Yemen’e girmek kolay, çıkmak ise zor!
Suudi Arabistan, Yemen konusunda Türkiye ve Pakistan’a bel bağlamış durumda. Ancak Riyad’ın beklentilerinin aksine, Türkiye ve Pakistan’ın sürece dâhil olması, Suudi Arabistan’a zafer getireceğinin garantisi yok. Aksine, Yemen’de yeni bir askerî maceraya atılmak, her iki ülke açısından da ağır siyasi ve askerî sonuçlar doğurabilir.
Türkiye ve Pakistan’ın, Suudi Arabistan’a destek vermek amacıyla Yemen bataklığına girmeye niyetli olmadıkları anlaşılıyor. İki ülkenin asker göndermek yerine teknoloji, istihbarat ve askerî teçhizat desteğiyle sınırlı bir katkıyı değerlendirmesi, meselenin hassasiyetini ortaya koyuyor.
Üstelik Mekke Anlaşması’nın ilgili ülkelerin parlamentolarında onaylanarak resmiyet kazanmadığı bir ortamda, Türkiye ve Pakistan’dan doğrudan askerî sorumluluk üstlenmeleri halinde hem hukuki hem siyasi hem de toplumsal sonuçları olur.
Kaldı ki Türkiye ve Pakistan’ın hava saldırılarına destek vermesi bile Yemen’deki dengeleri değiştirmeye yetmeyebilir. Nitekim ABD, İngiltere ve Siyonist İsrail, Yemen’deki Ensarullah mevzileri ve karargâhlarını defalarca en şiddetli bir şekilde havadan bombaladıkları halde sonuç alamadılar.
Hava harekâtları, tek başına siyasi ve askerî hedeflere ulaşmayı sağlamadığı defalarca görüldü.
*
Pakistan Sokakta, Türkiye İse Temkinli
Pakistan’da Yemen’e asker gönderilmesi ihtimaline karşı geniş katılımlı mitingler ve yürüyüşler düzenlenirken, Türkiye’de de Yemen’e asker gönderilmesine karşı çıkan önemli bir kesim var. Bunun tarihî, siyasi ve insani nedenleri bulunuyor.
Türk milleti, Yemen’in ne anlama geldiğini tarihinden biliyor. Osmanlı döneminde Yemen’de yaşanan ağır kayıplar, Anadolu’nun hafızasında derin izler bıraktı. Yemen’e giden nice asker geri dönemedi; geride gözü yaşlı anneler, eşler ve çocuklar kaldı.
Anadolu’da hâlâ yankılanan Yemen ağıtları, bu acının kuşaktan kuşağa aktarılan hatırasıdır. “Giden gelmiyor, acep ne iştir?” diye soran türküler, yalnızca geçmişin hüznünü değil, savaşların geride bıraktığı büyük insani yıkımı da anlatır.
Bu nedenle Yemen meselesine yaklaşırken tarihî hafızamızı göz ardı edemeyiz. Türkiye, aynı acıların yeniden yaşanmasına yol açabilecek bir askerî maceraya karşı son derece dikkatli davranmak zorundadır.
Çünkü, Yemen’e girmek kolay, çıkmak ise zordur.
*
Suudi Arabistan’ın Güvenliği Türk Askerinin Görevi mi?
Asıl soru şu: Amerika’nın işbirlikçisi Suudi Arabistan’ın saraylarını, krallarını ve siyasi düzenini korumak Türk veya Pakistan ordularının görevi midir?
Kaldı ki, savaşı başlatan Ensarullah yani Husiler değil, S. Arabistan’dır. Hedefi ise Yemen de kendi emrinde bir kukla yönetimi işbaşına getirmektir.
Elbette Türkiye, her şeye rağmen Suudi Arabistan’la ilişkilerini geliştirebilir, bölgesel güvenlik alanında iş birliği yapabilir ve gerektiğinde diplomatik girişimlerle katkı sağlayabilir. Ancak bu, Türkiye’nin başka ülkelerin bölgesel hesapları uğruna kendi askerlerini uzun ve belirsiz bir savaşın içine sürüklemesi gerektiği anlamına gelmez.
Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabetin mezhepsel, siyasi ve stratejik boyutları bulunuyor. Ancak Türkiye, iki ülke arasındaki güç mücadelesinin tarafı hâline gelmek yerine, çatışmayı sona erdirmeye çalışan bağımsız bir politika izlemelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, yeni düşmanlıklar edinmek değil; bölgesel sorunların çözümünde güvenilir bir aktör olmayı sürdürmektir.







