Serbest Fırka’nın Unutulmuş Tarihi

Aydın’da Adnan Menderes Müzesi’nin açılış günü oradaydım. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla kurulmuş olan müzede alıştığımız “müze soğukluğu”ndan eser yoktu. Öylesine yoktu ki, duygusal bazı enstantaneler bile eşlik edebiliyordu adımlarınıza. Başvekil Menderes’in köylü bir kadınla toprak hakkındaki konuşması müzedeki toprağa yazı olarak yansıyınca tüyleriniz ürperebiliyordu.
Derken siyah beyaz bir fotoğraf: Bembeyaz (acaba gerçekten de beyaz mıydı?) takım elbiseli 30’larının başında bir genç az önce başından çıkardığı şapkasını elinde tutuyordu. Yanında tanıdık bir sima: Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci başbakanı Ali Fethi Okyar ki o da tarihimizin mağdurlarındandır. Beraberce poz verdikleri diğer şahıslardan birisinin psikiyatrist Prof. Yankı Yazgan’ın dedesi olduğunu kendisiyle mesajlaşmamızda öğrenmiştim (web sitesinde dedesini anlattığı yazı mevcut).
Neresinden bakarsanız hüzün tütüyordu müzenin duvarına asılan fotoğraftan. Serbest Fırka’yı kurmak üzere 1930 yılında Aydın’ı ziyaret eden Fethi Okyar, görüşmeleri neticesinde Ali Adnan Menderes’i il başkanı yapacak ve yerel ara seçimdeki ciddi başarısı üzerine CHP tarafından kapatılacak olan Serbest Fırka’nın üç aylık macerası hazin bir şekilde bitecektir.
Peki, ne olmuştu Serbest Fırka macerasında? Neler yaşanmıştı? Neden o kadar tantanayla kurulmuş, yerel ara seçime girmiş ve hangi sebeplerle kapatılmıştı? Yakın tarihimizin henüz tam manası ile yazılmayan sayfalarından biri de, bilin ki Serbest Fırka’nın bu kısacık ömrünün sivrilttiği kalemiyle yazılmıştır ama kamyonlarca kumun altında kâşiflerini beklemektedir.
Peki, 1930 yazında ne olmuştu? Hızlıca hatırlayalım.
“Cumhuriyet’ten ziyade
diktatörlüğe benziyoruz”
1930 Ağustos’u Türkiye Cumhuriyeti ufuklarında bir fecr-i kâzip (yalancı şafak) gibi doğuyordu.
5 yıllık Tek Parti yönetimi üst yapı devrimleriyle övünürken, devrimlerin baş döndürücü hızı ve başarısız ekonomi politikaları yüzünden halk zor günler yaşıyor, hatta açlık tehlikesine uğrayanların haberleri basında yer bulabiliyordu. Zaten “tekâlif-i milliye” kanunu halkın elindeki mal varlığını cebren almış, malının yüzde 40’ı Milli Mücadele’ye hibe edilmişti. Buna aşarın yerine konulan ağır vergilerin yükü eklendiğinde üretici ve köylünün sırtındaki kambur iyice büyümüştü. Fethi Okyar, elinizdeki hatıralarında bu durumu Gazi’ye şöyle aktardığını yazar:
“Hariçten malî ve iktisadî vaziyetimiz pek fena görülüyor. Vergiler artırılmıştır, girişimciler ancak geçimini sağlamak ve vergisini verebilmek için çalışmaktadır. Kimsede sermaye kalmamıştır. Parasızlık, fakr u zaruret yüz göstermiştir.”
Bunun üzerine Gazi Paşa’nın teklifiyle bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirilen Fethi Bey, tarafsızlık noktasında bir tereddüt yaşar. Gazi’ye tarafsız kalıp kalamayacağından emin olmak istediğini söyler. O da tarafsız kalacağını beyan eder. Fethi Bey ısrar eder; yalnız tarafsız kalmayacak, aynı zamanda iki partiye de eşit muamele ve yardımda bulunacaktır. Gazi bunu da kabul eder, hatta kuruluş için gerekli parayı bizzat verir Fethi Bey’e. Ardından 40-50 milletvekiliyle işe başlamasının iyi olacağını, hatta kız kardeşi Makbule Hanım’ı da partisine kurucu üye yapacağını vaat eder.
Lakin işler farklı gelişir. 40-50 milletvekiliyle yönetilebilir bir muhalefet olarak tasarlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası, beklenmeyen bir performans gösterince, hele ki İzmir mitingine 50 bin kişi katılıp Fethi Bey’in önüne çıkarak “Kurtar bizi” feryatlarını basınca işin rengi aniden değişir. Yerel seçimlerde de Serbest Fırka’nın hatırı sayılır bir miktarda oy alacağı belli olunca baskılar, işkenceler, hatta halkın oy kullanma hakkına müdahaleler birbirini takip eder. Tekkelerin önlerinin süpürülmeye başlandığına, feslerin kalıplandığına vs. ilişkin malum irtica silahlarının kılıfından çıktığına da tanık olunur. Bir de ciddi bir oy alması, iktidarın alarm zillerini çaldıracak ve sonuçta kapatılması için düğmeye basılacaktır.
Liberal düşe veda
Nihayet partiyi kurmak için en yakın arkadaşını “ıstıraplı bir işe” sürükleyen Gazi, başında bulunduğu CHP’yi korumak için devreye girecek ve başta verdiği tarafsızlık sözünün tersini yaparak Serbest Fırka’yı kapatacaktır. Böylece ağustos ayında hükümetin icraatından şikâyet raporuyla süreci başlatan Fethi Bey, 17 Kasım 1930 günü fesih kararıyla bu (liberal) düşe son verecektir. İşte üç aylık demokrasi deneyiminin iç yüzünü anlatan hatıratın tarihî zemini budur.
Fethi Bey’in hatıralarında geçen Atatürk’ün bir sözü her şeyi anlatmaya yetiyor zaten: “Gerçekte bugünkü yönetim şeklimiz lafzen Cumhuriyetse de, Cumhuriyet’ten ziyade ‘dictature’e (diktatörlüğe) benzemektedir.”
Tavsiye kitap: Ali Fethi Okyar, Serbest Cumhuriyet Fırkası Nasıl Doğdu, Nasıl Feshedildi?, Ketebe Yayınları, 2019, İstanbul
Kıbrıslı Türkler Lozan’da Nasıl Hayal Kırıklığına Uğramıştı?
Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra da Kıbrıslı Türkler kendilerini Osmanlı olarak gördüler. Türk Kurtuluş Savaşı’nı da heyecanla ve bu savaşla özdeşleşerek desteklediler. (...) Anadolu’ya gidip Türk Kurtuluş Savaşı’na katılan Kıbrıslı Türkler oldu. Çeşitli kampanyalarla toplanan yardımlar Anadolu’ya ulaştırıldı.
(...) Kıbrıslı Türkler’in Lozan’a kadarki hedefi, ümidi ve beklentisi yeniden Osmanlı’ya bağlanmaktı. Bundan dolayıdır ki Lozan Antlaşması imzalanınca, yeniden Türkiye’ye bağlanma umudunu yitirerek yeni bir travma yaşadılar.
Kaynak: İsmail Bozkurt, Beştulum’dan Zirköy’e: Bir Kıbrıs Çocukluğu ve Gençliği, İş Bankası Yay., 2018, s. 224-225.







