Filistin sorunu yok, İsrail veya Siyonizm sorunu var
“Filistin meselesi” veya “Filistin sorunu” demek yanlıştır. Bu aslında Siyonist argümanların dilimize nasıl sirayet ettiğini gösteriyor. Filistin sorunu yoktur, Siyonizm sorunu vardır. Daha genelde İsrail sorunu vardır. Çünkü sorun çıkaran taraf Filistin değildir.
Filistinliler kendi topraklarında yaşarken yabancı bir güruh getirildi ve topraklarını işgal etti. Filistinliler özgürce yaşamak istiyor sadece. İşte onların bu en tabii talebini ifade etmesi Siyonizm tarafından sorun olarak algılanmakta ve algılatılmakta ve bütün dünyaya bu şekilde paketlenmektedir.
Edward Said’in Türkçeye Alev Alatlı tarafından tercüme edilen kitabının adı hatırlarsanız Filistin’in Sorunu’dur, Filistin Sorunu değil. Ne yazık ki son Türkçe baskısında acar editörler ismini Filistin Sorunu yapmıştır. Ama biz sorunun işgal ve Siyonizm sorunu, hatta bir soykırım sorunu olduğunu söyleyeceğiz.
İsrailli profesör Ilan Pappe İsrail için “işgal devleti” teriminin dahi yetersiz olduğunu söyler, çünkü işgal geçici bir durumdur. Hâlbuki İsrail’de bir sömürgeleştirme faaliyeti yürütüldüğünü, uzun vadede burada hiçbir Filistinlinin yaşayamayacağı bir ortamın oluşturulmasının amaçladığını ifade ediyor.
Peki, İsrail’in yaklaşımı hangi motivasyonlara dayanıyor ve nasıl bir pozisyon alıyor?
Çocuklarına okullarda öğrettikleri şey, son Filistinli buradan gidene veya öldürülene kadar mücadeleye devam edileceği ve büyük İsrail’in kurulacağı idealidir. İsrail’in etrafındaki ülkelerin nasıl birer birer diz çöktürüldüğüne bakarsanız (Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan gibi) bu idealin gerçekleşme yolunda olduğunu görürsünüz. Fakat biz geleceği fütüroglara bırakalım, geçmişi konuşalım.
11 Aralık 1917 günü Kudüs için kritik bir tarihtir. Hatta Kudüs için kıyametin koptuğu gün diyebiliriz. 9 Aralık’ta Kudüs teslim olmuştu. 11 Aralık’ta ise General Edmund Allenby Kudüs’ün ele geçirildiğini ve sıkıyönetimin başladığını ilan etmişti. Aradan geçen 109 yıl içinde yüzde 10 olan Yahudi nüfusu çoğunluğa geçmiş durumda. O zaman ülkede %90 nüfusa sahip olan Filistinliler ise azınlık durumunda olup azınlık haklarından dahi yararlanamamakta. Bugün Filistin topraklarında yaşanan durum tam bir etnik temizliğe dönüşmüş durumda.
Yüz yıl önceki garabeti bize en iyi formüle eden kişi romancı Arthur Koestler’dir. Bir kitabında şunları söyler: “Bir millet ikinci millete üçüncü bir milletin toprağını vadetti; fakat bu üçüncü milletin de bir devleti vardı.” Birinci millet kim? İngilizler. İkinci millet kim? Yahudiler. Üçüncü millet kim? Filistinliler. Yani İngilizler, Yahudilere Filistinlilerin toprağını vadetti. Bu topraklar da 1917 yılının 11 Kasım’ına kadar Filistinlilerin değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağıydı. Daha orayı alamamış, Gazze bile henüz Osmanlı’da. İngilizler Balfour Deklarasyonuyla diyor ki Yahudilere: ‘Bana yardım ederseniz size oradan toprak vadediyorum.’
Bunu neden söylemek ihtiyacını duydular? Çünkü İngilizler savaşı kaybetmek üzereydi. Maddi açıdan bitmişlerdi. Çanakkale’yi geçemeyip savaş uzadığı için ekonomik vaziyetleri iyi değildi. Biz Irak cephesindeki Kutül Amare gibi bir zaferi 1917 Nisan’ında kazandık. Bir ay önce Filistin cephesinde 1. Gazze Muharebesini kazandık, aynı yılın Nisan sonlarında 2. Gazze muharebesini kazandık. Gördüğünüz gibi çataçat mücadele ediyoruz İngilizlerle.
Gelgelelim; 3. Gazze Muharebesi öncesinde Balfour Deklarasyonu çıkageldi. Bu neye sebep oldu? Yahudi bankerler ve istihbaratçıların siyasi çevrelerine mesaj verildi. Denildi ki: ‘Bize destek olun. Size toprak vadedelim. Burayı alırsak size bir vatan (Jewish home) vereceğiz, siz de bize kesenin ağzını açın. Ayrıca istihbarat desteği sağlayın. Birçok yerli Yahudi istihbarat ajanı olarak çalıştı.
Balfour Deklarasyonu bir alçaklık vesikasıdır. Sahip olmadığı bir ülkenin toprağını bir başka halka vaat ediyor ve şöyle bir kaçamak açıklama yapıyor: ‘Yahudi olmayanların da hakkı korunacaktır.’ Bu cümleden şunu anlıyorsunuz: Sanki Yahudiler Filistin’in çok büyük bir kesimini oluşturuyor, Yahudi olmayanlar da onun içinde bir azınlık. Oysa Yahudi olmayanlar derken Filistin’in yüzde doksanı kastediliyor. Yüzde doksanın da hakkı korunacaktır gibi yuvarlak bir ifade kullanılıyor; bildiğimiz gibi Filistinli çoğunluğun hakkı asla korunmadı.
Özetle İngilizlerin işgali İsrail’in kurulması için ilk adım oldu. 1917-47 yıllarında Yahudiler bankalar kurdular, üniversiteler açtılar, kooperatifler eliyle örgütlendiler. Naziler de Avrupa’da katliam yaparak onlara meşruiyet zemini sağladı.
Müslümanlar Peygamber Efendimiz (sav) dönemindeki birkaç münafıklık olayı dışında Yahudiler ile ciddi bir problem yaşamadı, hatta Romalılar Yahudileri Kudüs’ten kovduktan sonra onların tekrar Kudüs’e dönmesini sağlayan Hazreti Ömer’dir. Yahudiler İspanya’dan Müslümanlarla birlikte zorla Hıristiyan olmaya veya gitmeye zorlanınca sığınma taleplerini Osmanlı Devleti kabul etmişti. Nerede bir Müslüman diyarı varsa Yahudiler orada yaşamayı tercih ettiler ama Avrupa ülkelerinde hep sıkıntı yaşadılar.
Şunu net olarak ortaya koyalım:
Yahudi sorunu, İslam’ın sorunu değildir. İslam Yahudilere yeryüzünde yaşadıkları en rahat dönemleri sağlayan din olduğu halde İsrail sorununun bedelini neden Müslümanlar ödüyor? Toplama kamplarında Yahudileri öldürenler Müslümanlar değil, Almanlardı. Polonya’da öldürülen Yahudileri Stalin katlettirdi. Kaç yüz bin Yahudinin Stalin tarafından öldürüldüğünü kaynaklar ortaya koyuyor.
Oysa bizim topraklarımızda böyle bir katliam yok. İstanbul’da hâlâ Yahudiler var, bundan yüzyıl önce daha çok vardı. İlk iki İsrail devlet başkanı İstanbul Hukuk Fakültesi mezunudur. İslam devletleri Yahudilere en rahat yaşayama imkânını vermesine rağmen neden Filistinliler ve Müslümanlar Avrupa’nın sorunu olan Yahudi sorununun ve bu sorundan kaynaklanan Yahudi katliamlarının bedelini ödüyor? Bu tarihin en büyük bir haksızlıklarından biridir. Çünkü “Yahudi sorunu” zamanla “Filistin sorunu” haline getirilmiştir Siyonist lobi tarafından.
Yalnız Gazze’dekiler değil, topyekun Filistin halkı soykırımcı bir çetenin çizmesi altında inletilmektedir. Hatta sadece Filistin değil, bütün İslam âlemi aynı baskı altında yaşamakta. Şu anda Türkiye başta olmak üzere Yemen, Pakistan, İran gibi birkaç İslam ülkesi sesini çıkarabilmektedir.
Dolayısıyla bugünkü sorunun perde arkasına baktığımızda Filistin’in sorununun bir İngiliz-Siyonist işgali olduğunu ve İngilizlerin, 2. Dünya Savaşından sonra yavruları İsrail’i ABD’ye emanet ettiklerini ve ondan sonra İsrail’in ABD’nin eliyle korunduğunu görüyoruz.
İngilizler eliyle başlayan süreç 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’ye devredildi. Görünen o ki İsrail, ABD ile birlikte hedefine ulaşıncaya kadar terörüne devam edecektir. Amerikan egemenliğinin bitişi İsrail’in bitişi olacak mıdır yoksa şimdiden Çin’i mi parsellemeye soyunmuştur?
Onu da ehline soralım.







