• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

“Küçük Amerika olacağız” sözünü ilk kim söyledi?

30 Ağustos 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

“Küçük Amerika olacağız” sözünü ilk kim söyledi?

Mustafa Armağan

Efsaneler yedi canlıdır, derler. Kolay kolay ölmez. Bir kere dillere peleseng oldu mu, silmek veya değiştirmek kimsenin harcı değildir.

Bu efsanelerden biri de “Küçük Amerika olacağız” sözünü Adnan Menderes’in söylediğidir. Dolayısıyla Menderes’in Amerikancılığına taş gibi bir delil, öyle değil mi?

Söylene söylene ağızlardaki sakız Menderes’in hatırasına yapışıp kaldı. 

Halbuki sözün Menderes ile alakası yoktu. 

Söyleyen CHP’nin Başbakan Yardımcısı, 12 Mart’tan sonra bir süre Başbakan olan ve 12 Eylül darbesinden iki ay önce uğradığı suikastla hayatını kaybeden Prof. Nihat Erim’dir. Üstelik söylendiği yıl da henüz CHP’nin iktidarda olduğu 1949’dur, yani Demokrat Parti’nin iktidara gelmesine daha altı aya yakın bir süre vardır.


Bu iddiamızın delillerini aşağıda bulacaksınız.

29 Aralık 1949 tarihli Anadolu gazetesi Nuhat Erim’in sözünü başlığa şöyle çıkarmış:

“20 yıl sonra Türkiye bir Amerika olacak.”

20 yıl sonra dediği 1969’dur ama o tarihte Adalet Partisi iktidardadır.


Türkiye, Amerikan hegemonyasına 1945’ten itibaren İsmet İnönü marifetiyle girmiştir.

Cumhuriyet gazetesi ise bu sözü Başbakan Yardımcısı Nihat Erim’in 20 Eylül 1949’da, yani iki ay kadar evvel de söylediğini beyan etmiş, daha doğrusu o zaman Amerikancılığın şampiyonu olduğu için müjdelemiş okurlarına. 

Şunu yazmış Nihat Erim’in fotoğrafının altına:

“Başbakan Yardımcısına göre, Türkiye yakın gelecekte küçük bir Amerika olacak.”

Bu sözlerin gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlandığı günlerde daha Adnan Menderes’in başbakanlığı bile ihtimallerin en düşüğüydü. Zira Demokrat Parti’nin planına göre Cumhurbaşkanı Fevzi Çakmak olacak, Celal Bayar ise 1937-38’in devamı olarak Başbakanlığı üstlenecekti. 

Lakin seçime bir ay kala Fevzi Çakmak vefat edince plan altüst olmuş ve Bayar’ın ismi Cumhurbaşkanlığı seçiminde geçince başbakanın kim olacağı konuşulmaya başlamıştı ama o çok sonraki bir meseleydi. 1949 Eylülünde daha bu meselelerin konuşulmasına çok zaman vardı. Son bir örnek olarak Vatan gazetesinin kupürüne verelim. O da 20 Eylül 1949 tarihli. Haberin başlığı şöyle atılmış:


“Türkiye küçük bir Amerika olacaktır.”

Altta Başbakan Yardımcısı Nihat Erim’in bu sözü İzmit’te söylediği yazmakta. 

Demek ki Türkiye’yi Küçük Amerika yapma işini CHP 1949’da fırına vermiş, kazandığı takdirde bu yolda ilerleyeceğini beyan etmiş açıkça.

Şu da var ki Demokrat Parti CHP’nin bu programına sadık kalarak yoluna devam etmiş ve nitekim 1957 yılında, ilk söylenişinden 8 yıl sonra yani, Cumhurbaşkanı Celal Bayar Taksim meydanında yapılan mitingde şöyle demiştir:

“30 yıl sonra Türkiye küçük bir Amerika olacaktır.”

21 Ekim 1957 tarihli Cumhuriyet gazetesine yansıyan bu söze göre Türkiye’nin küçük Amerika olma ideali 1987’ye, yani Turgut Özal zamanına ertelenmiş görünüyor. 

Bu kervan böyle yürüyüp gitti. 

Türkiye küçük Amerika oldu mu olmadı mı/ Siz karar verin. 

Ama bu sözün Menderes ile bir alakasının olmadığını bilin, bir de ilk söyleyenin CHP’nin Başbakan yardımcısı Nihat Erim olduğunu unutmayın.

Efsaneler dayanıklıdır ama arada onların paslarını almak da bizim borcumuz.

 

Adnan Menderes: “Ecdat yadigârı eserleri harap bırakmayacağım”

Bu, Edirne’ye beşinci gelişim oluyor galiba. Birincisinde Adnan Menderes’le gelmiştim. Seçimlerin birinde olacak, Selimiye’yi gördü. “Camilerin hepsini onartıyorum.” demişti. “Bu ata yadigârı büyük eserleri böyle harap, böyle yıkık bırakmayacağım.” Öylesine alkışlanmıştı ki, bir fabrika vaat etse, üstü başı dökülen işsiz kalabalık bu kadar alkışlamazdı. Sözünde durdu Menderes, sadece Selimiye’yi değil, Türkiye’nin anıt niteliğinde hemen hemen bütün camilerini yeniden onarttı.

(Mehmet Kemal, Sol Kavgası, İstanbul, 1975, May Yayınları, s. 262.)

Sultan Abdülhamid’in büyüklüğüne bir delil: ‘Çanakkale geçilmeyecek’

Sultan 2. Abdülhamid’in tahta çıkışının 150. yıldönümü bugün. Sultanımıza rahmet okutacak bir menkıbesini düşmanının ağzından naklediyoruz:

“BU LATİF KOKULAR DÜŞMANIN ÇANAKKALE’DEN GEÇEMEYECEĞİNE İŞARETTİR. ARTIK GAYRETULLAHA DOKUNDU. İNŞAALLAH GEÇEMEYECEKLER…” (Metin Hülagü, “Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri”, Pan: 2003, s. 243.)

Çanakkale’de 18 Mart kıyametinin kopmasına 13 gün var, Boğaz’daki bir saray odasına kapatılmış, üstelik 6 yıldır tahtından indirilmiş olan Hakan’ın “Çanakkale geçilmeyecek, zira artık Gayretullah’a dokundu” yorumundaki iman ve idrak ufkunu takdirde insan hakikaten zorlanıyor. Bir hasmı ve muhalifi tarafından aktarılan bu çerçevelik söz ‘Senin istifa ettirdiğini biz de istifa ettirdik’ rüyasından daha vurucu bir mesaj içermiyor mu?

Abdülhamid Han döneminin bir çöküş ve yozlaşma dönemi olduğu tiridini ısıtıp ısıtıp önümüze getirenler  Paul Imbert’in tam da Sultan’ın tahttan indirildiği 1909’da Paris’te bastırdığı “La Renovation de L’Empire Ottoman” (Osmanlı İmparatorluğu’nda Yenileşme Hareketleri) unvanlı kitabının başındaki satırlarını hiç mi okumazlar acaba?

“Ama işte birden hiç umulmadık bir olay, “Hasta adam” içine gömüldüğü uyuşukluktan silkinip çıkıyor; Türkiye kendi gücüyle kalkınacağını duyuruyor. Batı bu sıçramayı biraz birdenbire olmuş gibi görüyor belki; ama sanıldığı kadar önceden belli olmamış değildi bu. Yıllar öncesinden beri canlanma belirtileri başlamış, fikrî ve manevî olduğu kadar ekonomik alanda da güçlü bir çaba harcamaya girişilmişti. Anadolu, Lübnan, Hicaz demiryolları gibi büyük demiryollarının yapılması, ilk, orta, yüksek okullarla meslek okullarının açılmasıyla öğretimin yoğun olarak yaygınlaştırılması, Abdülhamid’in padişahlık dönemini simgeleyen reformlar, yeniden canlanma imkânını sağlamış bulunmaktaydı. (…) Ülke uzun süreden beri reformlara hazırlandı. Otuz yıldır sessizce gelişmekteydi; kararlılıkla ilerleme yoluna girdi.”

Imbert böyle diyordu ama düşmanlık duygularına yenik düşen Katolik Paul Fesch’e göre Sultan’ın öldürtüp Haliç’e attırdığı insan sayısı o kadar çoktur ki, Haliç’teki gemiler onlar yüzünden demirleyememekte, çıpaları cesetlere takılmaktadır! El-İnsaf. Anlayın ne kadar gadre maruz kaldığını.

Kızıl Sultan, Gaddar Türk, Firavun, Hain Halife, Kur’an düşmanı… Bunlar Sultan Abdülhamid’in yaftalarından birkaçı. Şükrü Hanioğlu’nun “Derin Tarih”in şubat sayısındaki yazısından öğreniyoruz ki, bazı muhalifleri, kendileri dinsiz oldukları halde ve ideolojileriyle çelişkiye düşmek pahasına, sırf halkın gözünden düşürebilmek maksadıyla onu “Dinsiz Padişah”(!) ilan etmekten utanmamışlardı. Halk bu propagandayı satın almayınca dönmüşler, bu defa dışarıya onu ‘Dinci Padişah’(!) diye jurnallemeye kalkmışlardı. Aynı propaganda silahının gün gelip de kendilerini vuracağını bilemezlerdi şüphesiz..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Enes Eroğlu

Allah razı olsun hocam. ???? CHP'li Başbakan Kemalist Şükrü Saraçoğlu'da 8 Mayıs 1946 tarihli TBMM konuşmasında; “Biz Amerikalıların fikirlerini, Amerika devlet adamlarının sözlerini bizim sayacak kadar kendimizinkilere yakın buluyoruz.” demişti.

Kübra Nur Esenoğlu

Bu hep böyle vaki olmuştur; Hakk geldi batıl zâil oldu. Batıl zâil olmaya mahkûmdur. Diledikleri kadar iftira atsınlar, lekelesinler ne çıkar? Allâh nûrunu üflemekle söndüremezler. Merhum Mehmet Âkif'in de söylediği üzere; sizler gibi hakkı tutup kaldıran yazarların sayısı ziyâde olsun üstâdım, kaleminize sağlık ????
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23