Eğilip bükülmeden vatana hizmet edilebileceğini gösteren bir devlet adamı…
Eski Devlet Bakanı, Emniyet Genel Müdürü ve Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valisi Ünal Erkan, Ankara’da bir süredir tedavi gördüğü hastanede 84 yaşında emaneti sahibine teslim ederek, 31Ekim 2026 günü Emniyet Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen törenin ardından son yolculuğuna uğurlandı.
Kendisini yakından tanıma fırsatı bulmuş biri olarak, “iyi bildiğimi”, adam gibi adam ve gerçek bir devlet adamı olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Ünal Erkan’ı, eski sıkıyönetim savcısı, DYP Hükümeti döneminde Devlet Bakanlığı yapmış duayen politikacı Baki Tuğ’un, MHP’nin eski Genel Merkezi’nin bulunduğu Karanfil Sokak’taki bürosunda tanıma imkanı buldum.
Birkaç MHP muhabiri olarak o yıllarda bir iki kez Baki Tuğ’u ziyaret etmiştik. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra 2007’den itibaren beş-altı yıl süresince haftada birkaç kez Baki Tuğ’un bürosuna gidip geldik.
Zira Baki Tuğ’un bürosu, o zamanlar adeta eski bakanlardan oluşan “Emekli Bakanlar Kurulu” gibi bir yerdi.
İçlerinde Ünal Erkan’ın da bulunduğu beş-altı eski bakan, milletvekilleri ve emekli üst düzey bürokrat, Baki Bey’in bürosunda bir araya gelir, tavla oynar, saatler süren keyifli sohbetlerde bulunurlardı.
Biz de aralarına karışır, anlattıkları ilginç olayları, devlet yönetiminde yaşadıkları çarpıcı anıları can kulağıyla dinler, onlardan kapabildiğimiz kadar çok bilgi kapmaya, öğrenmeye çalışırdık.
Kendilerinin izni olmadan hiçbir anlattıklarını yazmadığımız için bize güven duyarlar, sohbetlerinde laflarını sakınmazlardı.
Bu nedenle Baki Tuğ’un bürosu bizim için devlet işleyişini ve siyaset kurumunun nasıl çalıştığını öğrendiğimiz bir akademi gibiydi.
Burada, merhum Ünal Erkan’ı bir kez daha hayırla yâd ederek, kendisinin nasıl eğilip bükülmez, yerine ve zamanına göre şekil değiştirmez, dosdoğru bir devlet adamı olduğunu gösteren bir olayı aktarmak istiyorum.
1990'lı yıllar, o dönem “Gülen cemaati” diye bilinen, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) Türkiye'de ve uluslararası alanda sosyal, eğitimsel ve kurumsal ağlarını hızla büyüterek etkinliğini en çok artırdığı dönem olarak bilinir.
Bu dönemde FETÖ, dini bir yapı olmaktan çıkıp eğitim, medya, finans ve sivil toplum alanlarında devasa bir holdingleşme sürecine girerken, Emniyet ve Yargı alanında da etkinliğini büyük ölçüde artırmıştı.
Olayı bizzat yaşayan bir emniyet mensubu arkadaşımın anlattığına göre, 1991 yılında Polis Akademisi’ni bitiren komiser adaylarının ilk görev yerlerinin belirlendiği kurada, FETÖ’cülerin acımasız ve ahlaksızca hile yapmaları üzerine mezunlar arasında itirazlar ve homurdanmalar başlamış.
Bu nedenle FETÖ’cü Polis Akademisi yöneticileri ile her an büyük olaylara dönüşecek elektrikli bir gerginlik oluşmuş. Olayı duyan dönemin Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan, derhal Polis Akademisi’ne gelerek vaziyete el koymuş.
Kuraları durdurup atamaları iptal ettiren Ünal Erkan, tüm polis akademisi öğrencilerini yemekhanede toplayarak bir masanın üzerine çıkıp, hiçbirinin unutamayacağı tarihi bir konuşma yapmış.
Sözleri ayrıntılı bir şekilde aklımda kalmamakla birlikte, “Emniyet içerisinde yuvalanmaya çalışan bir yapının, alçakça kendilerinden olmayan vatan evlatlarının haklarına el uzatarak adaletsizliğe yol açtığını” belirtip, “Sizler bugünden itibaren başladığınız görevinizde halkın güvenliği ve adaletin tesisi için çalışacak olan Emniyet mensuplarısınız. Hakkınızı böyle alçaklara yedirmeyin. Önce kendi hakkınıza sahip çıkın ki, yarın öbür gün mağdur olan vatandaşlarımıza da sahip çıkabilesiniz” mealinde son derece etkili bir konuşma yapmış.
İşte emniyetçi arkadaşımın anlattığı o olayı, Baki Tuğ’un bürosundaki bir sohbetimiz sırasında bizzat Ünal Erkan’a sordum. “Evet o zaman böyle bir olay olmuştu. Biz de müdahale etmiştik” sözleriyle doğruladı.
Düşünebiliyor musunuz? O, “Cemaat” diye ortaya çıkan, küresel çetenin Truva atı olarak devletimizin her kurumuna sızıp ahtapot gibi saran ihanet ve terör şebekesinin artık Emniyeti ve Yargıyı iyice ele geçirmeye başladığı bir dönemde yapıyor Ünal Erkan bu müdahaleyi.
FETÖ’nün süratle obezleşerek devleti hareket edemez hale getirecek derecede büyümesinin sebebi, devlette de toplumda da kahir ekseriyetin “Ben bulaşmayayım”, “Aman neme lazım”, “Ters düşmeyeyim işlerime taş konulmasın” anlayışıyla hareket etmesiydi.
Ünal Erkan, arkasında dünyanın en büyük güçlerinin olduğu böyle bir ihanet şebekesine, gücünün zirvesine yaklaştığı sırada posta koymuş bir devlet adamıydı.
Üstelik, toplumun büyük bölümünün “ters düşmeyim, işlerime taş konulmasın” dediği dönemde bu postayı koyan Erkan, bir yıl sonra Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valisi oldu. Orada başarılı bir görev süresinin ardından emekli olup siyasete girdi. Üstüne bir de bakan oldu. Şerefiyle, haysiyetiyle yaşayıp emaneti teslim etti. 31 Ekim 2026 tarihinde düzenlenen cenaze töreninde ise naşının üzerine nazlı Türk Bayrağı örtüldü.
Yani demem o ki, gelecek kaygısıyla ilkelerinden, duruşundan taviz vermeden de insanlar bir yerlere gelip vatanına, milletine hizmet edebiliyor. Gençlerin bu nedenle Ünal Erkan gibi devlet adamlarının hayatını incelemelerini şiddetle tavsiye ederim.
Bu vesileyle Allah’tan onun gibi devlet adamlarının sayısını artırmasını niyaz ederek, merhum Ünal Erkan’a rahmet dilerim. Allah taksiratını affetsin. Mekânı cennet olsun.







