--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mehmed Âkif, Hilafetin kaldırılmasından 4 ay sonra “Âsım manifestosu”nu yazmıştı

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
11

Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışından üç yıl önce dünyaya gelen cumhuriyetin 13. yılında vefat eden Mehmed Âkif kendisini bir değil, iki defa doğurmuş fanilerdendir. Bir başka deyişle milletine bir değil, iki şaheser armağan etmişlerden. 

Doğumlardan ilki, 1921 Mart’ının 12’sinde Büyük Millet Meclisi üyelerinin hararetli alkışları arasında kabul edilen İstiklal Marşı’mızdır ki, her okuyuşta bizi yeniden Milli Mücadele’nin o gazâ kokan atmosferine sokmayı başarır ve nasıl “Korkma!” hitabıyla Yunan çizmelerinin Eskişehir’e ilerlemekte olduğu karanlık atmosferde ordumuza olsun halkımıza olsun taze bir kan pompalamışsa bizim de dünyanın seküler çekici altında örselenmiş olan ruhumuza ümit, aşk ve kutsal direniş tohumlarını aşılama maharetini gösterir. 

Lakin bir tek bu şiiri bile şairini ebedileştirmeye kâfiyken, Âkif bize ikinci şaheserini akıl almaz bir tevazu içinde takdim eder. “Çanakkale Şehitlerine” diye bilinen, bu adeta bir milletin bütün ses ve söz kudretini toplayıp enginlere haykırarak Akif’e duyurmuş ve yazdırmış olduğu şiir ve sanat abidesi, aslında müstakil bir eser olmayıp Safahat’ın Âsım adlı 6. kitabının bir parçasını teşkil eder.

Kitap olarak Hilafetin kaldırılmasından dört ay sonra sahneye çıkan Âsım kitabı esasen manzum bir romandır ama edebiyatımızda benzeri bulunmayan türde bir ideali işleyen fikir romanıdır. 

Eser, içeriden ve dışarıdan yok oluş badiresine doğru sürüklenen Osmanlı cihan devletinin Müslüman tebasının neredeyse bütün ümitlerini kaybettiği kritik bir anda yeniden nasıl olup da dirilme azmi göstereceğinin çarpıcı ipuçlarını düşürür önümüze. Bununla da kalmaz, geleceğin kapısını zarifçe tıklatarak diriliş ateşinin anlık bir patlama olarak yaşanıp yeniden küllenmemesi için onun nasıl kalıcı hale getirileceğinin ipuçlarını düşürür karanlık yolumuza. Daha doğrusu bir ‘yol haritası’ çıkarmaya soyunur. Ta ki yolumuzu bir daha kaybetmeyelim.  

Eğitimin Çanakkale’si

Çanakkale’de, Akif’in “Âsım’ın Nesli” adını verdiği vatan evlatlarının kanlarıyla yazdıkları muhteşem destanı, Gelibolu’dan binlerce kilometre uzakta ama adeta şehidlerin ruhlarıyla birer birer görüşerek, tabii mürekkeple ama gözyaşlarıyla da ak kâğıdın damarlarına enfes bir sülüs kitabe gibi kazımış bulunuyor şairimiz. Merhuma sadece bu iki şiiri bize emanet ettiği için ne kadar rahmet okusak azdır.

Lakin “-Çanakkale Şehitlerine-” şiirinin önü ve arkasını, efrad ve ağyarını, içinde yer aldığı hikayeyi iyice inceleyip tanıdığımızda aslında Âkif’in sadece bir medhiye veya şehidlere bir mersiye (ağıt) kaleme almadığını, lirizm ile fikri ateşten yabalarla harmanlayan şiirin, Çanakkaleler bir daha yaşanmasın, onbinlerce evladımız bir daha ömürlerinin baharında kara toprağa kırgınlar gibi düşmesin diye, yani kalıcı bir kurtuluş reçetesi geliştirmek maksadıyla yazdığını fark ederiz.

Çağları altüst eden ve bitkisel hayata girmişçesine donup kalmış, ‘dalgın’ ve bezgin bir millete yeniden yaşama aşkı ve ümidi aşılayan Çanakkale’deki direniş pek çok yönden işlenmiştir ama beklenmedik bir ilhamla Âkif’in dünyasında bir gelecek vizyonu mahiyetini kazanacak, ona eğitimin vazgeçilmezliğini hatırlatacak ve Allah’ın benzersiz bir nasîbesi olarak Çanakkale muharebelerinde devirleri birbirine katan “Âsım’ın Nesli”ni bu defa “Eğitimin Çanakkale’si”ni kazanmak uğruna seferber edecektir. 

Bir başka deyişle Âkif, Çanakkale destanından bir eğitim seferberliğine çıkma fikrini tefekkür örsünde dövecek, ülkenin geleceğinin kendisine ve aslî değerlerine inanan, imanlı ve ahlaklı, çalışkan ama aynı zamanda kafasını arada ‘kanal’ yaparak modern bilgiyi Garptan bu topraklara getirmeye amade bir eğitim ordusunun elinde şekilleneceği inancıyla Anadolu’nun ve İslam âleminin evladlarına itinayla yoğurduğu mesajını emanet edecektir. 

Çanakkale zaferini, İstiklal Savaşı’nı kazanan bu görkemli nesil, şimdi yeni bir göreve talip olmalıydı. Onlar bilginin, eğitimin, cehaletle ve fakirlikle savaşın Çanakkale’sini başaracaktı şimdi. Ancak bu başarılırsa Çanakkale gerçekten ve nihai olarak kazanılmış olacaktı. Genç nesli ‘gök ekini biçer’ gibi biçen kırgının bir daha yaşanmaması için “bu Çanakkale”nin kazanılması olmazsa olmaz şarttır.

Şiire gömülen feryad

Gerçi Asım’ın piyasaya sunulduğu 1924 Temmuz’u bu derin çağrının duyulması için uygun bir zaman değildir ama Akif ülkesinde basılan son eserini –Safahat’ın 7. Kitabı olan Gölgeler’i Mısır’da bastırmak zorunda kalmıştır- daha doğrusu feryadını bin parçaya bölüp eserinin sayfaları arasına gözyaşlarıyla sulayarak emanet etmiştir. Ümidi şudur ki, birileri zamanı gelince bu mesajı bulup okuyacak ve feryadına, daha doğrusu davetine koşacaktır. 

Lakin Asım’ın Nesli için hakikaten ümitsiz olunacak bir zamanda basılmıştır eser. Sessizlikle karşılanması bu yüzdendir. Ancak devirler değişecek, gün gelip devran dönecek, nihayet feryadını duyacak gürbüz bir nesil yetişecek, işte onlar Akif’e ve idealine sahip çıkacak ve Asım’laşabilmek için seferber olacaklardır. 

Böylesine bir kutlu şafağa intizardayız dostlar. Akif’in beklediği şafak ama aynı zamanda aziz şehidlerimize “boşuna yaşamadık, boşuna savaşmadık ve boşuna ölmedik” dedirtecek altın bir şafaktır bu. 

 

Mustafa Armağan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle