--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hüseyin Çelik’in de gıybeti yapılmaz inşallah…

Allah’ın adıyla…

*

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra
kalplerimizi saptırma.” (Kur’an-ı Kerim – 3:8)

“Onlar yoldan sapınca,
Allah da onların kalplerini saptırdı.” (Kur’an-ı Kerim – 61:5)

“Benim her halimi ıslah et ve
beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa
nefsime bırakma.” (Hadis - Hâkim Müstedrek, I, 730)

*

Elhamdülillah Müslüman’ız.

Ölçümüz; Kur’an ve sünnet.

Birini överken de, yererken de belli sınırlar dışına çıkamayız.

Zira Kur’an ile ahlaklanan, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş olana (s.a.v.) tâbiyiz.

Yaratılmışların en şereflisine (s.a.v.) muhatabız. 

O’nun (s.a.v.) aşığıyız.

O’nun (s.a.v.) “kardeşlerim” dediği insanlarız.

Aynı zamanda O’nun (s.a.v.) övgüsüne mazhar olmuş bir ecdadın torunlarıyız. (Ama farkında değiliz.)

O ecdad ki, devletin resmi ismi “Devlet-i Aliyye” olsa da, bazı metinlerde “Devlet-i Muhammediye” diyecek kadar O’nun (s.a.v.) muhibbanıydı.


Farkındaysanız, bu yüzyılda dahi, “cihan hakimiyeti” hayali kuran tek milletiz. Çünkü kanımızda var.

Cihadın en yakıştığı milletiz.

Zulüm altındaki tüm dünya Müslümanlarının, yıkık dökük evlerinde Türk bayrakları olmasının yegâne sebebi, Allah’ın adı ve buyrukları ile resulünün sünnetini yayma çabamızdır. Dün de bugün de, inşallah yarın da… Yeter ki bugün ayaklarımızı tökezleten prangalardan kurtulalım.

İ’lâ-yi Kelimatullah’ı en büyük ilkesi bilen dedelerimiz, en zor günlerinde dahi Allah’ın zikrini dilinden düşürmedi.

Tabii ki ecdadımız lâ yüs’el değil. Hâşâ peygamberler gibi masum değiller. Hepsi nefis sahibi insanlardı. 2’nci Selim gibi alkol kullanan da, 5’inci Murat gibi mason olan da vardı. Ancak 2’nci Selim’in daha dindar bir hayat yaşamayı seçtiği, alkolü birden bıraktığı, bu nedenle hastalandığı ve doktorların “yavaş yavaş bırakın” telkinine uymayıp ölmeyi göze aldığı rivayet edilir.

Bu alkol konusu ilginç…

Yaraları olduğu için gocunup duran bir kesim, Osmanlı padişahlarının “işret düşkünü olduğu” yalanını yaymak adına yoğun çabaya girdi son 100 yıldır.

2 padişahın alkol kullandığı kesin bilinen bir şey. Ancak diğerlerini karalamak için de ellerinden geleni ardına koymadılar.

Fatih Sultan Mehmed’in de alkol kullandığını ileri süren cahillerden tutun…

“Sarı Selim cariye kovalarken düşerek öldü” diyen ahmaklara kadar…


Hatta Fatih’in Hristiyan olduğunu söyleyenler bile çıktı… Gerçi kendi dışkısını yiyen adamın ağzından “güzel söz” yerine “b.ktan sözler” çıkar tabii ki…

Neyse…

En çok iftiraya uğrayanlardan biri de Sultan 2’nci Abdülhamid Han. Koca sultan, yalnızca alkol konusunda değil siyasi mevzularda da bol bol iftiraya maruz kalır. Kıbrıs’ın kaybedilmesi gibi. 

Kimse Abdülhamid Han’ın tahta henüz yeni çıktığından, devletin dizginlerini tam anlamıyla eline alamadığından, dönemin “ali kıran baş keseni” Mithat Paşa’nın da pay sahibi olduğu siyasi hataların Osmanlı’yı nasıl bir çıkmaza sürüklediğinden bahsetmez. 93 Harbi’nin ağır mağlubiyetiyle iyice köşeye sıkışan devletin, İngiliz baskısı karşısında Kıbrıs’ın idaresini devretmek zorunda kaldığını; Abdülhamid Han’ın ise anlaşmaya direndiğini ve ancak hükümranlık haklarının korunması şartıyla onay vermek zorunda kaldığını anlatmaz.

Abdülhamid Han’ın koltuğu sağlamlaştırdıktan sonra Mithat Paşa’yı görevden aldığından, Paşa’nın görevden alındıktan sonra, “Artık bu millet battı” diyecek kadar kendini beğenmiş olmasından bahsetmez.

Şu kemalizmin Türkiye’ye verdiği en büyük zarar herhalde ezbere konuşma hastalığı!.. Papağan gibi aynı saçmalıkları tekrar etme hatası.

Hadi konuyu dağıtmayayım…

Gayri müslimler için de rahmet dilenmesi gerektiğini savunarak “diyalog tartışmalarını” hatırlatan Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, geçenlerde Abdülhamid Han’ın alkol kullandığını ileri sürdü.

Bir süredir Bülent Arınç’la yarışa girmişçesine “kendi mahallesine” yükleniyordu zaten. Özel olarak Abdülhamid Han’a da kafayı takmış denebilir. Daha önce de “paragöz” iması yapmıştı. 

Milli Eğitim Bakanı iken “İsrail mallarını okullarda boykot etmeyin” diye genelge yayınladığı yönünde belgeler olan Çelik’in, “Filistin kanla alındı kanla verilir” diyen Abdülhamid’e olan karşıtlığı nereden geliyor sizce?

FOTOĞRAF 1

Çelik, Abdülhamid Han’ın alkol kullandığı iddiasını da kendi torununa dayandırıyor.


Peh…

Söz konusu torun ise Ertuğrul Osman Efendi. Abdülhamid Han vefat ettiğinde Osman Efendi 6 yaşındaydı!..

Hüseyin Çelik’in “şahitliğini muhatap aldığı” şahsın hayatında yalnızca birkaç kez görebildiği, onda da azami 6 yaşında olduğu Abdülhamid Han için, neredeyse tüm hayatı boyunca yanında olan insanlar neler söylüyorlar peki?

Eşi Behice Sultan’ın tanıklığına göre Sultan 2’nci Abdülhamid Han haramlardan azami düzeyde sakınır, “iki eli kanda olsa” namaz vaktini kaçırmaz, her gün Delâilü’l-Hayrât okuyup salavat-ı şerifeler getirirdi.

Ayşe Osmanoğlu’nun hatıratını okuyun. Ayşe Hanım’ın aktardığına göre koca sultan beş vaktini aksatmaz, Kur’an-ı Kerim okumaya özen gösterir, küçük yaşlarından itibaren çocuklarına namazı telkin eder, camiye gitmek için çaba sarf eder, padişahlığı döneminde Yıldız Sarayı’nda beş vakit ezan okuturdu. Ayrıca Şazeliyye Tarikatı mensubuydu.

Tam bir ahmaklık sonucu darbeyle görevden uzaklaştırıldıktan sonra sürgün edilen Abdülhamid Han’ın, son yıllarında kendisiyle ilgilenen doktoru Âtıf Hüseyin Bey’in 12 defterlik hatıratı var. Orada ne diyor peki?

İlk notlarında Abdülhamid’i sevmediğini görüyoruz. Hatta küçümsüyor. Ancak zamanla tutumu değişiyor. Âtıf Hüseyin Bey’in aktardığı konuşmalardan birinde Abdülhamid, zamanının önemli bölümünü ibadet, dua ve evrâd okuyarak geçirdiğini anlatıyor. Özellikle Şifâ-i Şerîf ve Delâilü’l-Hayrât okuduğunu, Müslümanların ve memleketin selameti için dua ettiğini söylüyor. Aynı günlükten aktarılan bir başka konuşmada Abdülhamid, beş vakit namazında belirli bir duayı düzenli okuduğunu ve sıkıntılı zamanlarda bu duaya müracaat ettiğini anlatıyor. Abdülhamid’in doktoruyla yaptığı konuşmalardan birinde, Çanakkale Savaşı sırasında Sahîh-i Buhârî okuyup dua ettiğini anlattığı kaydediliyor.

Sidney Whitman’ın 1914’te yayımladığı Turkish Memories adlı kitabında Abdülhamid’in yaklaşık otuz yıllık saltanatının cuma selamlıklarından yalnızca birini hastalık yüzünden kaçırdığını yazıyor.

1922’de yayımlanmış “Saray Hatıraları: Sultan Abdülhamid Han’ın Hayatı” eserinde ise Ali Said Bey diyor ki; Abdülhamid Han, sabah namazını kılıp dua ettikten sonra kahvaltıya geçiyor, ardından devlet evrakını incelemeye başlıyordu. Padişahın ramazan orucuna önem verdiği, hastalık hâlinde bile bu konuda hassasiyet gösterdiğini anlatıyor.


Hicaz Demiryolu’na kendi cebinden bağış yapması, demiryoluna Muhammed aleyhisselam hazretlerinin kabrinin yakınlarında keçe döşetmesi (tren ses yapmasın diye), Sahih-i Buhari bastırması, Şazeliyye Tarikatı mensubu olsa bile birden fazla tarikatın dersini alması gibi daha neler sayılır neler.

Bakın yukarıdakilerin tamamı tarihi belge. Halk arasındaki menkıbelere hiç değinmiyorum bile. Bir hacının Kâbe önünde Sultan Abdülhamid Han’ı gördüğünü, bunun da Sultan’ın kerameti olduğunu söyleyenler de mevcut. Ama bunlara girmeye gerek yok. Somut tüm deliller hünkâr hazretlerinin ne denli titiz bir Müslüman olduğunu kanıtlamaya yeter.

Eh…

Hüseyin Çelik de 6 yaşındaki çocuğun şahitliğiyle yetinsin.

Kemalistlerle birlikte, Müslüman bir lidere atılan iftiraları papağan gibi tekrar etsin.

Onlarla yaşasın… onlarla haşrolsun, ne diyelim.

Allah celle ve âlâ hazretleri, “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının... Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın...” dediği halde, devlet işleri dışında vaktinin çoğunu ibadetle geçiren bir Osmanlı Sultanı’nın sözde kusurlarını araştırmaya, gıybet etmeye devam etsin.

Ama onun da gıybetini yapanlar çıkar maazallah…

Konu Abant Kabinesi iddiasından başlar, düğün davetiyecisinin koca turizm şirketine dönüşmesi iddiasına gelir; oradan Van depremi sonrasındaki usulsüzlük iddialarına bile uzar… Bakarsın Meclis sekreterine kadar gıybet yapanlar olur…

Eh… gıybetin ne kadar iğrenç bir şey olduğunu kendisi de anlamıştır, bu yazıyı okursa.

Allah gıybetten hepimizi esirgesin…

Ve minellâhi’t-Tevfîk.

Muhammet Seyfullah Maden Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle