Erdoğan’ın eski avukatı, Dinç Bilgin, Cüneyt Zapsu, Taha Akyol?
AK Parti çizgisine daha dün gelen bazı yorumculardan bile duyuyoruz: “Reis yalnız.”
Bu söyleme ben mesafeliyim.
Bir lider yalnız olsa 24 yıl nasıl ülkenin yönetiminde kalabilir?
Bir lider yalnız olsa dünyanın en güçlü istihbarat örgütünün kucağına oturmuş bir yapının 40 yıllık hazırlığını devre dışı bırakıp 17-25 Aralık darbe girişimini bastırabilir mi?
Bir lider yalnız olsa cumhuriyet tarihinde ilk defa halkın sokaklara çıkarak bir darbeyi önlemesinin altına imza atabilir mi?
Erdoğan, 15 Temmuz darbesinde halkı meydanlara çağırdığında yüz binler sokağa çıkmasaydı darbe önlenebilir miydi?
Şuna katılırım:
Reis’e yalnızlık yaşatmak isteyenler sadece muhalifler değil.
“Şu makama beni niye getirmedin, beni bu makama getirdikten sonra niye görevden aldın” türünden, küçük küçük ihtilaflar üzerinden Reis’e itiraz edenler var.
Muhaliflerin yalanlarına, iftiralarına bir de bunlar katkı veriyor.
Reis’in işi gerçekten zorlaşıyor.
Somut örnek üzerinden gidelim.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 28 Şubat sürecinde hukuki konularda danışmanlığını yapması ile bilinen, o tarihlerde hak ettiği profesörlüğü, Erdoğan’a danışmanlık yapıyor diye yıllarca kendisine verilmeyen Prof. Dr. İzzet Özgenç, geçtiğimiz günlerde bir paylaşım yaptı.
Erdoğan’ı töhmet altında bırakacak, belki de paylaşım sahibini farkında olmadan iftira atma durumuna düşürecek o anlatımda, Özgenç’ten banka hortumcusu ve Sabah grubunun o tarihteki sahibi Dinç Bilgin lehine bilirkişi raporu hazırlamasının istendiği iddia ediliyordu.
Özgenç, eski yıllardaki tanışıklığı, kendisinin de Karadenizli olması ve diğer birçok ortak nokta açısından, Erdoğan’ın kendisine bir telefon ile ulaşabilmesi mümkünken, bire bir tanışıklığı olmayan bir üçüncü şahsın Erdoğan’ın selamı ile geldiğini ve bilirkişi raporunda sahtecilik yapmasını teklif ettiğini ileri sürdü.
O tarihte bu talebi savcılığa bildirdiğine ilişkin bir açıklaması olmadığı için, İzzet Özgenç’in kendisine yönelik suç niteliğindeki bu teklifi gizlediği de böylece ortaya çıkmış oldu.
Ama sonrasında ne oldu?
İzzet Özgenç kendisini dürüst bilirkişi olarak takdim ettiği geçtiğimiz haftaki paylaşımında, 2005’teki o olayda, gerçek dışı bilirkişi raporu hazırlaması için yapılan teklif hakkında niçin suç duyurusunda bulunmadığını anlatmadı.
Erdoğan’ın ricası diye gelen üçüncü kişinin, Erdoğan’a yakın birisi aracılığıyla değil, Taha Akyol aracılığıyla Özgenç’e açıklama göndermesiyle kurulan tezgah da ifşa oldu.
Suçlanan Erdoğan...
Tamam, Cüneyt Zapsu AK Parti kurucularından.
Ama Erdoğan ile ilişkisi, Özgenç-Erdoğan ilişkisi kadar yakın olsaydı; Zapsu, Erdoğan’a rica ederek Özgenç’in hem Cumhurbaşkanı’nı hem de kendisini suçlayan o paylaşımı hakkında bir açıklama yayımlamasını isterdi.
Ama öyle yapılmıyor.
Zapsu, Erdoğan’dan rica etmiyor; Taha Akyol’dan rica ediyor.
Hayrola İzzet Bey, Kararcılarla senin bu muhabbetin nereden geliyor?
Suçlamada aracı gösterilen kişi Cüneyt Zapsu, Erdoğan üzerinden daha kolay etki edebileceği Özgenç’e, Erdoğan’a düşmanlığı ile tanınan Taha Akyol’u aracı ederek niye açıklama yolluyor?
Kimler kimlerle beraber...
Profesör sıfatı taşıyan, hem de hukuk alanında bu kariyere gelmiş bir insan, kendisine gelen kanunsuz teklifin gerçekte kimden yönlendirildiğini anlayamaz mı? Yıllardır yanında bulunduğu kişinin böyle bir teklifi asla yapmayacağını bilmez mi? Bu teklifin Cüneyt Zapsu’nun, Dinç Bilgin ile ilişkisi sebebiyle ama Erdoğan’ın ismi kullanılarak yapılmış olduğunu anlamaz mı?
Hadi diyelim tezgaha düştün, anlayamadın.
Sana yapılan o teklife rağmen sen raporunu bildiğin şekilde, dürüstçe, Dinç Bilgin aleyhine hazırladın mı? Hazırladın.
O tarihte yargıda büyük bir tartışma çıktı mı? Çıktı.
Eğer teklif gerçekten Erdoğan’dan gelmiş olsaydı, aynı isim seni 2007-2015 arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyesi yapar mıydı?
Sorum net: Girişte katılmadığımı söylediğim “Reis yalnız” söylemlerine benim de hak vereceğim kadar somut bir “yalnız bırakma” girişimi değil mi bu?
En başından Özgenç’in şunu demesi gerekmez miydi: “Erdoğan böyle bir şey söylemek istese direkt bana söylerdi. Niye benim tanımadığım Cüneyt Zapsu’yu aracı kılsın ki?”
Zapsu’ya inandıysa sonrasında niye düşünmüyor: “Bu kadar net bir isteği ben yerine getirmedim. Bir de kavga çıkartacak şekilde raporu mahkemeye diğer bilirkişilerden ayrı olarak verdim. Ama Reis beni YÖK üyeliğine getirdi. Nasıl bir iş bu?”
Ben fikrimi değiştireyim mi acaba? Reis gerçekten yalnız mı?
Arama motoruna “Cüneyt Zapsu - Dinç Bilgin” diye yazsanız, bu iki kişinin İstanbul Sarıyer’de bulunan Alsit Villaları’nda yan yana villalarda oturduklarını göreceksiniz.
Her şey ortada.
Adam, Erdoğan’ın ismini kullanarak Dinç Bilgin’i kurtarmak istemiş.
Zaten o konu kapalı odalarda dillendirilince de Erdoğan, Zapsu ile merhabasını kesmiş.
Bu kadar basit bir çıkarımı bile yapamayan bir hukukçu, sabahtan akşama kadar bize “Şu olmaz, hukuka aykırı; bu olmaz, insan haklarına aykırı. Tutuklama olmaz, lekelenmeme hakkı var, masumiyet karinesi ihlal edilmez” derse; bu basit çıkarımı yapamayan kişinin tüm bu söylemlerine karşı, “Sen Sülün Osman tipli adamların sözüne bakıp Reis’ten şüphe eden bir kişisin. Otur, bir tefekkür et, Erdoğan’dan helallik iste” dememiz gerekmez mi?
Ki İzzet Özgenç, o yalanı savurup Zapsu üzerinden Erdoğan’ı töhmet altında bırakmaya kalkışmıştır.
Banka hortumu sebebiyle yargılanan, Tayyip Erdoğan’ın da hiç sevmediği komşusu Dinç Bilgin’i kurtarmak için Başbakan’ın ismini kullanarak kendisini etkilemeye çalışan Cüneyt Zapsu’yu kurtarmaya gelince karşımıza kim çıkıyor? Menfaatçilikleri sebebiyle Erdoğan’ın yanından ayrılan Karar gazetesinin kadrosundan Taha Akyol.
Taha Akyol Özgenç’i arıyor; bu profesör de “Bana zimmet suçu işleyen adam hakkında suç yok raporu isteyen Cüneyt Zapsu’nun hiçbir açıklamasını yayımlayamam, kendi onurumu çiğnetemem” diyeceğine Zapsu’nun açıklamasını yayımlıyor.
Açıklama da açıklama olsa...
Önce Özgenç’in Erdoğan’ı haksız yere töhmet altında bırakmak amaçlı birinci paylaşımını vereyim:
“Sonra İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülüp karara bağlanan Etibank davasında bilirkişi olarak görevlendirilmiştim. Bu davanın görüşülme sürecinde Tayyip Bey’in tavassutuyla Cüneyt Zapsu evime gelerek, bu davada bilirkişi raporunu sanıklar lehine olacak şekilde yazmam yönünde benden talepte bulundu.”
Erdoğan’a kara çalma girişimi imzalandı mı? İmzalandı.
Erdoğan için, “Kendisini aradım, böyle bir tavassut isteniyor, doğru mu, bu nasıl olabilir?” diye sormuş mu? Sormamış.
Ama Ekrem İmamoğlu için hak, hukuk, adalet isteyen, lekelenmeme hakkından bahseden İzzet Bey, sonrasında Cüneyt Zapsu’nun, bakın kim tarafından gönderilen açıklamasını yayımlıyor. Bu da dünkü paylaşım:
“Cüneyt Zapsu, Sayın Taha Akyol üzerinden bana iletilmek üzere bir mesaj göndermiş. Sayın Akyol, bu mesajı benimle paylaştı. Cüneyt Zapsu, benim ‘yanlışımı düzeltmem’ ümidiyle, esas itibarıyla, ‘İleri yaşı dolayısıyla, benimle tanışıklığını ve evime geldiği’ni hatırlayamadığını, ‘Tayyip Bey’in tavassutu ile kimsenin evine gidip hele Bilirkişi Raporu’nu etkilemeye’ yönelik girişimde bulunmadığı’nı, bana iletmiş oldu. Kamunun takdirine sunarım.”
Evet, insanları tabulaştırmaya karşıyım. Peygamberler dışında insanlar günahsız, kusursuz değildir. Bir kişinin her şeyi yapan olarak gösterilmesi onu tabulaştırmaya götürür.
Ama bu temel ilkeleri rafa kaldırmadan, “acaba” diyorum, “Reis yalnız” mı?
(Somut olayın ayrıntılarını biraz daha eşeleyelim. Sonraki yazılarımda, inşallah.)







