Tercihlerimizde neyi öncelemeliyiz?
Tercihlerimizde neyi öncelemeliyiz?
NUSRET REŞBER
Her insanın hayat içinde ulaşmak istediği türlü istekleri, ulaşmak istediği hedefleri olur.
Hayatın her safhasında hep daha yenisiyle tanışmak, görmediklerini görmek ve yaşamak ister.
Çocukluktan gençliğe ulaşmak ister. İş güç sahibi, kariyer sahibi olmak, evlenmek, çocuk mürüvvetini tatmak gibi nice istekleri olur insanın.
Kimi hedeflere ulaşılabilirken çoğuna da ulaşamaz. İnsan ilk başta işin arka planı ve iç yüzünü bilmediğinden tutturduğu ve ulaştığı hedeflerden sevinç duyarken, ulaşamadıklarından da hüzünlenir. Ancak daha ileriki zamanlarda, çoğu zaman hakkında gerçekleşenin daha hayırlı olduğu kanaatine varır. Bu; iş, eş, çocuk veya ailevi işlerindeki diğer tüm karar ve tercihlerde de geçerli.
Tabii ki bunu, elinden gelen tüm gayret ve imkânları sarf ettikten ve “hakkımda hayırlısı neyse o olsun” dedikten sonra tevekkül eden inançlı insan için söylüyorum.
İşin inanç boyutunu, manevi yönünü dikkate almayan; “hayır, illa benim dediğim olmalı, her şeyin en iyisini de ben bilirim” modunda olanlar için söyleyecek bir sözümüz yok, kendilerinin bileceği bir konu.
Kur’an’la biraz hemhal olanlar, her şeyin en iyisini Allah’ın bildiğinin/bilebileceğinin sıkça tekrarlandığını görürler.
İnsanın ısrarla istediğinin bazen şer/kötülük olduğunu, kaçtığının da hakkında daha hayırlı olduğunu öğrenmiş olurlar.
Nitekim Yüce Allah buyuruyor: “…Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. (Oysa) Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)
Kehf Sûresi’nde (60-82 ayetler), Hz. Musa ile ( “kullarımızdan biri” denilen) Hızır aleyhimüsselam arasında geçen olaylarda çok dersler var.
Hz. Musa bir takım bilgiler elde etmek için Hızır ile arkadaşlık yamak ister. Hızır ise, Musa’ya “iç yüzünü bilemediği hususlara tahammül edemeyeceğini” Ona peşinen tembihler… Daha ilk olayda Hızır (a.s.), bindikleri gemiyi özürlü kılınca Hz. Musa karşı çıkar… İkinci olayda ise Musa (a.s.), “Nihayet bir gence rastladıklarında, o kul hemen onu öldürdü. Mûsâ dedi ki: ‘Mâsum bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!’” diyerek Hızır’a (a.s) karşı çıkmayacağına dair verdiği sözü unutarak yine itiraz eder.
Nihayet birbirlerinden ayrılacakları zaman Hızır (a.s.) Musa’ya (a.s.), birçok insanın da bilmeden itiraz edebileceği gibi bu olayların arka planını açıklar.
“Gence gelince, onun anne babası mümin kimselerdi; gencin onları sonunda azgınlık ve nankörlüğe düşürmesinden korktuk. Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik. … Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım (Allah böyle olmasını istedi). İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” (Kehf 18/80-82)
Hz. Peygamberimizin (s.a.s.) eşlerinden Hz. Hafsa’nın ilk müslümanlardan kocası Abdullah, Bedir Gazvesi’nden dönerken yolda hastalandı ve Medine’de vefat etti. Babası Hz. Ömer (r.anhüm), kızını daha faziletli biriyle evlendirme niyetiyle, eşini (Resûlullah’ın kızı Rukıyye) bir süre önce kaybeden Hz. Osman’a kızı Hafsa ile evlenmesini teklif etti. Hz. Osman evlenmek niyetinde olmadığını söyleyince aynı teklifi Hz. Ebû Bekir’e yaptı. Resûlullah’ın Hafsa ile evlenmeyi düşündüğünü bilen, fakat bu sırrı açıklamayı doğru bulmayan Hz. Ebû Bekir’in bu teklifi sükûtla karşılamasına Hz. Ömer çok gücendi ve duygularını Resûl-i Ekrem’e açtı. Allah Resûlü de yakında Hafsa’nın Osman’dan, Osman’ın da Hafsa’dan daha hayırlı biriyle evleneceğini söyledi. Sonra Resûlullah Hafsa ile evlendi Hz. Osman da Resûlullah’ın diğer kızı Ümmü Külsûm ile evlendi.
İnsan neyin kendisi, eşi, çocukları veya ailesi için daha hayırlı olduğunu bilemez. Israrla üzerine gittiği, olmasını istediği bazı kararları, kendileri için şer ve hayırsız olabilir. Bunun için Allah’tan daha hayırlısı neyse onunla karşılaştırmasını, o yönde karar vermesini istemeli, dua etmeli ve elinden geleni yaptıktan sonra da neticeye rıza göstermeli.
Bu günlerde bir çok ailenin gündemi olan okul tercihleri ve gelen sonuçlara da bu düşüncelerle yaklaşmalı…
Dün lise yerleştirme sonuçları açıklandı. Üniversiteye yerleştirme tercihleri ise devam etmekte.
Biz evvela tercihlerde bulunurken veya öncesinden sınava çalışma esnasında en iyileri tutturma gayretinde olurken daha hayırlısı hangisi onu da Rabbimizden istemeliyiz. Bunu gözardı etmemeliyiz.
Anne-baba geliyor “hocam, çocuğum yarın sınava girecek onun için bize özel dua eder misin?” diyor.
Hoca da “Allah çocuğunuza hakkında en hayırlısı neyse onu nasip eylesin” diyor. Bu kafi gelmiyor. “Hocam hani dua edecektiniz etmediniz”.
Daha iyi bilinen derecelerle ünlenen uluslararası bir okulu tutturmak için hocanın dua etmesini bekliyorlar…
En hayırlısına razı olmadığın zaman, çocuğun gider lise veya üniversitede Allah peygamber, Kur’an bilmez/tanımaz biri olarak çıkar yarın, hem kendi dünya ahiretini mahveder hem de anne-baba ve çevresine zarar veren biri çıkar...