--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilenler

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
0

Nokta kadar bir menfaat uğruna virgül kadar eğilenler; günü kurtardıklarını sanırken kendi yarınlarını, kendi izzetlerini ve hürriyetlerini kaybedenlerdir. Çünkü insanı küçülten şey, kazandığı menfaatin azlığı değil; o menfaat uğruna feda ettiği şahsiyetin büyüklüğüdür.

Kendi dinini, kendi vicdanını, kendi onurunu ve izzetini küçük hesaplara değişenler, aslında başkasına değil, önce kendilerine ihanet ederler. Bir lokma, bir makam, bir alkış yahut geçici bir rahatlık için hakikatin önünde eğilen insan, zamanla eğilmeyi karakter hâline getirir; bir gün doğrulmak istese bile ruhunda eski dik duruşundan eser bulamaz.

Hürriyet, yalnız zincirlerin olmaması değildir. Hürriyet; insanın inandığı hakikatin karşısında dimdik durabilmesi, menfaat karşısında eğilmemesi, korku karşısında susmaması ve vicdanını hiçbir makama rehin vermemesidir. İzzet de insanın kendisine biçtiği değeri, başkasının lütfuna ve dünyalık hesabına teslim etmemesidir.

Unutulmamalıdır ki küçük menfaatlerin peşinden koşanlar, büyük kayıpların kapısını açarlar. Bugün bir makam uğruna susan, yarın bir hak uğruna konuşamaz. Bugün bir menfaat için eğilen, yarın hürriyetini savunacak doğruluğu kendinde bulamaz.

Onların istikbali hürriyet değil, köleliktir. Çünkü kölelik bazen zincirle değil, insanın kendi eliyle boynuna geçirdiği menfaat halkalarıyla başlar.

Ve insan, dünyada her şeyi kaybedebilir; fakat izzetini kaybettiğinde kazandığı hiçbir şey onu yeniden tamamlayamaz. Zira başını eğerek elde edilen hiçbir nimet, başı dik yaşamanın bedeline değmez.


Müslüman olduğunu diliyle ikrar edip dininin emirlerini hayatının ölçüsü hâline getirmeyen; vicdanı ile cüzdanı, hakikat ile menfaati, iman ile dünya hesabını birbirine tartarak yaşayanlar vardır. Onlar, her defasında hangi tarafın ağır bastığına bakar; vicdan biraz ağır gelirse susar, cüzdan biraz ağır gelirse konuşur, menfaat ağır basarsa eğilirler. Böylece insan, bir anda değil; küçük tavizlerin, sessiz kabullenişlerin ve hesabı yapılmış suskunlukların içinde yavaş yavaş kendinden uzaklaşır. Rabbimiz haber veriyor:

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hac Sûresi/ 11)

Oysa din, yalnız dilde taşınan bir kimlik değil; insanın menfaat karşısındaki duruşudur. İnandığını söylemek kolay, inandığının bedelini ödemek zordur. Hakikatin yanında durmak, insanın kazancını değil karakterini ortaya çıkarır. Çünkü insanın gerçek imtihanı, kaybedeceği bir şey varken doğruyu seçmesidir.

Vicdanı ile cüzdanı arasında gidip gelen kimse, sonunda cüzdanının sesini vicdanının sesinden daha gür işitir. Önce küçük bir menfaat için susar; sonra suskunluğunu meşrulaştıracak bir bahane bulur. Bir başka gün, aynı menfaat uğruna hakikati görmezden gelir. Derken insan, dün ayıp saydığı şeyi bugün normal, bugün normal gördüğü şeyi yarın zaruret kabul etmeye başlar. Böylece zillet, birdenbire değil; insanın kendi eliyle verdiği küçük tavizlerle yerleşir.

Nokta kadar menfaat için bir gün kadar eğilenler, bilmelidir ki eğilmek yalnız bedene ait değildir. Bazen insanın beli değil, iradesi bükülür; başı değil, şahsiyeti eğilir. Bir kez menfaat karşısında küçülen irade, her yeni menfaatte biraz daha küçülür. Nihayet insan, kendi doğrularını savunamayacak kadar dünyaya bağlanır.


Dinini menfaate göre yorumlayan, vicdanını hesabına göre susturan ve izzetini dünyalık bir kazanca değişen kimse, aslında kazandığını zannettiği şeyin karşılığında kendisini kaybetmektedir. Çünkü makam geçer, servet tükenir, alkış diner, dünya döner; fakat insanın kendi vicdanında bıraktığı iz, ömrünün sonuna kadar onunla yürür.

İzzet; hiçbir menfaat uğruna hakikatin önünde eğilmekten vazgeçmemektir. Hürriyet; insanın korkuya, makama, paraya ve çıkara rağmen doğru bildiğinin arkasında durabilmesidir. Şahsiyet ise kimsenin görmediği yerde dahi insanın kendi vicdanına ihanet etmemesidir.

Unutulmamalıdır ki insanı köleleştiren her zaman zincir değildir. Bazen bir makam, bazen bir servet, bazen bir korku, bazen de küçücük bir menfaat insanın boynuna görünmez bir tasma olur. O tasmanın adı bazen dünya sevgisi, bazen makam hırsı, bazen de cüzdanın vicdan üzerindeki hâkimiyetidir.

Ve insan, bir gün dönüp kendi hayatına baktığında şunu fark eder: En büyük kayıpları, büyük fırsatları kaçırdığı günlerde değil; küçük menfaatler uğruna büyük değerlerinden vazgeçtiği günlerde yaşamıştır.

Nokta kadar menfaat için eğilenler, zamanla virgül kadar doğrulamaz hâle gelirler. Vicdanını cüzdanına teslim edenin kazancı ne kadar çok görünürse görünsün, kaybettiği şey daha büyüktür: İzzetini, hürriyetini ve kendi nezdindeki itibarını. Çünkü hakikat uğruna kaybedilen dünya telafi edilebilir; fakat dünya uğruna kaybedilen hakikat, insanın içinde açılan boşluğu hiçbir servetle dolduramaz.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle