--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sel gider, kum kalır…

Muhammet Kutlu
Muhammet Kutlu
0

Birinci Karabağ Savaşının en yoğun ve kritik evresi olan 1992-1993 yıllarında başbakanlık koltuğunda, 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı olacak olan Süleyman Demirel oturmaktaydı.

Türkiye’de vesayetin tüm kasvetiyle hüküm sürdüğü o dönemin hükümetleri, Azerbaycan'a açık ya da örtülü askeri destek vermedi. 

Hatta Süleyman Demirel hükümetinin, o dönem bir yandan Azerbaycan topraklarını işgal ederken diğer yandan ekonomik kriz yaşayan Ermenistan'a buğday yardımı yaptığına ilişkin söylenenler çok sarsıcıydı. 

Vesayet kıskacındaki Türkiye, 1992-1993 yıllarında Birinci Karabağ Savaşı'nın en vahim dönemlerinde, özellikle Hocalı Katliamı ve Kelbecer'in işgali sürecinde, dağlık arazide mahsur kalan, aralarında yaşlıların, kadınların ve yaralıların bulunduğu sivilleri kurtarmak için bile Azerbaycan’a yardım elini uzatamamıştı. 

Dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebülfez Elçibey yıllar sonra yaptığı açıklamalarda, Türkiye'den sadece kuşatma altındaki sivilleri ve yaralıları tahliye etmek amacıyla helikopter istediğini, ancak dönemin Türkiye yönetiminin bu talebi karşılamadığını ifade etmişti.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Kelbecer işgali sırasında bizzat bölgeye gittiklerinde Elçibey'in kendilerine “İki helikopter bile vermeyen bir ülkeden ne bekleyebilirim?” siteminde bulunduğunu büyük bir üzüntüyle dile getirmişti.

Küresel siyonist hegemonyanın vesayeti altında bulunan Türkiye, o zamanlar Azerbaycan’a yardım edemediği için Birinci Karabağ Savaşı sonucunda Ermenistan güçleri, Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini işgal etmişti. 


İşgal yalnızca Dağlık Karabağ bölgesini değil, aynı zamanda Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında stratejik bir koridor oluşturan ve çevrede yer alan Kelbecer, Laçın, Ağdam, Fuzuli, Cebrail, Gubadlı ve Zengilan 7 rayonu da kapsıyordu. Bu rayonlarla birlikte toplam işgal edilen alan, Azerbaycan topraklarının yaklaşık beşte birine ulaşıyordu.

Bu topraklar batılı emperyalist devletlerin AGİT vasıtasıyla oyalaması yüzünden yaklaşık 30 yıl boyunca işgal altında kaldı. Türkiye’nin başında Recep Tayyip Erdoğan’ın bulunduğu bir dönemde, 2020 yılında gerçekleşen İkinci Karabağ Savaşı ile büyük ölçüde vatan toprakları kurtarılabildi. 

Kısa sürede ayağa kalkıp dünyanın hayranlığını kazanan yerli ve milli silah sistemlerini üreten Erdoğan yönetimindeki Türkiye, İkinci Karabağ Savaşı’nda adeta bir dağ gibi Azerbaycan’ın arkasında durdu. 

Savaşı kendilerinin kazandığını iddia eden Azerbaycanlı kardeşlerimizin çıkışları zaman zaman bize kadar ulaşsa da Vatan Savaşı’nın kazanılmasında Türkiye’nin desteğinin büyük etkisi vardı.

Demem o ki, Türkiye Birinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’a destek olamayınca kardeş ülke, topraklarının yüzde 20’sini Ermenilere kaybetti. 30 yıl vatanın beşte biri Ermeni işgali altında kaldı. 

Ama İkinci Karabağ Savaşı’nda Recep Tayyip Erdoğan gibi büyük bir liderin kararlı duruşuyla Türkiye faktörü devreye girdi ve kaybedilen topraklar kurtarıldı. 


Son günlerde, Azerbaycan Hükümetinin kararıyla okullarda başörtüsü yasaklanınca, 28 Şubat zulmünü yaşamış olan Türkiye’den haklı olarak tepkiler yükseldi. Kardeş Azerbaycan halkı aynı acıları yaşamasın diye açıklamalar, çağrılar yapıldı. 

Fakat görüyoruz ki, gerek Azerbaycan iktidar çevreleri, gerek devlet yayın organlarından bu çağrılara çok sert ifadelerle karşılık veriliyor.

Bunlara gerek yok. İsrail ile dost olmak için Türkiye’yi bir kenara atmak yanlıştır. 

Biz Azerbaycan ile evleri yan yana olan iki kardeş gibiyiz. Elin emperyalistini sevindirmek için Müslümanlara zulmedip, Türk halkını yaralamak doğru değil. 

Unutmayın ki sel gider, kum kalır. 

 

 

Muhammet Kutlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle