Ankara’da düzenlenen bir İstanbul Sempozyumundan notlar
Ankara’da düzenlenen bir İstanbul Sempozyumundan notlar
MUSTAFA ARMAĞAN
Benim de davetli bulunduğum Türk Tarih Kurumu tarafından 3 Ekim 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen İstanbul Sempozyumu’nun açılışı renkli anlara sahne olmuştu. O gün tuttuğum notları üzerinden 17 yıl geçtikten sonra tarihe kaydetmek sizi bilmem ama benim için önemli. Yitip gitmemeli bu güzel hatıralar. İşte o günden defterime düşen satırları aşağıda sizinle paylaşıyorum.
•
The City in History (Tarihte Şehir) adlı kitabın yazarı Amerikalı filozof Lewis Mumford şöyle yazmıştır: “İnsanlar inşa ettikleri şehirlere biyografilerini yazarlar.”
Şehirler o şehirleri yapan, yaşayan ve yazanların suretlerini taşıyan devasa birer aynadır.
O Ekim sabahı 2018 yılında kaybettiğimiz sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice tekerlekli sandalye ile salona getirildi. Meğer yakında geçirdiği bir kaza sonucu ayağı kırılmış. Yanında eşi Kâmuran Hanım vardı (saat: 10.45’te salona girdiler). Çıkışta sergiyi gezerken Semavi hocayla selamlaştık. “Artık sen de İstanbul tarihçilerinden oldun” diyerek iltifat etti.
Prof. Dr. Bahattin Yediyıldız da bir konuşma yaptı. İki cümlesini aktarayım sadece:
“Osmanlı zamanında İstanbul hayrat sitelerinden oluşan bir iyilikler şehridir. İstanbul’da hukuk vardı.”
Bahattin Yediyıldız, İngiliz oryantalisti Bernard Lewis’in Jews of Islam (İslamın Yahudileri) adlı kitabından bir alıntı yaptı ve padişahın Bosna’ya gönderdiği bir fermanı okudu:
“Her komşu öbürünün hukukunu korumalıdır.”
Ayrıca “Bizde zimmî/zimmet kavramları vardı” dedi ve açıkladı. Kaydettiğim bir sözü de şuydu:
“Osmanlı bir hukuk devletiydi.”
2016 yılında rahmetli olan Prof. Dr. Halil İnalcık hoca 93 yaşında olmasına rağmen ayakta uzunca bir konferans verdi: Başlangıç sözlerinden biri şuydu:
“Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u yeniden kurmuştur.”
Merhum İnalcık hocanın bazı cümlelerini şöyle tespit ettim:
“Hatırlıyorum, talebeliğimizde bu salonda Prof. Afet İnan ders veriyordu. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin ilk dersiydi. Atatürk de orada (sahnenin tam karşısını işaret etti) oturuyordu.” (1936 yılında olmalı ama kendisi ‘1940’ dedi hataen; tabii o tarihte Atatürk çoktan ölmüştü).
“1204 yılından 1261 yılına kadar 57 yıl süren Latin işgali İstanbul’a büyük bir darbe vurmuştur.”
“İstanbul, fetihten önce vücudu olmayan bir baş gibiydi. Şehirde ekonomi Latinlerin eline geçmişti.”
“İstanbul’u fetihten sonra biz yaptık. Ölü, harap bir şehirden bir Türk-İslam şehri çıkardık.”
“1455 tahririnde (sayımında) şehirde nasıl büyük bir yağma yaşandığını görüyoruz. Evler, kiliseler boştur, terk edilmiştir.”
“Ayasofya’nın açılışında cami yapılan kiliseyi dolduran gaziler gözyaşları döküyor namaz kılarken. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u payitaht ilan ediyor.”
Yukarıdaki sözleri sarf ettiği sırada Halil hocanın sesi titredi, ağlamaklı oldu, bir müddet mecburen sükût etti. Konuşması sırasında kendisinden o kadar geçmişti ki, adeta o günleri yaşıyor gibiydi; muhtemelen fetih gazileri gözünün önüne gelmişti.
Şu cümlelerini de kaydetmişim defterime:
“Osmanlı Devleti farklı kişi ve cemaatleri bir ‘himaye şemsiyesi’ altında yönetmiştir.”
“İslam-Türk şehri iki ayrı bölgeden oluşurdu: 1) İslam mahalleleri ile Yahudi ve Hıristiyan mahalleleri, 2) Pazar yeri (çarşı).”
“İstanbul bedesten etrafında teşekkül etmiştir. İçerisinde 1,000 dükkân vardı.”
“Kapalıçarşı’nın üstü başlangıçta açıktı, sonradan kapatıldı.”
“Ayasofya Camii için özel bir mimar tahsis edilmişti.”
Bu söz kırıntılarını kaydetmişim defterime.
Tabii öğleden sonra rahmetli Haluk Dursun hoca, Beşir Ayvazoğlu ve İskender Pala beyler ile benim katıldığım İstanbul edebiyatı ve İstanbul kadın tarihi üzerine bir söyleşi gerçekleştiğini sözlerime eklemem lazım.
Güzel bir Ankara günüydü.
İstanbul kokuyordu çünkü. İstanbul, yani Osmanlı…
Halil İnalcık, Semavi Eyice ve Haluk Dursun hocalara rahmet olsun.