 bin adet seviyesine fırlayacak. En güzeli de fabrikaya ilk etapta tam 1000 vatan evladının yeni bir istihdam kapısından adım atacak olmasıdır. Üretim sürecine omuz veren 100’e yakın yerli tedarikçi firmayla birlikte yerlilik oranı yüzde 50 civarına ulaşacak. Stellantis çatısı altındaki Fiat, Citroën, Opel ve Peugeot markaları için hafif ticari ve yolcu taşımacılığı versiyonlarının üretileceği bu çoklu enerji platformu, gelecekte Bursa’da elektrikli ticari araçların da üretilmesinin önünü açıyor.
Bizim asıl endüstriyel gücümüz işte bu vizyonda saklı. TOFAŞ’ın bu muazzam atağının yanında, Oyak Renault’nun Bursa’da banttan indirdiği ve küresel pazarlar için geliştirdiği yeni nesil Duster ve Boreal gibi yüksek teknolojili hibrit modelleri bu zincirin sarsılmaz halkalarıdır.
Benzer şekilde, Sakarya’da sessiz sedasız devleşen ve kısa süre önce 4 milyonuncu aracını banttan indiren Toyota Otomotiv Sanayi Türkiye, hibrit araç üretimindeki 10. yılını da geride bırakarak büyük bir olgunluk dönemine girdi. Ürettiği göz bebeğimiz Corolla Sedan ve fütüristik C-HR modellerinin tam hibrit ve bataryası da yerli olan şarj edilebilir hibrit versiyonlarıyla Sakarya’dan 150’den fazla ülkeye ihracat yaparak dünyaya meydan okuyor.
Kocaeli’de üretim çarklarını döndüren Hyundai Motor Türkiye ise ezber bozan bir hamleyle İzmit fabrikasında 250 milyon avroluk yatırımla ürettiği ilk tamamen elektrikli modeli IONIQ 3’ü banttan indirerek satışa sundu. Marka bununla da yetinmeyip, tüm dünyanın merakla beklediği yeni nesil kompakt SUV modeli Bayon için aralık ayında İzmit’te seri üretime geçmeye hazırlanıyor; bu yeni otomobil önümüzdeki şubat ayında da yollardaki yerini alacak. Ford Otosan’ın Avrupa’nın elektrikli ticari araç üssü haline gelen devasa Transit yatırımları da eklenince tablo tamamlanıyor. Tüm bu ekosistemin tam merkezinde ise milli mobilite projemiz TOGG, bir otomobilden fazlası olduğunu kanıtlayarak sanayinin teknolojik dönüşümünde adeta bir kaldıraç görevi üstleniyor.
***
Spekülatif, sıcak para hareketleriyle sahte refah rüyaları görmek yerine, enerjinin kalbine ve sanayinin üretken damarlarına yapılan bu uzun vadeli yatırımlar, ekonomik istikrarımızın en sağlam kalesidir.
5 Kasım’da kapıları açılacak olan yeni enerji mimarisi ile Bursa’nın, Sakarya’nın, Kocaeli’nin fabrikalarında çelikle buluşan milli mühendislik gücü birbirini tamamlayan iki yapboz parçası gibi kenetleniyor. Kendi enerjisini üreten, kendi fabrikasında dünyanın en rekabetçi araçlarını banttan indiren bir Türkiye, küresel fırtınalar ne kadar sert eserse essin, yoluna güvenle devam edecektir. Kazanan emektir, kazanan üretimdir, kazanan Türkiye’dir.







