• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
  • VAV TV CANLI YAYIN
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI
14 Ocak 2021

Fıtrata dönüş (2)

Hz. Ömer anlatıyor: “Biz öyle insanlardık ki kendi ellerimiz ile helvadan putlar yapar sonra acıkınca onları yerdik. Kız çocuklarımızı dayına gidiyoruz diye evden alır, kendi ellerimizle diri diri toprağa gömerdik!”

Örnekten de anlaşılıyor ki, puta veya başka bir nesneye tapma gereksinimi dahi fıtraten bir yaratıcıya duyulan ihtiyaç gereğidir. Ancak hakkı bulmaya engel olan çevre, insanın doğruyu bulmasına mâni olur. 

Bugün bazı çevrelerce de savunulan, kadını erkekten, erkeği kadından bağımsız görme sapkınlığı, İslam’ın gelmesiyle düzeltilen cahiliye devrinin en sapkın hastalığıydı.

Bu bakımdan “Fıtrat”, Allah’ın emrettiği iyilik üzere bulunmaktır. 

Kimi insan hilkatinin şuuruyla yaşar, kimi de ondan habersiz hayatını devam ettirir.  

Allah’ın dinine sımsıkı sarılan kimse, bozulmamış fıtrat üzeredir. Allah’ın dininden bîhaber yaşayan da fıtrattan sapmıştır. Bunun farkında olup olmamak gerçeği değiştirmez. 

Çok duyduğumuz yanlış bir kalıptır: “Filankes çok iyi bir insandır, çok temiz kalplidir; ama dindar değildir!”  

Hayır, gerçek: O kimse Allah’ın yarattığı özünden kopmuş, uzaklaşmıştır.  

Zira Allah’ın yaşamamızı istediği din, fıtratımıza uygundur; fıtraten yapmamıza hiçbir engel yoktur. 

Ve aslı itibariyle bünyemiz, çevrenin etkisinde kalmadığında karar kılacağı yön, orasıdır. 

Fakat çoğu zaman hakkı bulmaya engel olan çevre, insanın doğruyu bulmasına mâni olur. 

Örneğin putlara tapmaya yakınları tarafından zorlanan İbrahim aleyhisselamın putlara tapmayı reddedişi, sırasıyla yıldıza, aya, güneşe yönelmesi ve en sonunda, “… ‘Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım! Benim Rabbim, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tır! Ben hanîf  olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.’” (el-En’âm, 6/76-79) arayışı fıtrat gereğidir. 

Ve sonunda hakkı bulması/ haykırışı ise yaratılış kodlarını doğrulamadır.

Kur’an’da “Tağut” olarak geçen, Allah’a itaat yolundaki tüm engellerden sıyrılma fırsatı yakalayan herkes de neticede bu hakikate varır; doğru yola girer. 

Düşünün, denizde boğulma tehlikesi geçirenin, yangın, deprem, çığ gibi herhangi bir doğal afetle karşılaşanın Allah’tan başka kimseye yalvarmadığı sıkça şahit olduğumuz hakikatlerdendir. 

“Onları (deniz yolculuğunda) kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O’na has kılarak ve gönülden bağlılar olarak Allah’a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca da artık onlardan bir kısmı orta yolu tutup (istikamet üzere gitmekte, pek çokları da sapıtıvermektedir). Zaten bizim ayetlerimizi gaddar ve nankör olandan başkası inkâr etmez.” (Lokman 31/32) 

Filhakika, doğruyu söylemek veya doğru davranmak insana huzur verir, yalan söylemek, kötülük yapmak da sıkıntı verir ve insan vicdanen rahatsızlık duyar.

Misal, kasten ya da kasıtsız bir hata/günah işleyip de sonunda pişmanlık duymayan bir Allah kulu yoktur! En cani insan bile kendi nefsiyle baş başa kaldığında pişman olduğunu deklare eder. 

Evet, öze dönüş yolunda kurtuluş reçetesi, ayette de işaret buyrulan, gerek darda gerek ferahlıkta Allah’a karşı nankörlük etmeyip, ona emri doğrultusunda iman ve itaatte bulunmaktadır. 

İşte bu özü yakalayanların fıtrat kodları o zaman zifiri karanlıklarda dahi engel tanımaksızın gün yüzüne çıkar.  

Ve bu kimseler, insanların güven ve itimatlarını celbederler… 

Nitekim Hz. Peygamber aleyhisselam, tebliğ ettiği dini kabul etmeyenlerce en güvenilir kişi kabul edilmiş, kendisine emanetler bırakılmış…  

O da o emanetleri en kötü gününde (Mekke’den çıkartılırken) bile ihanet etmeyip sahiplerine teslim etmek için Ali’yi (r.a.) görevlendirmiş...  

İsteseydi, evini/barkını, tüm malını bırakıp, şerlerinden emin olmak için gizlice çıktığı hicret yolunda o emanetleri “Ben bunları hak ettim, zaten beni zorla yurdumdan çıkarttılar, malım da evim de kendilerine kalacak...” deyip alabilirdi. 

Ama almadı. Zira “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin!” diyordu Rabbi onun için… (Kalem 68/4) 

Ve O yüce şahsiyetin verdiği bu güven ile O’na düşman olanlar bilahare birer birer gelip iman ettiler… 

Bugün hepimizin temiz ve katkısız bu fıtratın verdiği terbiye ile bezenmemiz şarttır. 

Aksi takdirde kadının erkekleştiği, erkeğin kadınlaştığı ve gençliğin ne olduğu belli olmayan yozlaşmış bir toplum olmaktan kurtulamayız.

Ve dahi iyilerin yüzü suyu hürmetine gelecek olan rahmet, toplumun ekseriyetini teşkil eden kötülerin davranışlarında etki etmediğimizden (Allah muhafaza) azaba dönüşebilir.

A’raf 7/155’te buyrulan “...Şimdi içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin?...” mazereti de bizi kurtarmaz.

İyi davranışlarımızı sergileyerek kötülüğün ortadan kalkmasına katkı sunmak temennisi ile fıtrata dönük bir hayat dilerim...

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23