• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
  • VAV TV CANLI YAYIN
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI
24 Aralık 2020

Utancı utandıran zulümler bitmedikçe!

“Kör dünyanın göbeğine Hak yol İslam yazacağız” diyen merhum Abdurrahim Karakoç ne güzel söylemiş.

Dünyayı ürettikleri zehirli silahlarıyla kasıp kavuran, canlı yetişmez, barınmaz bir hale getiren gaddar insanların bu yaptıklarının tesiri yıllarca bitmemiş.

Aynı cani insan habire yeni zehirli silahlar üretmeye devam ediyor.

Dünyayı kötü hegemonyasına esir almak için bir de katil örgütler/devletler kuruyor.

Bu şeytanların ne yapacakları belli olmadığından, insanlık için çırpınan kendi çapında birileri, bir tarafı yamalarken diğer taraflarından bu şeytanların başka bir belası ile karşılaşıyorlar.

Anlaşılan kıyamete kadar bunlar devam edecek…

Etsin de…

“Suçlu ben miyim” diyemiyoruz, işte!

Zira aynı “dünya gemisini” paylaşmaya mecburuz.

Bunun cezasını da hepimiz çekiyoruz. 

O, senin varlığının korkusundan; sen, onun zulmünün korkusundan ve dolayısı ile hiç kimse, bir türlü rahat yüzü göremeyecek! 

Çünkü kimse yarınından emin değil!

Mutlu huzurlu bir dünya isteyen, akan kanların, süzülen gözyaşların, sönen ocakların önüne geçmek zorundadır. Bu zehirli silahlara ve sahiplerine karşı koymak durumundadır. Kör dünyayı Allah’ın nuruyla aydınlatmak için çırpınmak zorundadır.

Ne ile?

Gücü neye yetiyorsa…

Sesini dünya arenasında yükseltmeye gücü yeten bir devlet ise, bu devletini kaybetmeden sesini daha güçlü duyurmalı…

Bir dernek, cemaat, medya vs. niteliğinde bir kurumsa bu varlığını yetirmemek için çırpınmalı…

Gücü sadece duaya yeten, yakarışı ile didinmek zorundadır!

Hz. Hüseyin (ra) gibi, “Zillet Altında Yaşamaktansa İzzetle Ölmeyi Tercih Ederim” tavrını prensip edineceğiz…

“Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa 4/75)

Hicret edemediğinden bir zümre Müslüman, Mekke’de kalmıştı. Müşriklerin eziyet ve işkenceleri de her gün artıyordu. 

Hudeybiye antlaşmasına istinaden bu mazlumlar, Medine’de bulunan Müslümanlardan da yardım alamıyordu. Buna dikkat çekmek ve gereği yapılsın diye inen bu ayet, sanki bugün inmiş gibi… 

İslam’ı bilmeyen cahillerin veya kasıtlı olarak İslam Dinine kin güdenlerin iddia ettiklerinin zıddına, zulüm ve baskıya son vermek ve adaleti tesis etmek dışında İslam’ın öngörmediği savaş/cihad, işte bu gibi yerlerde devreye girmiştir. 

Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki, özellikle Müslümanlara karşı soykırım yapılırcasına her taraftan savaş açılmış, devletleri, yurtları tarumar edilmiş...

İkiyüzlü medyanın keyfine göre duyurduklarının ötesinde, inananlara yapılan daha nice zulüm ve işkencelerin varlığı da muhakkaktır.

İslam âleminin başına musallat olan ABD, AB, Çin, İsrail ve Rusya’nın da başını çektiği ülkelerin birer maşası olan Müslüman devletlerinin, liderlerinin zulümleriyle canlarını yitirenler, evi barkı başını yıkılanlar gün be gün artmaktadır. 

Kalan varlıklarını yurtlarından yara bere içinde kar kış demeden kaçarak kurtarmaya çalışanlar yollarda, başka ülkelerin sınırlarında can yitirenler sadece haber ajanslarının görebildiği veya bize ulaşanlardır.

Tüm dünyanın, medyanın gözü önünde cereyan eden bu karelerde bile korkuyu korkutan, utancı utandıran tablolar ile karşılaşmamak elde değil.

Tüm bu olanlara karşı duyarsız kalamayız!

Bu kış günü, giydiğimiz birbirinden güzel kışlıklarımızla, sıcak, doğalgazlı evlerimizde otururken kim bilir, bilemediğimiz ne Aylan bebekler var...

Soğukta, aç-susuz yollarda ölmek üzere olan kız çocuğu gibi, annesine, yakınlarına, “Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: ‘O açlıktan öldü...’ Ve sen abiciğim! Üzülme; ama, ikimiz birlikte, ‘Biz açız!..’ dediğimizi hatırla. Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık Cennette yemek yiyeyim. Ben çok açım” diyemeyen veya buz tutan sularda boğulurken duyamadığımız kaç bebek/kaç insan vardır. 

Kim bilir, yollarda veya işkence altında namusları kirlenen ne analar, teyzeler ve kızlar vardır…

“Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi...” (Bakara 2/74) ayetindekilerden olmamak için…

 “Ben bunlardan habersiz yatamam” demek zorundayız…

“Ben bunları duymak istemiyorum” diyemezsin!

“Bana değmeyeni aman, uyandırma” diyemeyiz.

Ama “bana ne bundan” diyorsak ki, diyoruz!

İnanın ve inanmalıyız ki,

Duamızın kabulü/kabul olmayışına sebep budur!

Sularımızın eksilmesi, soframızdan bereketin kalkması ve dualarımızla isteyip de yağmayan yağmurların, inmeyen bereketli karların hepsinin sebebi budur!

“Komşusu açken tok yatan (olgun mümin olamaz) bizden değildir” nebevi tembihini unutmuş olamayız?

Veya şu hadise dikkat etmek zorundayız!
 ‘Nefsimi elinde tutan Allah’a andolsun ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten sakındırır önüne geçersiniz, ya da yüce Allah’ın katından üzerinize bir azap göndermesinden korkulur ki, o zaman O’na dua edersiniz de sizin dualarınıza icabet etmez.”

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yakup

O zulümlerin en büyüklerinden biri bu ülkede yapılıyor. Başörtülü kızlar zulüm görüyor. Yazıklar olsun
  • Yanıtla

Hoca

Sayın nusret hocam dilinize yüreğinize sağlık. 
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23