• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Hayra sebep olan, yapan gibidir!

29 Temmuz 2021


Nusret Reşber İletişim:

Hayata çıkar ve menfaat gözüyle bakmaktan daha dar, sefih ve sefil bir düşünce olamaz. Böyle bir düşünce ne sahibine ne de içinde yaşamış olduğu topluma hiçbir fayda getiremez. Zira huzur ve mutluluğun olmadığı bir toplum ve ortamda hiç kimse tek başına huzuru yakalayamaz.

Bir taraftan dünyayı kasıp kavuran savaş ateşi varsa ve sen, “bana değmeyen yılan bin yaşasın” diyebiliyorsan bugün değilse de er geç yarın o ateş senin evini de saracaktır; o zaman istesen de o ateşi söndürmeye gücün yetmeyecek!

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (3-Al-i İmran 104).

Kurtuluş, sadece bu dünyada, kısa süreliğine (amiyane tabirle) köşeyi dönmek değildir. Hesap gününde Allah’ı razı edecek bir yaşam biçimi ortaya koymanın adıdır kurtuluş…

Bu da iyilik yoluna girmekle, insanların o yola girmelerine sebep olmakla mümkündür.

Ve iyilik yolunu bulmanın anahtarı kötülükleri bertaraf etmektir. 

Bir yerde kötülük hâkimse orada iyilik ve iyiler barınamadığı gibi hayrın yaygın olduğu ortamda da kötülük barınamaz.

Hiçbir şey yapmadan beklemekle ne kötülük gider ne de hayır yaygınlaşır. Şeytan ve askerlerinin de eli kolu bağlı değildir.

Ayette ifade edildiği gibi: “Hayra çağırıp iyiliği emreden, kötülüğe mani olan” birilerinin olması gerekir.

Yüce Allah’ın göndermiş olduğu İslam, hayrın yaygınlaşmasını ve hayata hükmetmesini esas alır. Bunun oluşması için zarar vermeden faydalı olanı sunmayı emreder.

Savaşta bile bu esastır. (Din) Tebliğ edilmeden hiçbir beldeye girilmez. 

Peygamberimizin (s.a.s) ve sahabelerinin ve İslam önderlerinin girdiği bütün savaşlarda evvela İslam dini hakkında gereken izahat yapılmış, karşı taraf reddettikten sonra savaş olmuştur.

Hayber kalesi fethedilmeden kısa bir süre önce Efendimizin şu tavsiyesi bizim sertâcımızdır. “Ey Ali, iyi bil ki, Allah Teâlâ’nın senin sayende tek bir kişiye hidayet vermesi, sana kızıl develer bahşedilmesinden çok daha hayırlıdır.”

Ki, “Kızıl develer”, o gün Araplar için en kıymetli varlıktı. Bugünün villaları, Mercedesleri Cip’leriydi.

İslam’ı bilmeden, aleyhinde ileri geri konuşanların kulağına küpe olsun.

Şu beyan karşısında kim mest olmaz ki? “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!..” (Buharî) 

İslam’ın önem verdiği hususlardan biri de “hayra anahtar” olmaktır. 

Zor şartlar altında dahi iyiliği tercih etmek; almaktan ziyade vermeyi prensip edinmeli.

Peygamberimizin şu öğretisini göz ardı etmek mümkün müdür?

“Bir hayra (sebep olan) öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır” (Tirmizî, İlim)

Mekke’nin fethi sonrası bir sabah Resululah’ın (s.a.s.) huzuruna üstü başı delik deşik olmuş, çok fakir bir topluluk geldi. Efendimizin gözleri yaşardı. Sahabelerini toplayıp biraz nasihatte bulundu. Sonra, “Ey iman edenler! Allahtan korkun! Herkes yarın için bugün ne gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.” (59-Haşr 18) ayetini okudu ve: “Herkes dinarından, dirheminden, giyeceğinden… bir şey tasadduk etsin” buyurdu.

Halk, ellerinde ne varsa getirip oraya bıraktılar. Öyle ki, iki koca yığın oluştu; Efendimizin sevinçten yüzü parladı ve şöyle buyurdu.

“Kim İslam’da iyi bir çığır açarsa açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de İslam’da (Müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.” (Riyâzu’s-Salihîn)

Bugün insanlığını yitirmiş kimi çevreler, özellikle ülkemize sığınan mülteciler konusunda, “doğru yoldan insanları nasıl alıkoyarım, ben iyilik yapamıyorum başkası da yapmasın, benim keyfim bozulmasın, isterse dünya açlıktan ölsün…” gibi çok alçakça bir düşünceyi taşıdıklarını gizleyemez duruma düşmüşler. 

“…Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar…” (4-Nisa 75) misali mültecileri sineye çekemeyip onları kovmakla tehdit edenler kadar sefih kim olabilir? 

Bu düşünceye karşı durmamak için imandan, ihsan ve vicdandan yoksun olmak gerekir. Ve vicdan sahibi olanlar iyi olmadıkça çevreleri iyi olmaz. Çevre kirli kaldıkça da iyi olanların kendilerini muhafaza etmesi imkânsız hale gelir. 

O zaman da iyi ile kötünün karman çorman olduğu bir toplumda, içindeki iyilere bakmaksızın Allah’ın helak etmesi mukadder olur.

İyisi biz, kötü yolu tercih edenlerin lakırdılarına, serzeniş ve sataşmalarına bakmaksızın kendimize çeki düzen verip yaşantımızla iyiliği kötülüğün başına balyoz gibi indirmeye bakalım. 

Peygamberimiz bir hadislerinde buyurmuşlar: “Bana zayıflarınızı arayın. Zîra sizler, zayıflarınız sebebiyle yardıma ve rızka mazhar kılınıyorsunuz.” [Ebû Dâvud, Tirmizî, Cihâd) 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23