--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dijital dalgada pusulamız var mı?

Halil El
Halil El
0

İnsan, binlerce yıl boyunca kendisinden daha güçlü varlıklardan korktu.

Yırtıcı hayvanlardan, salgınlardan, sellerden…

Şimdi kendi ürettiği sistemlerin gücünü nasıl yöneteceğini tartışıyor.

Aklımızın eseri olan bir teknoloji, günün birinde aklımızın yetişemediği sonuçlar doğurabilir mi?

Bu soruyu bilim kurgu sayıp geçmeden önce, cebimizdeki telefona bir daha bakalım.

 

Bir zamanlar uzak bir şehirdeki yakınımızdan haber almak için günlerce beklerdik. Şimdi dünyanın öbür ucuyla görüntülü konuşurken birkaç saniyelik kesintiye tahammül edemiyoruz.

Olağanüstü olan, hayatımıza girince sıradanlaşıyor.

Teknoloji ilerlerken yalnızca araçlarımızı değiştirmiyor; beklentilerimizi, sabrımızı, ilişkilerimizi de yeniden biçimlendiriyor.

Üstelik çoğu zaman bu değişimi yaşarken fark etmiyoruz.

Bir gün dönüp bakıyoruz: Alışverişimiz, işimiz, sohbetimiz, hatta yalnızlığımız bile başka bir şekil almış.

 

Teknolojinin yayılmasında dikkat çekici bir düzen var.

Önce az kişinin ulaşabildiği bir yenilik ortaya çıkıyor. Zamanla ucuzluyor, kullanımı kolaylaşıyor, yaygınlaşıyor. Ardından hayatın içine öylesine yerleşiyor ki onsuz yaşamayı düşünmek zorlaşıyor.

Elektrikte, telefonda, bilgisayarda bunu gördük.

Şimdi yapay zekâ ve sentetik biyolojiyle daha derin bir dönüşümün eşiğindeyiz.

Yapay zekâ, insanın zihinsel emeğiyle yaptığı pek çok işe uzanıyor. Sentetik biyoloji ise canlı sistemleri anlama, değiştirme ve tasarlama imkânlarını genişletiyor.

Böylece değişim ekranla sınırlı kalmıyor; üretime, sağlığa, gıdaya ve hayatın biyolojik temellerine kadar uzanıyor.

İnsanın düşünme yeteneği ile canlılığın yapısı aynı dönemde mühendisliğin konusu oluyor.

Bunun büyüklüğünü gerçekten kavrayabiliyor muyuz?

 

Bir hastalığın daha erken fark edilmesi, kuraklığa daha dayanıklı ürünlerin geliştirilmesi, yorucu işlerin kolaylaşması…

Kim bunları istemez?

Fakat aynı bilgi ve araçlar, aldatma, baskı kurma veya zarar verme amacıyla da kullanılabilir.

Buradaki güçlük, fayda ile tehlikenin bazen aynı özellikten doğmasıdır.

Bir teknoloji ucuzladığında daha çok insana ulaşır. Kullanımı kolaylaştığında uzman olmayanlar da ondan yararlanabilir. Ancak bu erişim, kötü niyetli kişilere de yeni imkânlar sağlayabilir.

Eskiden büyük bir kuruluşun yapabildiğini yarın küçük bir ekip yapabiliyorsa, sorumluluğu nasıl dağıtacağız?

Güç yayılırken denetim aynı hızla yayılabilecek mi?

 

“Öyleyse durduralım.” demek kolay.

Peki, nerede, kimi, nasıl?

Bir yerde bırakılan çalışma başka bir yerde sürdürülebilir. Rekabet, kazanç beklentisi ve üstünlük arayışı, gelişmeleri hızlandırabilir.

Üstelik bu teknolojilerden bütünüyle uzak kalmanın da bedeli olabilir. Hastalıklarla mücadelede, kaynakları korumada ve üretimde sağlayabilecekleri faydalardan mahrum kalabiliriz.

İşte insanı düşünmeye zorlayan düğüm burada:

İhtiyaç duyduğumuz bir gücün doğurabileceği tehlikelerle birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Bu, yalnızca mühendislerin çözebileceği bir mesele değil.

 

Midyat’ta bir tekstil atölyesini düşünelim. Yeni sistemlerle üretimini daha iyi planlayabilir, israfı azaltabilir, yeni pazarlara ulaşabilir.

Peki, yıllarını o atölyeye vermiş çalışan bu dönüşümde nerede duracak?

Yeni becerileri kimden öğrenecek? Eğitimin masrafını kim karşılayacak? Küçük işletme değişime nasıl hazırlanacak?

Teknolojinin başarısını yalnızca üretim rakamlarıyla ölçersek insanın yaşadığı kaybı göremeyebiliriz.

Aynı şekilde, köydeki çocuğun bu imkânlara erişemediği bir ilerleme, fırsat eşitsizliğini daha da derinleştirebilir.

Geleceğin hesabında o çocuğun da yeri olmalı.

 

Bir de güven meselesi var.

Bir görüntüye, bir ses kaydına, önümüze gelen bir bilgiye dayanarak karar veriyoruz.

Gerçekle kurmacayı ayırmak güçleştikçe yalnızca yanlış bilgi çoğalmaz; doğru bilgiye duyulan güven de aşınabilir.

Her şeyden kuşkulanan insanın sağlıklı karar vermesi de kolay değildir.

Bu yüzden çocuklarımıza cihaz kullanmanın yanında araştırmayı, kaynak sorgulamayı ve hüküm vermeden önce beklemeyi öğretmeliyiz.

Kendi düşünme sorumluluğumuzu bir ekrana devrettiğimizde, kolaylığın karşılığında ne verdiğimizi fark etmeyebiliriz.Yaklaşan dalga karşısında okulların, üniversitelerin, kamu kurumlarının ve iş dünyasının bugünden hazırlık yapması gerekiyor.

Bilgi, denetim ve hesap verebilirlik birlikte gelişmeli.

Çünkü bir şeyi yapabiliyor olmak, onu yapmamız gerektiğini göstermez. Daha hızlı karar verebilmek de daha adil karar verdiğimiz anlamına gelmez.

İnsanlık, elindeki imkânları büyütmekte büyük mesafe aldı.

Şimdi aynı emeği, o imkânları yönetecek muhakemeye ve vicdana vermesi gerekiyor.

Yarın makinelerin neler yapacağını merak ediyoruz.

Peki, onların yapabildikleri karşısında biz nelerden vazgeçmeyeceğiz?

 

Halil EL
Şair ve yazar
[email protected]

Halil El Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle