--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mazlumun kimliği zalimin kimliğini meşrulaştırmaz

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
0

Dünyanın nice yerinde zulüm ve dışlanmaya maruz kalan Yahudilere Osmanlı topraklarında sığınak ve huzur sunulmuştu. Bu tarihî tecrübe, bugün bütün insanlık için ağır bir ahlâkî sorumluluğu hatırlatıyor: Mazluma merhamet etmek, zulme rıza göstermek değildir.

Ne var ki dün mazlum olan bir topluluğun içinden bugün zulmedenlerin çıkması, mazlumiyetin kimseye ebedî bir masumiyet imtiyazı vermediğini gösterir. Zulüm, kimden gelirse gelsin zulümdür; mazlumun kimliği de zalimin kimliğini meşrulaştırmaz.

Merhamet maraz doğurmasın diye adaletle beraber yürümelidir. Çünkü merhamet adaletten koparsa zaafa, adalet merhametten koparsa zulme dönüşebilir.

Bizim dünyaya borcumuz, bir kavme değil insanlığa yaptığımız iyilikleri hatırlatmak değil; insanlığın hukukunu yeniden ayağa kaldıracak bir adalet ahlâkını yaşatmaktır. Dün mazluma kapı açan medeniyetin bugün de zulme karşı vicdanın kapısını açık tutması gerekir.

Gazze’de çocukların üzerine bombalar yağarken, anneler evlatlarını enkazların arasından çıkarırken, hastaneler ölümün ve çaresizliğin mekânına dönüşürken; insanlık, bütün bunları ekranlardan seyretmekle yetindi.

Kimi konuştu, kimi kınadı, kimi endişesini bildirdi; fakat zulmün önüne geçecek kadar kararlı, hakikatin yanında duracak kadar cesur olmadı.

Gazze’de yalnızca insanlar öldürülmedi; insanlığın vicdanı da sınandı.

Ve ne yazık ki bu sınavda nice devletler, nice kurumlar, nice siyasetçiler ve nice sözde insan hakları savunucuları sınıfta kaldı.

Çünkü mesele artık yalnızca Gazze değildir.

Mesele, bir insanın başka bir insanın acısı karşısında ne kadar insan kalabildiğidir.

Bir çocuğun öldürülmesi karşısında susan vicdan, sınırların arkasında değildir; zulmün hemen yanı başındadır. Bir annenin feryadını duyduğu hâlde harekete geçmeyen dünya, yalnızca seyirci değildir; seyir hâlindeki zulmün sessiz ortağıdır.

Bugün Gazze, insanlığın önüne tutulmuş bir aynadır.

O aynada herkes kendi yüzünü görecektir:

Kiminin cesaretini, kiminin korkusunu; kiminin adaletini, kiminin çıkarını; kiminin merhametini, kiminin suskunluğunu…

Tarih, bombaların sesini bir gün susturacaktır; fakat mazlumun ahını ve zalime karşı susanların sessizliğini unutmayacaktır.

Zira zulüm yalnızca zalimin eliyle büyümez.


Bazen seyreden gözlerin sessizliği, susan dillerin korkaklığı ve güçlülerin menfaat hesabı da zulmün ömrünü uzatır.

Gazze bize bir kez daha öğretti ki medeniyet, gökdelenlerin yüksekliğiyle değil, mazlumun yanında durabilme iradesiyle ölçülür. İnsan hakları, yalnızca güçlülerin işine geldiğinde hatırlanan bir kavram değildir. Adalet, dostuna başka, düşmanına başka uygulanan bir ölçü değildir. Vicdanın milliyeti, dini, dili ve coğrafyası olmaz.

Bugün Gazze yanarken dünyanın vicdanı susuyorsa, yarın aynı dünya kendi çocuklarının acısını anlatacak bir vicdan bulmakta zorlanabilir.

Çünkü zulüm bir yerde meşrulaştırılırsa, adalet her yerde yara alır.

Bir çocuğun ölümü normalleştirilirse, insanlığın ölümü de sıradanlaşır.

Gazze, dünyanın vicdanına sorulmuş ağır bir sorudur:

“Bir mazlumun çığlığı size ulaşınca, insanlığınız ne yapacak?”

Dünya bu soruya henüz hakkıyla cevap veremedi.

Ve tarih, bu suskunluğu unutmayacak.


Çünkü bazı imtihanlarda yanlış cevap vermek değil, hiç cevap vermemek de bir cevaptır.

Gazze’nin acısı karşısında susmak, yalnızca bir zulme sessiz kalmak değil; insanlığın vicdanına emanet edilmiş sorumluluktan geri çekilmektir.

Kanla beslenen, merhameti çiğneyen ve mazlumların hayatı üzerinden güç devşiren zulüm düzenleri karşısında Filistin’i ve Gazze’yi sahiplenmek; bir tarafgirlik değil, insanlığın ortak vicdanına sahip çıkmaktır.

Çünkü Gazze’de katledilen yalnızca insanlar değildir; orada adalet, merhamet, hukuk, vicdan ve insanlık onuru da hedef alınmaktadır. Bir çocuğun enkaz altında kalan bedeni, bütün insanlığın imtihanıdır. Bir annenin feryadı, sınırları aşan bir vicdan çağrısıdır. Bir mazlumun kanı, seyreden herkesin üzerine ağır bir sorumluluk bırakır.

Bu sebeple Filistin’in yanında durmak; yalnızca Filistinlilerin hakkını savunmak değil, zulmün karşısında hakkın, katliamın karşısında hayatın, barbarlığın karşısında merhametin ve güçlünün hukukunun karşısında adaletin safında durmaktır.

Bugün Gazze’ye sahip çıkmak, yarın insanlığın hangi tarafta hatırlanacağını belirleyecek bir vicdan meselesidir. Zira tarih, zalimlerin gücünü değil; zulüm karşısında insanlığını kaybetmeyenlerin şahitliğini kaydeder. Rabbimiz uyarıyor:

“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (Hud Sûresi/ 113)

Filistin’i savunmak, insanlığın haysiyetini savunmaktır. Gazze’nin çocuklarına sahip çıkmak, kendi çocuklarımızın yaşayacağı dünyanın vicdanını korumaktır. Zulme itiraz etmek ise insan olduğumuzu sözle değil, sorumlulukla tescillemektir.

Çünkü bazı zamanlarda susmak tarafsızlık değil, zulme verilmiş sessiz bir destektir. Bazı zamanlarda konuşmak ise yalnızca söz söylemek değil, insanlığın safını belli etmektir. Güçleri yettiği halde Gazze’nin, Filistin’in, Mescidi Aksa’nın ve mübarek çevresinin kurtuluşu için harekete geçmeyenler, Gazze’deki katillerin ortaklarından sayılırlar. Bu, böyle biline!..

 

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle