Bulgur kurtlu değil, kepeği de alınıyor!
Merhum Yavuz Bahadıroğlu (Niyazi Birinci) Allah rahmet eylesin, 29 Aralık 2018’de, Yeni Akit’te yayınlanan “Sultan Abdülhamid muhalifleri ve Mehmed Âkif” başlıklı yazısında şunları yazdı:
“Sultan II. Abdülhamid dönemini yaşayan dindar yazarların hemen hemen hepsi Abdülhamid muhalifidir. Kimi Batıcı, kimi Türkçü, kimi Kürtçü, kimi Sosyalist, kimi Müslüman, kimi Hıristiyan ve Yahudi aydınların ittifak ettiği tek nokta da Sultan Abdülhamid’e muhalefettir. Bu her yönden esen sert muhalefet rüzgârının en açık sebebi ise ‘istibdat’tır! Bunun dayanağı da Sultan Abdülhamid’in, Meşrutiyeti askıya alması ve seçimle belirlenen ‘Meclis-i Meb’usan’ı dağıtarak tüm dizginleri eline almasıdır.”
Süreci yaşarken haklı olanı anlamanın zorluğunu da şöyle belirtiyor Üstat:
“Her şey olup bittikten, geçmişte yaşananlar tüm sonuçlarıyla birlikte ortaya çıktıktan sonra, hüküm vermek kolaydır, ancak süreç yaşanırken sürecin sonuçlarını görmek neredeyse imkânsızdır.”
Muhaliflerin gerekçelerini de şöyle aktarmış Bahadıroğlu:
“Üstelik içeriden ve dışarıdan büyük bir maharetle yürütülen kampanyalar, algı operasyonları, yalan haberler, ‘Abdülhamid giderse Türkiye kurtulur’ inancını güçlendirmektedir. Öyle bir hava ki, Abdülhamid’e taraf olmak, baskıya, şiddette, istibdada taraf olmak, hatta ‘vatana ihanet’ etmek anlamı kazanmıştır.” Ve devamla…:
“O dönemde Sultan Abdülhamid’e muhalefet, ‘istibdada muhalefet’ ve ‘hürriyete taraf’ olma anlamı kazanmıştır. Seçim ‘istibdat’ ve ‘hürriyet’ arasındadır. Yazarlar, mütefekkirler, şairler tabii olarak ‘hürriyet’i seçmiştir.”
Yavuz Bahadıroğlu, gerçeğin, muhaliflerin dediği gibi çıkmadığını ve birçok muhalifin de pişmanlıklarını sonra itiraf etmeleriyle yazısını şöyle bitiriyor:
“Bu isimlerin çoğu İttihad ve Terakki iktidarı ve sonrasını yaşarken, gerçek “istibdat”la tanışacak,
Rıza Nur, “Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor” diyecek;
Ahmed İzzet Paşa, “Şöhret bulduğu derece zalim ve kahredici olmadı… Kimsenin hayatına, rızkına, istikbaline kastı yoktu. Saltanat zamanında işitilen isnadlar, Meşrutiyet’te hiçbir zorlukla karşılaşmadan yapılan araştırma ve soruşturmalar ile doğrulanamadı” görüşüne gelecek;
Süleyman Nazif, “Hasret olduk eski istibdâda biz” diyerek, Abdülhamid özlemini dile getirecek;
Bediüzzaman, Sultan Abdülhamid’i, “Şefkatli Sultan- Veli Sultan” diye yâd ederken,
Mehmed Âkif Ersoy, “Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş/ Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş” diyecektir.”
Evet, Abdülhamid Han’dansonra pişmanlıklarını sergileyenlerden biri de Rıza Tevfik’di.
“Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhâniyetinden İstimdat” adlı dizelerinde pişmanlığını şöyle ifade ediyor:
Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han? Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Şu nankör milletin bak günahına. Târihler ismini andığı zaman, Sana hak verecek, ey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyâsî Padişâhına. “Pâdişah hem zâlim, hem deli” dedik, İhtilâle kıyam etmeli dedik; Şeytan ne dediyse, biz “beli” dedik; Çalıştık fitnenin intibahına. Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. Sade deli değil, edepsizmişiz. Tükürdük atalar kıblegâhına.
Özellikle bu son mısralar tam da bugünlerde Tayyip Erdoğan ve Ak Parti karşıtlığında kendilerini kaybedenlerin hallerini ve varacakları noktayı açıklar vaziyette.
Hani diyorlar ya Karar yazarları, hacısından hocasına kadar ve özellikle de A.Taşgetiren, Hayrettin Karaman hocanın “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım.” mesajına cevaben:
“Evdeki bulgura razı olalım? Yooo olmayalım, o bulgur kurtlandı çünkü, böceklendi, mayası değişti...”
Aslında bulgurun kurtlandığı filan da yok. Bu bizim kabulümüz olmayan ve sözüm ona “her şeye rağmen Tayyip Erdoğan ve onun iktidarı gitsin ne olursa olsun ona razıyız…” cephesine odun taşıyanların deyimidir.
“Odun taşıyanlar” diyorum çünkü meşru ve her haliyle dimdik ayakta olan ve ondan sonra gelecek bir benzerinin de henüz şartlarının oluşmadığı bir ortamda, bütün uğraşlarıyla “Erdoğan ve iktidarını hedef alayım, zayıflatayım” derken Türkiye’yi zayıflattıklarını düşünemeden saldırıya geçenler (özellikle muhafazakârlar), adeta cehennem ateşini körüklemektedirler.
Bulgur yerine pirinç sevdalıları, iki yılı aşkındır ittifaklarının gereği getirdiklerine, getirdiklerinin de ne haltlar yediklerine baksınlar. Ve de ne getirebileceklerini de öyle hesap etsinler!
Bu ülkeye “Kanlı Darbeyle” ihanet edenleri artık imadan da ziyade açık bir şekilde savunmaktan dem vuranlar, bugün kimlerle beraber olduklarına baksınlar.
Her gün Din/Diyanete saldıranlarla, taciz, tecavüz ve terörü destekleyenlerle bir karede bulunmaktan hiç mi utanmaları olmayacaktır.
Yırtılan, hakarete uğrayan tesettür ve çarşaftan, bunu kuşananlara olan saldırı ve tahkirden kendilerinin de mesul ve sorumlu olduğunu hâlâ düşünemeyecekler mi?







